Gazeteci Uğur Mumcu’nun bombalı bir saldırıyla öldürülmesinin ardından yürütülen soruşturmanın hiç kimse için tatmin edici olmadığı bir sır değil.

Mumcu öldürüldüğünde Erzurum Valisi olan Mehmet Ağar, bu saldırıdan yedi ay sonra Emniyet Genel Müdürü yapılmıştı. Mumcu suikastıyla ilgili Güldal Mumcu ile Ağar arasında geçen bir görüşmede ikisi arasındaki diyaloğunun şu şekilde gerçekleştiği basında yer almıştı:

G.Mumcu.:”Bu olayların ortaya çıkmasını engelleyen bir duvar oluşuyor…”
M. Ağar: “Evet, soruşturmayı engelleyen bir duvar var…”
G.Mumcu: “Bir tuğla çekin o zaman, gerçekler ortaya çıksın..”
M.Ağar: “Bir tuğla çekersem, duvar yıkılır…”
G.Mumcu: “O zaman çekin, kenara çekilin…”
M.Ağar: “Onu da yapamam…”
G.Mumcu: “O zaman çekerler, altında kalırsınız…”

Bu diyalog tam 20 yıl boyunca kimse tarafından yalanlanmadı.

O duvarın tuğlalarından birkaç tanesi Susurluk’taki kazayla birlikte yerinden oynamıştı fakat o günden sonra aradan geçen zaman boyunca duvarın hep yerinde durduğunu üstümüze düşen gölgesinden anladık.

Son günlerde yakın geçmişin saygıdeğer Reis’i ve başarılı iş insanı; şimdilerin suç örgütü lideri bir şahsın yaptığı açıklamalarla zifiri karanlık gibi gölgesi üzerimize düşen duvarı herkes yeniden hatırladı. Tuğlaları sallandığından beri çeyrek yüz yıl geçen duvar şimdi yeniden sallanıyor.

Yaşadıklarımızdan öğrendiğimiz şey şudur: Bizim mavi gökyüzünü görme isteğimizin masumiyeti, o duvarı örenlerin kirli ellerine teslim edilecek kadar değersiz değil. Bizim o duvarın arkasındaki berrak bulutlara dair hayallerimiz, kan banyolarında üstü başı lime lime olmuş vampirlerin siyah gözlükleriyle dünyaya bakmaktan çok daha büyük, çok daha renkli, çok daha ışıklı.

Ölüm döşeğindeki insanlar, ölüm anı uzadıkça sayıklamaya ve bir ömür boyu sır gibi sakladıkları bütün günahları birer birer ortaya dökmeye başlar. Bir ifşadır bu. Anlamsız ve önemsiz değildir elbet. İrin kokan, ürperten, öfkelendiren bir ifşa bu. Söylenenler, bilinenlerin ikrarıdır. Söylediklerini sonuna kadar dikkatle dinleyeceğiz tabi ki. Ama o duvarın arkasındaki mavi gökyüzünü kirletmelerine de asla izin vermeyeceğiz.

Bu duvar yıkılacak elbette. Ama ne kendiliğinden ne de duvarı örenlerin göstermelik nedametinden.

O duvarın sallanan tuğlalarını biz sökeceğiz yerinden. Bu ülkenin dürüst ve namuslu insanları, emekçileri, aydınları, ezilenleri, yok sayılanları, hor görülenleri yıkacak o duvarı. Çünkü ancak onlar yıkarlarsa öyle bir duvar bir daha örülemeyecek.

Belki biraz zaman alacak, belki o tuğlaları sökerken belki ellerimiz yaralanacak, uğraşmaktan parmaklarımız kanayacak, tuğlalara geçirdiğimiz tırnaklarımız belki yerinden kopup düşecek.

Ama o duvar mutlaka yıkılacak!

O duvar yıkıldığında gerçekler, masmavi bir gökyüzü gibi ortaya çıkarken, puslu ve karanlık havaları sevenlerin hepsi yıkılan o duvarın altında kalmaktan kurtulamayacak.

Haydi, ardındaki gökyüzünü görmek istiyorsan, o duvardan bir tuğla da sen çek!

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı e71e9974-9cc0-4424-ad66-87801d27814a.jpg
Zeynel Özgün
1963 yılında Dersim’de doğdu.
Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Coğrafya bölümünü ve sonra da İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümünü bitirdi.
Eğitimciliğin yanı sıra Eğitim-Sen İstanbul 7 No’lu Şube Hukuk Sekreterliğini de yürüterek sendikacılık yapıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here