Söyleşi: Zeynel Özgün

Otuz beş yıllık müzik yaşamını Türkiye’de sürdürmüş ve son beş yıldır Hollanda’da yaşayan müzisyen Efkan Şeşen uzun bir aradan sonra yeni şarkılarından oluşan “ID” (kimlik) adlı 15. müzik albümünü dinleyicileriyle buluşturdu. Bu albüm şarkıları, 9 farklı coğrafyadaki hikâyeleri size kendi dilleriyle taşımaktadır. Söz ve müzikleri sanatçıya ait olan Türkçe, Hollandaca, İngilizce, Kürtçe, Ermenice, Arapça, Zazaca, Pontosca, Lazca şarkılardan oluşan bu albümün çalışmaları 4 yılda tamamlandı.

Son albümü 1 Mayıs’ta dinleyicileriyle buluşan Efkan Şeşen’le 9 dilli albümü, ID’yi konuştuk.

İzin verirseniz sondan başlayıp önce yeni çıkan albümünüzle ilgili biraz konuşalım. Kişisel müzik kariyerinizdeki 15. albümünüz 1 Mayıs’ta çıktı. Bu tarih, yani 1 Mayıs özellikle mi seçildi, yoksa tesadüfen mi 1 Mayıs’a denk geldi?

1 Mayıs özellikle düşünülmüş bir tarih tabi ki. Çünkü kalıcı bir dünya albümünün özel bir günde belgelenmesini istedim. Bir de kızım Ezgi’nin de doğum günü 1 Mayıs.

Dünya herkesindir

Son albümünüzün adı ID, yani “kimlik”. Albümün içeriğiyle de uyumlu olduğunu tahmin ediyorum ama sanırım sizden öğrensek daha güzel olacak Neden “kimlik”? Ve bunu neden ID şeklinde ifade etmek istediniz?

Öncelikle 9 öykü benim benliğimde ve yüreğimde derin bir iz bıraktı. Bu çalışma bu şekilde başlamış oldu. 9 farklı öykünün, yaşadığı topraklara ait dillerde daha da anlamlı olacağını düşündüm. Dillere olan ilgim, bu yaşanmışlıklarla bir araya gelince bende büyük bir motivasyon uyandırdı. Tabi ki bu öyküler ve dillerle beraber burada bana destek sunabilecek doğru insanlarla yan yana olmam da albümü şu an dinlediğiniz güzelliğe ve içtenliğe kavuşturmuş oldu. Albüm ismine gelince; halkların, dil, inanış ve coğrafya farklılıklarına rağmen bir arada dünyanın en güzel bahçesinde bir arada duran çiçekler gibi olduğunu anlatmak istedim. Kimlik… Evet, önemli ama bu kimliklerin barış içinde, kardeşçe yaşayabilecekleri unutulmamalıydı. Halkların buna ilişkin bir ön yargısı olmamıştır ve olmamalı da zaten. Dünya herkesindir. İstedikleri kadar sınırlara bölünsün. Ben ve benim gibi insanlar bunu böyle kabul ediyoruz ve bunun içinde yani renkleri bir zenginlik olarak görüp mücadeleye devam ediyoruz. Albüm adının ID olmasının sebebi;  bu çalışmanın bütün dünyada dinlenebilmesi ve tabi ki Hollanda’da yapılmış olmasıdır. Üstelik aidiyet bizde de geçen bir kelime. Birçok dilde kimlik olduğu anlaşılan ortak bir kelime ID.

Aslında hayatın kültürel çeşitliliğine vurgu yapmış ve bu çeşitliliği de ID şeklinde evrensel ve ortak bir tanımlama ile ifade etmeyi tercih etmişsiniz sanırım. Doğru mu anlıyorum?

Kesinlikle doğru bir düşünme olmuş bu. Hayat kültürel zenginliklerimiz ile hayattır ve yaşanasıdır.

Albümün kapak tasarımındaki görseli de bu muhtevadan ayrı düşünmeyelim, değil mi? Görsel tasarımı kime ait? Albüm için mi tasarlandı?

