Haberler Makale

2 Temmuz 1993 – Madımak- Attila Turnaoğlu

Hemen hatırlayabilirsiniz. 30 yıl geçmiş, o günlerde genç, orta yaşını süren veya yaşı ilerlemiş, ama hafızası berrak birçok Türkiye Vatandaşı o günlere şahit olmuştur. Şahit derken, Sivas’ın merkezinde bizzat bulunmuş ve Madımak Oteli civarında olup insanların yarattığı vahşete şahit olmuşturlar demiyoruz. Ancak o noktaya her bir metreden binlerce kilometre uzaklığa kadar her bir mesafede olup gözü, kulağı, yüreği işte O Otel etrafında olan biteni hisseden her bir insanın şahitliğinden bahis ediyoruz.

Aşağıdaki link, Madımak Kütüphanesi adı ile hazırlanmış bir çalışma platformu olup, sadece gerçekleri anlatan bir Kütüphanedir. Lütfen izleyiniz.

http://kutuphane.madimak.org/

2 Temmuz 1993, öncesi sonrası tüm yaşananlar en gerçekçi belgeler ile Kütüphanenin, aşağıda linki verilen sayfasında detaylı anlatılıyor. Hafızalara bir dürtü gerek; o bölümü dikkatlice inceleyerek o günleri bugüne taşıyıp hafızaları tazelemek gerek…

https://kutuphane.madimak.org/tr/hakkimizda

O günlerin detaylarını Kütüphaneden izleyebildiğinize göre, burada tekrar etmeyeceğiz. Ancak saygımızın gereği, acılarımızın gereği, bu katliamı planlayıp gerçekleşmesini organize eden faşist odaklar/örgütler/yöneticilere lanet yağdırmamız gereği kaybettiğimiz 33 insanımızın kimler olduğunu belirterek kendilerine huzur bulma dileklerimizi iletelim:

“”Tam 30 yıldır, göğe bakmak için pencereyi her açtığımızda is ve sis içinde bir gökyüzü görüyoruz ve duyduğumuz seslerin arasından onların da yankısı geliyor kulağımıza. Onların adlarını fısıldıyor pencereden odaya dolan rüzgâr, göğü kucaklayan bulut, ağacını bırakıp süzülen yaprak, bisikletiyle sokağı arşınlayan bir çocuk… Koray Kaya, Menekşe Kaya, Belkıs Çakır, Nurcan Şahin, Özlem Şahin, Sehergül Ateş, Asuman Sivri, Yasemin Sivri, Gülender Akça, Gülsün Karababa, Handan Metin, İnci Türk, Huriye Özkan, Yeşim Özkan, Carina Thuijs, Edibe Ağbaba Sulari, Ahmet Özyurt, Asaf Koçak, Asım Bezirci, Behçet Aysan, Erdal Ayrancı, Hasret Gültekin, Mehmet Atay, Metin Altıok, Muammer Çiçek, Muhibe Akarsu, Muhlis Akarsu, Murat Gündüz, Nesimi Çimen, Sait Metin, Serkan Doğan, Serpil Canik, Uğur Kaynar.””

İNANÇ

Kendilerini Gerçek (Sünni) Müslüman olarak gören ve tanımlayan dindarlar, kolay kolay insanların inançlarına ve ibadet şekillerine yönelik konuşmaz ve kin beslemezler. Onların Yaradan ile aralarındaki bağın kendileri gibi Dindarların özeli olduğunu kabul ederler. Dindarlar “başka kullara biat edilmemesini”, “zulmedenlere, mutlak yönetimlere, kendilerini ilahlaştıranlara bir başkaldırı çağrısı” niteliğinde olan

“Kelime-i şehadet” ile “Allahtan başka ilah olmadığını ve Hz.Muhammed’in onun resulu olduğunu” kabul ederler.

Ancak İslamın bu itikadına rağmen, bir insana, bir topluluğa biat edilmesini isteyen,

kul ile Tanrı arasına girmeye çalışarak kendilerine nüfuz sağlamaya çalışanlar gerçekleri ve inanç dünyasını kendileri ve hizmet ettikleri adına çarpıtan ve dindar görünümündeki satılmışlara da “Din Tacirleri” denebilir. Bu Tacirler ülkemizde çok çeşitli zamanlarda çeşitli olaylara sebep olmuşlar ve birileri/bazı yapıların maşaları olarak olaylar ve katliamlar yaratmışlardır.

Madımak Oteli’nin yakılması, sadece bir binayı yakmak değil, içerideki nice masum insanların canlarını vahşice ve canavarca almak için planlanmış bir eylem olduğunu insanlık 30 yıldır biliyor ve unutmayacaktır.

