İnsanlarda akciğer kanserine doğrudan yol açan asbest 2010 yılında Türkiye’de ve 1980’li yıllarda Avrupa’da yasaklanmasına rağmen etkileri sürmeye devam ediyor.

BirGün’den Filiz Gazi’nin haberine göre, 1980 yılında Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) yaptığı açıklama ile asbestin “mezotelyeme” (Akciğer zarı kanseri) kesin olarak yol açtığını duyurdu. Örgüte göre, asbestle bağlantılı hastalıkların ortadan kaldırılabilmesi için en etkin yol, her tür asbestin kullanımına son vermekti. Asbest, 1990’lı yıllarda birçok Avrupa ülkesinde yasaklandı. Ülkede ise asbest üretimi ve kullanılması 2010 yılında yasaklanabildi.

Ancak sorun bitmiş değil. Daha önceden kullanıma girmiş olan asbestli maddelerin sökümü, yıkımı, tamiratı, bakımı, geri dönüşümünde çalışan işçiler asbeste maruz kalıyor. Asbestin sebep olduğu “Mezotelyoma” hastalığına yakalananlar sadece fabrikalarda, kapatılmamış asbest madenlerinde ya da gemi sökümünde çalışan insanlar değil.

2016’da emsal karar verildi

Türkiye’de ise hastalıkla ilgili ilk emsal karar 2016 yılında verildi. Kasımpaşa’daki Camialtı Tersanesi’nde elektrik kaynakçısı olarak çalışan Zafer Genç’e 2009 yılında Mezotelyoma hastalığı tanısı konuldu. 2012’de hayatını kaybeden Genç’in ailesi ilgili iş mahkemesine başvurdu. Adli Tıp Kurumu, dava dosyasına yolladığı raporunda, asbestin 10 yılın üzerindeki bir süreden sonra bile mezotelyoma hastalığına neden olabileceğini kaydetti. Mahkeme, Genç’in meslek hastalığından öldüğünü kabul etti.

Gündelik hayatta maruz kalınıyor

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) Gönüllüsü Akademisyen Aslı Odman, birinci sınıf maruziyet dışında çevresel asbest maruziyetine dikkat çekiyor: “Fabrikada, madende çalışmıyor olabilirsiniz. Fabrika yakınında oturuyor olabilirsiniz ya da evinizin dibinde bina yakılırken bu minerale maruz kalabilirsiniz.”

Ülkede ilgili mevzuata göre bina ya da fabrikaların yıkımında bütün tehlikeli maddelerin ayrıştırılması ve bertaraf edilmesi gerek. Ancak, pratikte durum hiç öyle değil. Odman, “Mevzuata göre dışarıya bir zerre bile toz çıkmayacak şekilde, pandemi sürecinden bildiğimiz astronot kıyafeti ile full sökülmesi lazım” ifadelerini kullandı.

“Kitlesel davalar açılabilir”

“Kartal’da, kentsel dönüşüm alanı içinde 1999’da kapanmış, asbestli çatı üreten İzocam Fabrikası duruyor. Bu fabrikadan yüzlerce işçi geçti. Ne yazık kansere yakalanmama ihtimalleri çok az. Yine Yalova’da da böyle bir fabrika vardı. 2010’da kapatılmış açık asbest madenleri halen bulunuyor. Örneğin bugün Haliç Külliyesi’nde çalışmış belli yaşlardaki insanların geriye dönük olarak kanser türleri belgelense onların asbestle ilişkisi kurulabilir. Bütün ölümleri belgeleyecek bir çalışmaya ihtiyaç var. Kentsel dönüşümün belgelenmesi çok zor ama önümüzdeki yıllarda onun da sonuçları ortaya çıkacak. Öyleki kitlesel davalar açılabilir. Buz dağının görünen ucunu konuşuyoruz.”

Kentsel dönüşüm riski artırıyor

Odman, “Asbest Tehlike Haritası: Ortalık Toz Duman” makalesinden aktararak anlatıyor: “1990’ların ortasına kadar asbestli izolasyon malzemesi en ucuz ve en fazla kullanılan malzemeydi. Burdan yola çıkarak yıllara göre ithalat rakamlarının pik yaptığı zamanlara baktık. 1970’lerin sonu, 1980’lerin ortası ve 1993’te üç kez pik yapıyor. Bu senelerde çok fazla bina yapılmış. O yıllarda yapılan üç binanın birinde asbest olmama ihtimali yok. Bu binaların bir kısmı hiçbir önlem alınmadan kentsel dönüşümle yıkıldı.”

Asbestle yıllara göre maruz kalmamızın üçüncü turunu kentsel dönüşüm oluşturuyor. Odman, bu durumu şu ironik sözlerle ifade ediyor: “Köyde doğmadıysan, fabrikada çalışmadıysan, madenin yakının da oturmasan da müjde! Evinize ya da evinizin yakınına kentsel dönüşüm geldi.”

Siverek ve Mihalıççık en riskli alanlar

20 yıldır Anadolu’da özellikle çevresel asbest ve maruziyeti üzerine çalışan Jeoloji Yüksek Mühendisi ve Tıbbi Jeoloji Uzmanı Eşref Atabey:

“Zannedildiği gibi her beyaz toprak asbest değildir. Türkiye’nin çoğu yerlerindeki kayaç ve topraklar kireçli olup, açık renkli ve beyazdır. Araştırmalarıma göre, Türkiye’de 45 ildeki 87 ilçe sınırları içindeki toplam 203 köyde asbest zuhur ve yatakları bulunmaktadır. Türkiye’de çevresel asbest riski altındaki toplam nüfus yaklaşık 72.000 kişidir. Urfa’da Siverek ve Eskişehir’de Mihalıççık ilçe merkezi en riskli bölge. Eskişehir yolu girişinde Mihalıççık’ta asbest işleme fabrikası vardı. Daha sonraki yıllarda yıkıldı, şimdi bir inşaat şirketinin atölyesi olarak kullanılıyor. Burada tonlarca asbest yığını halen duruyor. Bununla ilgili girişimlerim oldu, CİMER’e başvurdum, çeşitli yerlere dilekçe verdim. En büyük asbest ocağının bulunduğu Tatarcık Mahallesi’ndeki ocak da yine o yıllarda işletildikten sonra kapatılmış. Tatarcık Mahallesi şu anda terk edilmiş asbest ocağı pasaları üstünde duruyor.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here