Görsel tasarım Güler Akdemir kardeşime aittir. Bu çalışmaya başladığımda Güler’e bahsettiğim andan itibaren büyük bir fedakârlık ve sevgiyle tasarımı gerçekleştirdi. Hatta albüm çıktı Güler’in fikirleri bitmedi :))  Bu albümde katkı sunan herkes neye hizmet ettiğini bilerek emek vermiştir. Ve tabi ki benim bu sonucu çıkaracağıma olan inançları da her adımda tamdı. Albümün bütün çizimleri  “ID” için tasarlanmıştır.  

ID albüm kapağı. Tasarım: Güler Akdemir

“Ölsem de gam yemem” dedirten dört yıl

“Kimlik”, dört yıl süren uzun bir çalışmanın sonucunda ortaya çıkmış. Bir albüm için uzun sayılabilecek bir süre. “Kimlik” nasıl ortaya çıktı? Nasıl bir çalışma yürüttünüz? Bu dört yıldan bahsedebilir misiniz biraz?

Az önce ID’nin öyküsünü kısaca anlattım aslında. Öncelikle bende dokuz öykünün izleridir bu çalışmanın itici gücü. Gerisi daha kolay oluşmuş oldu. Tabi ki bu dört yılda birçok olumsuzluklar da yaşadık. Benim yeni yaşamıma ayak uydurmak, yeni bir dili gerçekten öğrenmek, bununla ilgili iki yıl süren okul sürecimin zorlukları, tabi ki ekonomik koşullarımın getirdiği büyük zorluklar. Ve bütün dünyayı kasıp kavuran korona ve bizden götürdükleri.

Bu anlamda çok zor bir süreçte çok zor bir çalışmayı başarmanın onurunu ve gururunu da taşıyorum gerçekten. Yani benim penceremden yansıyan kimliğim halkla buluşmuş oldu. “Ölsem de gam yemem” derler ya işte tam olarak bu cümle beni ve dört yılımı anlatıyor.

Sanatçı halka zulmedenlerin yanında bir an bile duruyor olsa yanlıştır

“Kimlik”te dokuz ayrı dilden dokuz şarkı var. Bu yanıyla da ilgi çekici bir albüm olmuş. Genelde belli bir dil ağırlıklı olmak üzere arada birkaç tane de farklı dillerde şarkı olan çok albüm biliyoruz. Ama her bir şarkısı ayrı dilden olan bir albüm çok da rastlanan bir şey değil sanırım. Siz böyle yapmışsınız. Buna nasıl karar verdiniz?

Dokuz yaşanmış öykü… Yüreklerdeki vicdana seslenerek algılansın, dinlensin ve beğenilsin istiyorum. Ama popüler kültüre bakarsak ve insanların da hangi trendin peşinde koştuğunu düşünecek olursak ilgi çekici diyemem. İlgiyi, maalesef doğrular, dürüstlükler, mütevazılıklar çekmiyor. Bunun ileride incelenecek en iyi patolojik vaka örneği de ben olacağım galiba. Bir yere ait değilseniz, ya da söyleminizde en azından bunları kullanmıyorsanız, insanlarımız sizi sahiplenmiyor. Oysa yaşamımla anlattığımın örtüşmesine ve şarkılarımdaki içtenliğe bakılmasını isterim. Sanat tüketimini siyasi, etnik veya inanç adresleriyle ya da kendisiyle ilişkilendirici reflekslere bırakmış olanlar, sizi ve sanatınızı görmez. Çünkü ya ondan veya en hafifiyle popüler değilsinizdir. Çoğunluğun algısı böyle. Senin için de böyle mi oldu dersen, şarkımda dediğim gibi hep “ OLDU“. Öte yandan, bir sanatçının verdiği mesajla, kendi yaşamı arasında bir uçurum olmaması gerekir. Sanatçı halka zulmedenlerin yanında kısa bir an bile duruyor olsa bırakın onun diliyle konuşmayı veya ona bir şekilde katkı sunmayı, yaptığı şey ne amaçla olursa olsun yanlıştır. “Bunu düşünmeden yaptım“  gibi basit bir cümleyle de bu yanlış geçiştirilemez.

Albümdeki dokuz şarkının söz ve müzikleri size ait. Sözleri nasıl yazdınız? Farklı dillere çevirirken yazdığınız sözlerdeki şiirsel ahengi, müziğe uygun akışı nasıl korudunuz? Bu hayli uğraştırıcı olmalı. Şarkı sözlerini yazma ve bu dillere çevirme sürecini anlatabilir misiniz biraz?