İnsanlık tarihinde kurulmuş, büyümüş, genişlemiş nice imparatorluklar, devletler, varlıklarını korumak ve sürdürmek için savaşmışlardır; ancak bu dönem ortaçağın sonu itibari ile sönmeye doğru gidiyorken 20. Yüzyılda iki savaş yaşanmış ve çok sayıda insan hayatını kaybetmiştir. Bölgesel anlamda da yerkürenin çok yerinde savaşlar yaşanmış, yaşanmaktadır. Sonuç tektir; insanlar ölmektedir; hangi toplum, hangi devlet, hangi siyaset, hangi yapı fayda elde etmiş olsa da katliamlar süregelmektedir.

Ancak, bu ölümlerin en akıl almaz, en anlaşılmaz, en bağnaz, en gerici, en uslanmaz, en vahşi ve acımasız olanların başında Din Tacirlerinin sebep olduğu, kasıtlı olarak o veya şu neden ile bir faşist siyaset uğruna yapılan cinayetlerdir.

Birinci Haçlı Seferi:  Batı Barbarlarının Doğu’daki “din kardeşlerine yardım etmek” kisvesi altında harekete geçmeleriyle birlikte, hem Hıristiyan hem de Müslüman halka karşı, bölgede büyük bir yağma, talan ve katliam hareketi de başlamıştır. Daha yola çıkmadan, ülkelerindeki Musevileri katlederek işe başlayan Haçlılar, Roma’nın imparatorluk sınırlarını aşar aşmaz, kendi mezheplerine ters gördükleri Ortodoks Hıristiyanlara saldırmışlardır. Çevrelerini yakıp yıkarak ilerleyen Haçlılar, Bizans’ı geçerek İznik civarını yağmalamışlar ve kundak bebeklerine kadar zulmü yaymışlardır. Anadolu’ya geçip Ekim 1097’de Antakya varıp kaçabilenler dışında, kadın-erkek, çoluk-çocuk ayırımı yapmadan, yakaladıkları herkesi kılıçtan geçirmişlerdir. 15 Temmuz 1099’da Kudüs’ü zapt ettikten sonra ise, asırlar boyunca unutulmayacak bir katliama imza atmışlardır. Önlerine çıkan herkesi, Mescidi Aksa’ya sığınmış olanları bile, kılıçtan geçirmişler, Müslümanlara yardım etmekle suçladıkları Yahudilerin sığınmış oldukları sinagogu ateşe verip, içerde bulunan herkesi yakarak öldürmüşlerdir.

Benzer şekilde 2. Seferde Kıbrıs talan edilmiştir. 3. Seferde ise Akka ve Kudüs katliamları sürmüştür. 4. Haçlı Seferi’nin doğrudan Bizans İmparatorluğu’nu hedef almış ve İstanbul önüne ulaşan Haçlı donanması, 13 Nisan 1204’de şehri zapt ettikten sonra, şehri yıkmış ve talan etmişlerdir. Haçlılar, şehir halkından önlerine çıkanı zalimce öldürmüşler, rahibeler dahil bütün kadınlar, Haçlı askerlerinin tecavüzüne uğramışlardır.

1800’lü yıllarda yaşanan çeşitli olaylarda etnik katliamlar Anadolu’da yaşanmıştır. Elbette olayların bazıları idari meselelerden dolayı çıkmış ancak bölgelerde yaşayan farklı etnik kökenli insanların katledilmesi ile tarihe yazılmıştır. Nasturi Harekâtından başlayıp Adana olayına kadar bakınız, ne uğruna binlerce, on binlerce insan katledilmiştir. 1900’lü yılların başlarında, Türklerin katledildiği olaylar yaşanmıştır; bakınız Havza, Hasköy, Edeköy, Kaz vakaları…

Yerkürede nice katliamlar vuku bulmuştur, tarih binlerce sayfada bunlara yer vermektedir. İnsanlık tarihi ilkel intikam duygularıyla galeyana gelmiş Din Taciri müritlerinin organize cinayetlerine sahne olmuştur. Özellikle yeni dinler diğerlerine savaş açmış ve bu uğurda katliamlar yapmıştır. Kendisine illa ki bir alan yaratmak istemiştir. 1000 yıl önce yaşanmışların bugün hala benzer tekrarlarını yaşamanın ne anlama geldiğini apaçık ortadadır. Hala benzer planlar, oluşumlar ve saldırılar yapılmakta ve Çağlar öncesinin zihniyeti bu Din Tacirleri planlarında ve yapılarında yerleşik durmaktadır

Yakın tarihte Sri Lanka’da Hristiyan azınlığın gittiği üç kiliseye ve dört otele radikal güçler tarafından aynı anda düzenlenen saldırılarda 350’nin üzerinde insan yaşamını yitirdi. Bu saldırının, hemen öncesinde Yeni Zelanda’nın bir kentinde Avustralyalı bir faşistin iki camiye düzenlediği ve 50 insanın öldüğü saldırının intikamını almak için yapıldığı düşünülmüştür.

