“Mahir ile aynı okuldan değildik yaşıt da değildik. Bizim ilişkimiz sonradan kurulan mesafeli olmayan zaman zaman yakınlaşan bir ilişkimiz vardı. Ben DEV-GENÇ’in olması gereken ellerde olmadığını düşünürdüm ve hep Mahir’i yakıştırırdım.

“Sonra DEV-GENÇ yönetimine aldık. Kendimize ait özgür bir yolda yürümeye hazırlanırken, çok büyük yükün altına girdiğimizi gördük. Mahir çok zeki ve ince bir adamdı.”

TELGRAF HABER:

24. Dönem’de TBMM’ye Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Mersin Milletvekill olarak girdi. 

2013’te toplanan HDP 1. Olağanüstü Kongresi’nde Sebahat Tuncel ile Birlikte Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Başkanlığına seçildi. 2014’teki HDP 2. Olağanüstü Kongresi’nde  HDP  “Onursal Genel Başkanlığı”na getirildi.

25. ve 26. dönemde HDP İzmir milletvekili olarak yeniden TBMM’ye girdi. HDP temsilcisi olarak 2013-18 arasında Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi ‘nde (AKPM) yer aldı. Ekim 2018’de  AKPM Onursal üyeliğine getirildi. 2020’de yeni kurulan İlerici Enternasyonal Danışma Kurulu üyesi oldu.

***                 ***                     ****                    **** 

Henüz 20 yaşlarında Türkiye Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu (DEV – GENÇ) Genel Başkanlığı’na seçildi.

Mahir Çayan ve arkadaşlarının katledildiği Kızıldere’den kurtulan tek kişi oldu.

Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı, ölüm cezasına mahkûm edildi.

Af ile birlikte cezası 30 yıla çevrildi, 14 yıl cezaevinden kaldıktan sonra tahliye edildi.

Tanımlarken isminin önünü birçok sıfat getirilebilir, zira tek bir sıfatı yok. 68 kuşağının önemli isimlerinden, gazeteci, yazar, çevirmen, DEV GENÇ’li Ertuğrul Kürkçü.

Ayşegül Doğan, Yıldırım Türker ve Hâle Şerif, Kürkçü’nün mücadele ve üreterek geçen yaşamını Yeniden TV için kaydettikleri “İtirazım var dizisinde Türkiye’de Ertuğrul Kürkçü Olmak” başlıklı biyografik belgeselde anlattılar. 

’68 ve öncesinden Dev-Genç yıllarına, Kızıldere’den cezaevine, Meclis’e ve sürgüne uzanan yaşamını konu edinen belgeselde  Kürkçü, “Devlet hariç kimsenin başına bela olmadım” diyor. 

Kürkçü’nün dilinden çocukluğundan sürgüne uzanan yaşamı….

“Çocukluğum kolay değildi ama hiç şikayetçi olmadım”

“Çocukluğumda çok kent dolaştım. Çok okul, çok yer gördüm. Ama bu hayattan her şeye karşın hiç şikayetçi olmadım. Bunlar size büyüdüğünüzde çokluk, zenginlik olarak geri dönüyor.

“68 kuşağının en önemli şanslarından biri de liseyi Türkiye’nin ortaöğretiminin en iyi zamanında okumuş olmak. O zamanın lisesi bugünün üniversite kalitesinde eğitim veriyor.  Devlet okulunda okumak kimse için kayıp sayılmazdı.

“Her şeye rağmen bütün sıkıntılarına rağmen çocukluğumu iyi hatırlatırım, eğlenceliydi benim için. Okulda bilinen bir öğrenciydim. Sporla çok meşguldüm, voleybol, futbol bütün takımlarda yer alırdım. 

“Tiyatro ile ilgilenirdim. Müzik dışında bütün becerilerde yer alırdım. ODTÜ’yü tek seçenek karşıma koydum. Mimarlık hep olsun istediğim bölümdü kafaya takınca oluyor.

“Kimse 1968 olsun istemiyordu”

“Bizim üniversiteye başladığımız yıllarda Türkiye’de büyük bir gençlik hareket dalgası başladı. Aslında Türkiye’de kimse 1968 olsun istemiyordu. Ancak çığ koptuktan sonra hareket denklemin bir yerine oturdu. Bu köklü ve derin hareket bağrına aldığı herkesi dönüştürdü.

“Peş peşe üniversite boykotları oldu, ders boykotları genel boykotlara dönüştü. Sonra bir, bir buçuk yıl okula gitmeden ders çalışmadan ara sıra ders yaparak, dersleri eyleme dönüştürerek, jürileri sınıf mücadelesine çevirerek, projeleri sosyal mücadelenin konusu hale getirdik. Daha sonra bu hareket bu kabın içine sığmamaya başladı.

“Devrime ömrünü vermeliydin”

“Bazı arkadaşlarımız daha belirgin kararlar almamız gerektiğini düşünüyorlardı. Onlar mezun olmuşlardı ve mastera devam ediyorlardı. Onlar kendi verdikleri kararın herkesin kararı olup olmadığını test etmek istiyorlardı. Yarı siyasi herkesin katılabileceği toplantılardı.