Önce sözler ve müzikler kardeşçe aktılar kâğıda ve notalara… Sonrası dil desteği aldığım arkadaşlarım ve büyüklerim oldu. Ki bu isimler youtube’da ve paylaşımların altında açıklamalar şekliyle şarkı altlarında yerlerini aldı. Kürtçe, Ermenice, Pontosça, Zazaca ve Arapça benim hiç konuşmadığım diller.. Dolayısıyla bu dillerde desteklerini benden esirgemeyen arkadaşlarıma tekrar şükranlarımı sunuyorum. Sağ olsunlar, var olsunlar. Dünyaya bizde karınca kararınca güzel bir iz bırakmış olduk sanırım.

Her bir şarkının hikayesini dinleyenler empati kurarak anlayabilirler

Albüm tanıtımında “bu albüm şarkıları, dokuz farklı coğrafyadaki hikâyeleri size kendi dilleriyle getirmektedir” demişsiniz. Her şarkının bir hikâyesi mi var?

Evet, her şarkının bir hikayesi var ama bunu ben anlatmayayım. İstiyorum ki ilk önce bu dilleri konuşan insanlar hikâyeyi hatırlasın ve sonrası bu dilleri bilmeyen insanlar ön yargısız bu şarkıları dinleyip sözlerine baksınlar. Ne anlatılmış? Aynı şeyleri kendileri yaşasalar ne hissederlerdi? Empati kursunlar… dünyanın bu kadar sıkıştığı ve sığlaştığı bir sürecinde bu değerleri anlamaya benim kadar dinleyen de emek versin istiyorum. Sonuçta bu çalışma insanları eğlendirmek için yapılmış “türküler ve oyun havaları“ çalışması değil… Ha… bundan da şu sonuç çıkarılmamalı; “yine sıkıntı, yine dert mi?” anlatılan. Hayır değil tabi ki. Bu hikayeler büyük bir hassasiyetle, herkesin anlamasına uygun yumuşaklıkta ve estetikte yaratılmış sanat ürünlerinin içeriği oldular.. Yani hepimizi ruhsal olarak da besleyecektir. Ama bu görülüyor ki zaman alacak.. Yeter ki önyargıyı atalım kafalarımızdan. Şans verelim kendimize bir sanat eserinin ruhunu yakalamak için…

ID’deki çalışma, ‘Efkanca’ bir üretim

Seçtiğiniz dokuz dil arasında doğu ve batı dilleri karma şekilde yer almış. Her dilin telaffuzu, o dille ilgili anlatılan hikâye de farklı olur doğal olarak. Üstelik her dilin ait olduğu halkın kültürü ve müziği hakkında da bilgi sahip olmak gerekiyor sanırım. Bütün bunları düşününce albüm için dört yıllık hazırlık sürecinin nasıl geçtiği daha iyi anlaşılıyor değil mi?

Diller her koşulda birlikte yer alabilir. Niye? Çünkü öykülerin nerede yaşandığı öncelikli burada. Mesela, ben Küba’dan bir hikâye ile karşılaşmış olsaydım ve etkilenseydim; doğru bir enformasyon alabileceğim kişi ile temaslı değilsem, bu öykü, maalesef yalnızca benimle yaşayacak ve müziğimde paylaşamayacağım bir öykü olarak kalacaktı büyük olasılık. Dolayısıyla burada öykünün kendisi, o coğrafya halkının kültürü bir şekilde özümsenebilir. Hatta ve hatta o kültürün ürettiği müziğe benzer üretim de yapılır. Bilginizin kapasitesi meselesi diyelim buna. Ama “ID“ de müzik üretimlerim tamamen Efkanca diyelim. Çünkü böyle bir kaygıyla yeni üretim yapılmaz, yalnızca taklit olabilir. Ee, taklit olacaksa o zaman işin çok daha kolayı var o dillerde popüler olmuş halk ezgilerini okursun. Ve hiç bir risk almadan, halkın da kolayca kabul edeceği bir çalışma gerçekleştirirsiniz. Bu benim yolum değil. Ben şuna  çok dikkat ederim; bir halka bir eser hediye ediyorsam, hikayemin doğruluğu, dili en doğru şekilde kullanabilmem, müziklerin çarptığı kulaklara kazandıracağı sanatsal doygunluklar ve de vermek istediğim mesajın sanatımla anlaşılabilmesi. Ama  sanatsal özgürlüğü her zaman sevmişimdir ve hiç bir şeyin bunu üstüne baskı kurmasına da izin vermem.