Din adına, Din Tacirleri kesimlerince verilen bütün savaşlar, yapılan katliamlar bir şekilde Din Tacirleri tarafından kutsanarak “bu bir davadır” denilerek kitleler kışkırtılmıştır. Ne sebep ile yapılırsa yapılsın, her katliam maruz kalan insanların kendi inançları etrafında daha fazla kenetlenmesine yol açmıştır. Bunun yanı sıra, İslam ülkelerinde yapılan işgal ve katliamlarda çok sayıda insan öldürüldükten sonra radikal İslamcı akımlar organize olmuştur. İntikam hırsı baş göstermiş, ancak bu hırs bunun ötesinde bir yapı altında siyasi güç elde etme çabasını da beraberinde getirmiştir

Ülkemizde bu anlamda planlanmış oyunlar, insanların din ile ilişkisini etkilemiştir. Bir kültürel olgu ve insanların iç dünyasının ışığı olması gerekirken dini bir ideoloji haline sokma çabaları önemli sayıda insan, işgücü ve yaratıcı kaynak kaybına yol açmaktadır. Bu aynı zamanda emekleri ile hayatlarını sürdürmeye çalışan insanlarımızın kendi hak ve karşılıklarını elde etme çabalarına sekte vurmakta olup, örgütlenme hareketlerini de olumsuz etkilemektedir.

Bir yandan farklı inançlara sahip insanlar arasında çeşitli ön yargılara çözüm bulmak ve bir arada yaşamak isteyenlerin artması ve örgütlenmeleri bu yüzyılda beklenirken, bunu istemeyen ve barış sürecinin yerleşmesine çomak sokan kesimler hep sahnededirler. Amaçları devlet yapısını tamamen değiştirmek ve bir dine dayalı biat rejimi kurmaktır.

2 Temmuz 1993, üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen bu 30 yılda insanlar siyasete alet olmadan, dinini kendince ve serbestçe yaşayabilmeleri beklenirken, bağnaz Din Tacirlerinin tutum ve davranışlarından etkilenmeleri, zorlanmaları, öldürülmeleri tam bir insanlık suçu haline dönüşmektedir. Cehaletin, körü körüne biat etmenin, işaret edilen kötülüğü yapmak için düşünmeden galeyana gelip o yöne koşmanın hala ne kadar kolayca yönetilebileceği açıktır.

2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta yakılarak katledilen 33 kıymetli Vatandaşımızın insan sevdalısı sanatçılar olduğunu hatırlarsak, bağnaz Din Tacirlerinin sanat ile – hayatın eşsiz güzellikleriyle – insanı insan yapan dostluk bağları hakkında uzaktan yakından haberleri olmadığını, kolayca nefret ile doldurulabildiklerini, yönetildiklerini, cehaletin simgesi olarak “aptallar” sahnesinin başrolüne oturtulduklarını acı ile izlemiş bulunuyoruz. 

Kaybettiğimiz 33 değerli canımızın yaşam haklarını ellerinden alan bu canilerin ve emir aldıkları efendilerinin kimler olduğu bilinmekteyken yargılanıp müebbet hapis cezaları almış 38 kişi var iken Adalet Bakanlığı kayıtlarında 2013 itibari ile hapisteki hükümlü sayısı 27 olarak belirtilmiştir. Aynı tarih itibari ile hükmü verilmiş 17 kişi ise yakalanamamıştır. Bazıları gizlice salıverilmiş midir?

İdam cezasına çarptırılan ve cezası ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrilen Ahmet Turan Kılıç’ın (86) kalan cezası, Cumhurbaşkanı tarafından 2020 yılında kaldırılmıştır. Yaşlılık ve hastalık sebebi ile kaldırdığı belirtilmiş ise de, insanların yakılmasında ön aktörlerden birisi olana verilen bu bağışlamanın günahı kendisinin boynundadır.

KAHRAMANMARAŞ

Sivas Madımak Oteli faciasından önce ise Kahramanmaraş’ta Alevi vatandaşların hedef alındığı katliamda resmi verilere göre yaklaşık 150 kişi öldürüldü, 176 kişi yaralandı, Olayların ardından 29 idam ve 7 müebbet kararı verildi. 19 Aralık’ta kentteki Çiçek Sineması’na, saat 21:00’de patlayıcı madde atılması, olayların başlangıcı oldu.