“Ben o sırada ‘Ne Yapmalı?’ okuyordum. Zaten soru bu: Ne yapmalı? Orada çok açık şekilde ‘Eğer devrimci olacaksan bütün ömrünü vermen gereken bir tercih bu’ diyor. Uzun boylu anlatıyor.

“Fakat zaman o kadar hızlı aktı ki, 6 ay ya da 3 ay önce hep hareketin önünde olacağını düşündüğünüz insanlar birer birer kayboldular. Başka bir devrimci hareket kurma ideası benimsendiği için. Silahlı mücadele içinde yer almak için öğrenci hareketinden çekilmeye başladılar.

“DEV-GENÇ sandığımdan da mühimdi”

“Biz birkaç yıl geriden gelenler bir anda kendimizi önde bulduk. Bir anda üstüme kaldı, tipim de müsait değildi. Fakat küçük bir kıyafet devriminden sonra kulüp başkanlığını üstlendim. ODTÜ o zaman Ankara’da yeni devrimci hareketin merkeziydi. Bir anda Ankara devrimci hareketin işleri de ODTÜ’nün üstüne kaldı.

“Bir yıl sonra DEV-GENÇ başkanı olacak tartışmaları başladı. Mahir Çayan’ın etrafında oluşan odanın DEV-GENÇ’in önüne doğru yürümesi söz konusu oldu. Gençlik hareketi ise gençler olacak başında denildi, çarklar döndü ve benim önümde durdu.

“Ben hep bir başkası olsun istedi, Hüseyin Cevahir, Sinan Cemgil olsun istedim ama kendimi bu görevden kurtaramadım. Başkanı olunca anladım ki, DEV-GENÇ sandığımdan da mühim bir şey. Sizin kendinize bakışınızla toplumun ve devletin size bakışı aynı değil.

“Gençliği kuşatmaya çalışıyorlardı”

“Çok büyük bir basınç vardı. Süleyman Demirel hükümeti Adnan Menderes’i devirenin üniversitenin olduğunu en azından üniversitenin bunun fitili olduğunu gayet iyi bildiği için üniversiteye büyük bir endişe ile bakıyordu.

“Süleyman Demirel’i askeri darbe ile devirme peşinde olanlar ise gençlik sokağa çıkmazsa bu adım atamayacaklarını bildikleri için gençliği sürekli kuşatmaya çalışıyorlar.

“Ben 20 yaşında bir insan olarak bir anda yaşları 45-50 olan insanlarla görüşmeye başladım. Sürekli birileri kendi istikametinizde yürümekten alıkoymak için çalışıyorlar. 20 yaşındaki bir insan için bunlar çok fazla.

“Mahir çok zeki ve ince bir adamdı”

“Mahir ile aynı okuldan değildik yaşıt da değildik. Bizim ilişkimiz sonradan kurulan mesafeli olmayan zaman zaman yakınlaşan bir ilişkimiz vardı. Ben DEV-GENÇ’in olması gereken ellerde olmadığını düşünürdüm ve hep Mahir’i yakıştırırdım.

“Sonra DEV-GENÇ yönetimine aldık. Kendimize ait özgür bir yolda yürümeye hazırlanırken, çok büyük yükün altına girdiğimizi gördük. Mahir çok zeki ve ince bir adamdı.

“Suyun birden kaynaması gibi süreç apansız kaynamaya başladı. Türkiye’yi yöneten asker ve sermaye yeni bir rejim istiyorlardı.  Kontrgerilla her gün yeni bir faaliyette bulunuyordu.

“Çok travmatik şeylerdi”

“Ordu ve hükümetin himayesinde gerçekleştiği ortadaydı. Bütün bunlara yanıt verecek yeni bir örgütlenme tasavvuru 1970 yazının en önemli meselesiydi. 

“9 Mart Mart’ta ordunun radikal denilen kanadı darbe girişiminde bulundu. Darbe girişimi bastırıldı, yöneticileri tasfiye edildiler ve 12 Mart’ın kapısı aralanmış oldu.

“Orduya bel bağlayanlar için de ordu bir dönüşüm kapısı olmaktan çıkınca bir seçim yapmak zorunda kalındı. Ya bir atak da bulunacaksınız ya da geri çekileceksiniz.

“İlk kez silahlı kuvvetlerle bir çatışmada devrimciler hayatını kaybettiler. Bu çok travmatik bir şeydi. Bir anda askeri mahkemelerde idama mahkum oldular. Hiç cezaevine girmemiş insanlar cezaevlerindekileri nasıl çıkaracaklarını düşünüyorlardı. (RT)

İtirazım var serisinin diğer belgesellerini izlemek için tıklayın- “Türkiye’de Tuğrul Eryılmaz olmak-1” , “Türkiye’de Tuğrul Eryılmaz olmak-2” ve “Türkiye’de Şebnem Korur Fincancı olmak”

Diziyi hazırlayanlar: Ayşegül Doğan/Yıldırım Türker/Hale Şerif, Metin: Yıldırım Türker, Söyleşi-Seslendirme: Ayşegül Doğan
Editör: Hale Şerif, Yönetmen: Mert Kaya, Kamera: Mert Kaya/Berna Küpeli, Kurgu: Gamze Terra, Araştırma: Bekir Avcı

BİA

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here