Her şarkı için o dili kullanan halkın müziğinin tınıları ve o coğrafyanın enstrümanlarını da kullanmışsınız. Örneği Türkçe şarkıda kopuz, Ermenice şarkıda duduk, Kürtçe şarkıda kaval gibi… Fakat bu çeşitliliğe karşın bütün şarkıların kulakta bıraktığı izler arasında büyük farklar yok. Bir sentez olmuş sanki. Bu sentezi nasıl yakaladınız?

Bu sentezi tamamen kendi beğenilerim ile yakaladım. Yani “şu gerekiyor”,  “bu olmazsa insanlar ne der” vb. kaygılarla bir şey yapmam. Zaten bu kültürlerin müziklerini severek dinliyorum. Zaten bu kültürlerin sahiplerini de seviyorum. Onların derdi benim derdim olmuş bir kere. Yani duduk kullanmak veya kopuz kullanmak ya da bir trompet kullanmak bir zorunluluk değil kendiliğinden yerini bulan bir güzelliktir. Zazaca şarkıda trompet kullanıldı mesela… Oğlum şarkıyla yüzleştiğinde “ bu ezgiye trompet çalacağım” diyerek icrası yapılmıştır… enstrümanın kendiliğindenciliği daha fazladır ayrıca. Enstrümanist arkadaşlarıma çaldıkları esere kendi ruhlarını yansıtmada gerekli özgürlüğü verdiğimi düşünüyorum. Bu, şarkılara güzel yansıdı. Ayrıca, çoğu şarkıda aranjeleri benim yapıyor olmam, müzikal anlamda dil ve enstrümanların farklılıklarına karşın albüm sound uyumluluğunu da beraberinde getirmiş oldu.

Islık fikri benim en masum yanım, onu çalmaya kalktılar

Grup Yorum’la başlayan müzik kariyerinizi 1995’deki Dokuz Altı Yolları’yla kişisel olarak devam eden bir yolculukla sürdürdünüz. “Kimlik” de çıkardığınız on beşinci kişisel albümünüz. Bütün albümleriniz zevkle dinlenecek türde bana göre. Ama iki tanesi alışılmışın ötesinde farklı aslında. Belki tahmin edersiniz, ıslık albümlerinizden bahsediyorum. Nasıl doğdu ıslık fikri? Nasıl keşfettiniz?

Islık fikri benim en masum, özel yanımdı. Ancak ülkede, birileri size ait olan bir şeyi benim diye satmaya başlarsa, hayat size, 3 yıl “sen benim ıslığımı, benim diye satamazsın ey hırsız” diyerek mahkemelerle uğraşmayı emreder. Ve sonrası bunun devamının da geleceğini hissedince bu işin masumiyeti ve mahremiyeti kalmadığını anlarsınız ve etkinliklerde çaldığım ıslığım satılmasın diye bu albümlerin çıkışına varır iş. Ama ilginçtir geçen sene versiyonuyla dünyada bile çok dinlenen ve yıllardır benim olduğu bilinen “polyushka polye” ıslığım; yine benim ülkemdeki bir hırsız tarafından satılmak istendi. Adı Cahit Şahbazov ve benim ıslığımın üzerine “GİTME “demiş. Hemen durumu fark edip bunu engelledik ama cesarete bakın!  Adam sıkı denetlendiği söylenen Spotify’da tek bir şarkı satıyor o da benim ıslığım. Utanmadan yüzyıllık Rus halk ezgisine kafasına göre bir ad veriyor. Hollanda’da bu tür hırsızlıkları kurumlar iyi takip ediyorlar ve hak sahibini hızlı harekete geçirip, hırsızlığı engelliyorlar… şimdi daha bir teyakkuzdayız ve takipteyiz. Hırsızlığı bırakıp, kendisi ıslık çalsın bu arkadaş. Ve farklı adlar altında vazgeçsin benim ıslıklarımı satmaya çalışmaktan.