Ardından 26 Aralık 1978 den itibaren İstanbul, Ankara, Kahramanmaraş, Adana, Elâzığ, Bingöl, Erzurum, Erzincan, Gaziantep, Kars, Malatya, Sivas ve Şanlıurfa olmak üzere, toplam 13 ilde sıkıyönetim ilan edilmiştir. Alevilere ait 200’ün üzerinde ev yakıldı. 100’e yakın işyeri tahrip edildi. Resmi olmayan beyanlara göre ise ölü sayısı 500’e yakındır. Şeyh Adil Mezarlığı’nda topluca defnedilen kurbanların defin yerinin tam olarak neresi olduğu ve defin tarihinde dini tören yapılıp yapılmadığı bilinmemektedir.

 Alevi ve Solcu diye öldürülen, yakılan, evleri işyerleri tahrip edilen bu ülke insanlarımız barışçıl toplum idealleri nedeni ile saldırılara karşılık vermemektedirler. Ancak diğer taraftan Onların bu topraklarda varlıklarından rahatsızlık duymakta olan, kendilerini Müslümanlığın tek hâkimi gören Din Tacirleri ve siyasetleri, kurumsal olarak ülke topraklarından kendileri gibi olmayanları sürmek istediklerini davranışları ile göstermektedirler. Ancak diğer yandan ise, Ortadoğu ve Asya ortalarına kadar dayanan Müslüman coğrafyadan ülkemize kaçarak gelen ve mülteci-sığınmacı olanlara kucak açılmaktadır. Bunun sebebi, senaryonun yakın tarihlerde yeniden yazılması olabilir mi, düşünmek gerek.

Ülke nüfusumuzun yaklaşık % 5’i  2019 yılı Konda araştırmasına göre Alevi olduğunu belirtmektedir. Bu oran 4,5 milyon Vatandaşı temsil etmektedir. Sol görüşlü Vatandaş nüfusumuz ise 30 milyon kişi mertebesindedir. Son seçimde ise nüfusun %48i, Din Tacirlerine oy vermemiştir; yani 44 milyon Vatandaş. Ne yapılmak isteniyor? Madımak benzeri hayallerinin olmadığına inanabilir miyiz, ateş tehlikelidir.

Madımak Otelinde kaybettiğimiz çok değerli yazar, şair, karikatürist gibi sanatçılar ile genç yaştaki insanlarımız her yıl olduğu gibi 30. yılda yine anılmaktadır. Hatıraları önünde saygı ile duruyoruz.

Attila Turnaoğlu –1953 yılında İstanbul’da doğan Turnaoğlu, Lise öğrenimini Kadıköy Maarif Koleji’ndetamamlamıştır. ODTÜ Endüstri Mühendisliği’nde yüksek öğrenimini tamamlayarak 1979 yılında iş hayatına atılmıştır.İş hayatında sırasıyla STFA Grubu’nun çeşitli şirketlerinde (1979 – 1994) Yöneticilik yapmıştır. Daha sonra İntermak grubunda Genel Koordinatör olarak görev aldıktan sonra 1995 – 2001 yılları arasında Transtürk Holding Aş – Israel Jv ortaklığı şirketlerinde Gübre, Fide üretim ve pazarlaması konularında görev almıştır. Daha sonra bir müddet müşavirlik yapmış olup, 2005 -2014 yıllarında Koca Grup bünyesinde Çeşitli Yurt Dışı Projeler Koordinatörü olarak Endüstriyel Tesisler, çeşitli alt yapı inşaat işleri faaliyetlerini yürütmüştür. Ardından Bionas Tarım LTD Şirketinde Genel Müdür olarak Rusya’da Organik Tarım üretimi ve Avrupa Birliği Ülkeleri, USA ve Kanada’ya satışlar gerçekleştirilmiştir.Orta öğreniminden beri müzikle uğraşmış, şarkı sözleri ve şarkılar üretmiştir. Şiire meraklı olup üniversite döneminden bu yana şiirler yazmaktadır. Bir dönem roman yazma konusuna da eğilmiş ancak yazdıkları basılmamıştır.YouTube kanalında şarkılar, şiir okumaları, video yapımları mevcut olup ileriye dönük Şiir kitabı basmayı amaçlamaktadır. Denenmemiş çalışmalara meraklı olup Foto-Şiir çalışmaları yürütmektedir. Yaşama ait kısa yazılar yazmaya da çalışmaktadır.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir