ABD’deki, New York Eyalet Üniversitesi’ne (State University of New York-SUNY) bağlı Binghamton Üniversitesi (SUNY) Sosyal Bilimler Alanında doktora yapan Mehmet Baki Deniz’in tezi Üniversiteler Arası Kurul Başkanlığı tarafından kabul görülmedi. “1980-2008 Arasında Türkiye’yi Kim Yönetiyor? Sermaye Gücü ve Otoriter Popülizmin Yükselişi” başlıklı tezin reddedilme gerekçesi ise ‘sert üslup, kışkırtıcı ifade ve sert eleştiri’. Kurulun bu kararı ise Danıştay’a taşındı.

Gerekçe içerik ve başlık

Gazete Duvar’dan Hacı Bişkin’in haberine göre; doktora tezi reddedilen Deniz, Sabancı Üniversitesi Bilgisayar Bilimi ve Mühendisliği alanında Lisans bölümünden mezun oldu. Yüksek lisansını Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Modern Türkiye Tarihi Enstitüsü’nde tamamlayan akademisyen, doktora eğitimine ise Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan ve YÖK tarafından tanınan Binghamton Üniversitesi’nde sosyal bilimler alanında devam etti. Akademisyen, Aralık 2019’da ‘1980-2008 Arasında Türkiye’yi Kim Yönetiyor? Sermaye Gücü ve Otoriter Popülizmin Yükselişi’ adlı doktora tezini tamamladı.

Tezini tamamladıktan sonra akademisyen, doktora denklik başvurusu için Türkiye’de doçentlik sözlü sınavını yapan ve doçentlik sınavı jürisini oluşturan bir kurum olan Üniversiteler Arası Kurul Başkanlığı’na başvuruda bulundu. Kurul, ‘sert eleştiriler barındırdığı kışkırtıcı olması ve üslup’ gibi gerekçelerle tezi reddetti.

Kurul tezin reddedilmesiyle ilgili, yurtdışında alınan doktora, sanatta yeterlik, doçentlik, profesörlük unvanlarının değerlendirilmesine ilişkin usul ve esasları belirleyen 6. Madde. 2. Fıkra hükmünü hatırlattı:

“Doktora yapılan ülke, doktora tez konusu ve içeriği, doktora döneminde ders alınıp alınmadığı gibi her bir başvurunun kendine özgü şartları, değerlendirilebileceği…”

Danıştay’a başvuru

Avukat Mehmet Sepin, müvekkilinin tezinin bu gerekçelerle reddedilmesini Danıştay 8. İdare Mahkemesi’ne taşıdı. Sepin, yaptığı başvuruda ‘doktora yapılan ülke, doktora tez konusu ve içeriği’ hükmünün Anayasa’nın 130’ncı maddesine aykırı olduğunu belirtti. “Öğretim üyeleri ve yardımcıları serbestçe her türlü bilimsel araştırma ve yayında bulunabilir” diyen Sepin, üniversitelerin özerk bir yapı olduğunu hatırlattı. Yapılan başvuruda lisansüstü eğitimindeki tezlerin konusu ve içeriğinin belirlenmesinde üniversitelerin takdir hakkına sahip olduğu belirtildi.

Tezin reddedilmesiyle ilgili Danıştay’a yapılan başvuruda şu ifadeler yer aldı:

“Anayasamızın 42. Maddesinde Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir hükmü yer almakta. Üniversitelerarası Kurul’un 20 Ocak 2021 Tarihli ve 251 sayılı toplantısındaki değişiklik sonucu Yurtdışında Alınan Doktora, Sanatta Yeterlik, Doçentlik, Profesörlük Unvanlarının Değerlendirilmesine İlişkin Usul ve Esaslar’a eklenen 6. Madde. 2. Fıkra hükmü olan ‘doktora tez konusu ve içeriği’ şeklinde düzenleme insanların doktora eğitimine ilişkin önemli ve muğlak bir sınırlama getirmiştir. Ancak bu sınırlama kanunla değil, normlar hiyerarşisindeki statüsü gereği idari bir genel düzenleyici işlemle getirilmiştir.”

“Hukuki güvenlik ilkelerine aykırı”

Ayrıca başvuruda bu durumun ifade özgürlüğüne, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğu ifade edildi. Sepin söz konusu olayla ilgili şunları söyledi:

“Yurt dışından alınan doktora diplomalarının denklik incelemesinde esas alınan mevzuat olan, Yurtdışında Alınan Doktora, Sanatta Yeterlik, Doçentlik, Profesörlük Unvanlarının Değerlendirilmesine İlişkin Usul ve Esaslar 6. Madde. 2. Fıkra hükmü’nde yer alan ” …doktora tez konusu ve içeriği…” şeklindeki ölçüt öncelikle idare hukukunun temel ilkelerinden olan, hukuki belirlilik ve hukuki güvenlik ilkelerine aykırıdır. Çünkü tez konusunun içeriğinin neden ve neye göre bir değerlendirmeye tabii tutulacağı belirgin değildir. Ayrıca, ‘doktora tez konusu ve içeriği’ şeklindeki bir düzenleme ve denetleme, Anayasamızın 130. Maddesinde yer alan akademinin özerkliği ve özgürlüğü ilkesine de görüşümüzce aykırı. Bir akademik tezin, konusu ve içeriği aynı zamanda ifade özgürlüğü ile de ilgili. Bir tez konusu ve içeriği, idareyi ve siyasetçileri akademik bir tespit yapmak amacıyla eleştirir ifadeler kullanılması ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmeli. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarından Castells vs. İspanya, p.43 , Obershlic vs. Avusturya, kararlarında da vurgulandığı üzere yalnızca akademik alanda değil genel olarak, idare ve siyasetçiler kamusal alanda, normal kişilere oranda daha sertçe eleştirilere maruz kalmasını ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmekte. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Şık vs. Türkiye, Mehmet Hasan Altan vs. Türkiye, Handyside vs. Birleşik Krallık gibi kararlarında bahsettiği üzere, şayet bir düşünce yoğun şiddet içermiyor veya şiddete teşvik etmiyorsa, eleştirilerin bırakın akademik bir durum değerlendirmesi olarak kullanılmasını, sert bir üslupta kullanılan ifadeler olsa bile olsa bunları hoşgörü ve açık fikirlilik gereği sınırlandırılmaması görüşündedir.”

“Tez akademik tespitler içermekte”

Başvuruda son olarak şu ifadeler yer aldı:

“Kamuoyu tarafından tartışılan veya kamu yararını ilgilendiren konularda, politik tartışmalarda, özellikle iktidarda olan siyasileri veya kamu otoritesine yapılmış saldırgan, sert ifadeler, kışkırtıcı ifadeler içeren eleştirilerin yapılması AİHM tarafından demokratik bir toplumda gereklilik yönünden incelemesi yapılmakta ve bu ifadelerin kamuoyunda yer almasının kişilerin bilgi edinme ve fikir oluşumuna katkısı sebebiyle toplum için önemli olmasından dolayı tolerans gösterilmesi gereken düşünceler olarak nitelemekte. Belirttiğimiz üzere söz konusu tez bırakın sert üslup, kışkırtıcı ifade veya sert eleştirileri sadece akademik olarak durup tespitlerini içermekte.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here