Online çalıp söylemek yetmiyor, sahneleri özledim

Biraz da dünya ahvalinden bahsedelim isterseniz. Salgın koşullarında yeni bir albüm çıkardınız. Bu süreç sizi ve çalışmalarınızı nasıl etkiliyor? Bu durumla bir müzisyen olarak nasıl baş etmeye çalışıyorsunuz?

Satır aralarında biraz yanıtladım bu sorunuzu. Ama kısaca çok zor koşullarda, temassızlığın neredeyse yüzde 95 olduğu salgın sürecinde epey zorlandım diyebilirim. Oğlum Sinan ve eşim Didar olmasa bu çalışmanın altından kalkamazdım. Çünkü yaşla beraber sağlık sorunlarınız, korona bulaşısı sarıyor çevrenizi. Sonuçta bu koşullara karşı üçlü olarak baş etmeye çalışıyoruz. Bir konu daha var ki, her müzisyen gibi sahneleri çok özledim. Online çalmak söylemek onun yerini tutmadı hiçbir zaman. İyi müzik yapmanın koşullarını bulamadığınız gibi sahne seyirci ile birleşmiş sahne atmosferini yaşamadığınız için tatmin edici de değil.

Efkan Şeşen oğlu Sinan’la

Kimse “nasıl olsa birileri satın alıp kanalına abone oluyordur” dememeli

Peki, son olarak insanlar “Kimlik” albümünüze nerden ve nasıl ulaşabilirler? Albüm müzik marketlerde satışa sunuldu mu? Sizi nereden takip etmelerini önerirsiniz?

Ben artık benim sevenimden şunu istiyorum. Gerçekten dinleyin, olanağınız varsa yeni çalışmaları yapabilmem için gücünüz oranında satın alın, paylaşın. Gerçekten beğendiyseniz de birkaç cümle ile beni onurlandırın. Ama bana şunu yapmayın: “Nasıl olsa birileri dinliyordur, nasıl olsa birileri satın alıyordur, nasıl olsa benim abone olup olmadığım anlaşılmıyordur” diye düşünüp, “seni çok seviyoruz” kuru cümlesiyle beni baş başa bırakmayın. Evet mütevazıyim ama ben de kira-fatura ödüyorum ve bu albümler size gelene kadar sınırlı imkanlar içinde yoğun emekle ortaya çıkıyor. Benim için durum böyle. Ve neredeyse hiç satın almayan bir sevenler halkası içindeyim. Corona ile birlikte sahne gelirinin hiç olmadığı bir zamanda, sevdiğiniz müzisyenin albümünü satın alıp indirmek, benim gibi şarkılarının dağıtımını kendisi yapan bir müzisyene ciddi destektir. Bu yapılamıyorsa, en azından müzisyenin müziğini Spotfy, ITunes vb. kullanıcılardan dinlemek, Youtube kanalına abone olup sosyal medyada videosunu paylaşmak da katkı sunmaktır. Ama bu noktada yaşanan tecrübe de pek parlak diyemem. Siyaset, spor, alış veriş vb. için eksikliği başka bir yerden telafi edebilirsiniz ama müzik için (Korona nedeniyle sahne performans geliri de olmayınca) tek etkileşim alanı internet artık. Bir parmak hareketiniz ve notunuzun direk bir rolü var müzik kullanıcıları ve sahipleri için. Gelinen sonuç bu cümleleri kurduruyor işte… Yeri gelmişken beni gerçekten sahiplenen ve sayıları çok az olan dinleyicime de en içten sevgilerimi sunuyorum. Diğer çoğunluk için doğru adıma dönüşecek bir bilinç oluşması sanırım zaman alacak… Ben tekrar edeyim buradan; albüm şarkılarım dijital platformlardan satın alınabilir, dinlenebilir, paylaşılabilir.

Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Bundan sonraki çalışmalarınızı da heyecanla bekliyor olacağız.

Asıl ben teşekkür ederim. Yayın hayatınızda başarılar dilerim.

Albüm 1 Mayıs 2021’den itibaren tüm dijital platformlarda satışa sunuldu. Ayrıca “Sesen Muziek Youtube” kanalında albüm videoları izlenip beğenilebilir ve yorum yapılabilir. Belli başlı linkler aşağıda;

https://www.youtube.com/worldwhistler

https://www.facebook.com/EfkanSesen

https://twitter.com/EfkanSesenWeb

Album “ID” Spotify: 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here