Manşet Muhalefet

Bugün emeğimize, barışa, doğaya, gezegenimize sahip çıkma günü 1MAYIS

1 Mayıs 2022, 136 yıl önce 8 saatlik iş günü talebiyle eylemlere başlayan işçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü.
Avustralyalı işçilerin 21 Nisan’da başlattıkları umudun 1 Mayıs’la kesişeceğini belki de kendileri de tahmin edememişlerdi.
Bundan 30 yıl sonra, 1886 yılında Amerikalı işçiler bir günlük
grevle o günü anmak istemeleri neticesinde 1 Mayıs kutlamaları başladı.
Osmanlı’dan bu yana bu topraklarda bir biçimiyle kutlanmaya
çalışılan, yer yer yasaklanan 1 Mayıs, son iki yıldır da pandemi
gerekçe gösterilerek kitlesel olarak alanlarda kutlamalara da
onay verilmemiştir. Ekonomik-demokratik hak kayıplarının
hız kazandığı günümüzde 2022 1 Mayısı’nın önemi daha da
artmıştır.


Bir asırdan fazla zaman geçmesine karşın hala işçi ve emekçilerin arasında günde sekiz saatten daha fazla ve güvencesi

olarak çalışanların olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Pandemi
bahane edilerek başlatılan yasaklar ve yok saymalar, hak kayıplarını daha da artırıyor. İşyeri olmadan, uzaktan çalışma yaygınlaşarak meşrulaştırmaya çalışılırken çalışma saati de (mesai
kavramı) bazı iş kollarında literatürden çıkarılmış gibi.
Çalışanlara kuralsız, esnek ve güvencesiz çalışma dayatılmış
durumda. Grevleri çeşitli gerekçelerle yasaklayan, örgütlenmenin önüne engeller çıkartan, ucuz işgücü yaratan, göçmen
işçileri ucuz işgücü kaynağı olarak kullanan, sermayeye sınırsız
yetkiler veren sözde demokrasi, hukuk, yasalar, vb sermayenin hizmetine sunuluyor.
12 Eylül darbesi ile başlayan emek hareketine, örgütlerine
yönelik saldırılar durmamış, Fetö darbesi bahanesiyle yeniden hız kazanmış,”pandemi”yle perçinleşmiştir. Anti-demokratik uygulamaların arttığı baskı ve otoriter dönemler de emekçilerin ekmekleri küçülmüş, ekonomik-demokratik
hakları yok sayılmıştır. Siyasal iktidar blokunun uygulamış
olduğu ekonomik ve siyasi politikalar emekçilerin haklarını
ve sendikal faaliyetlerini baskılıyor. Otoriter, baskıcı yönetimlerde çalışanların, emekçilerin, yoksul halkların ekonomik, demokratik hak kayıpları artıyor. Yasalar, hukuk, adalet
kaybolmuş durumda. Sendikalar etkisizleştiriliyor, yer yer
kapatılıyor.


Toplumsal muhalefet açısından da durum çok farklı değildir.
Konuşan, muhalefet eden siyasetçiler, yazarlar, sanatçılar gerekçe gösterilmeksizin tutuklanıyor. Muhalefetin ikinci büyük
partisinin eş genel başkanları olan Demirtaş ve Yüksekdağ’a,
vekillere, belediye eş başkanlarına ve en son Gezi davasında
Kavala ve diğerlerine verilen cezalar düşündürücü ve bir o
kadar da karanlığın saldırısının boyutları açısından da önemli.
Adalet ve yargı idarenin güdümünde; iktidarın vurucu gücü
haline gelmiş durumda.
Demokrasinin olmadığı ülkelerde, dönemlerde emekçilerin,
işçilerin hak kayıplarını koruyacak, koruma altına alacak yasaların önemi artar. İşçi ve emekçiler, var olan haklarına sahip çıkabilmek için demokrasiye ihtiyaç duyar. Bu yüzden
ekonomik mücadeleyi demokrasi mücadelesi ile buluşturmak

elzemdir. Gerçek demokrasiye, en çok da emekçilerin, işçilerin, yoksul halkların ihtiyacı olduğu gerçektir. Şimdi emek ve
demokrasi mücadelesini harmanlamak, birini diğerinin yerine
koymadan birlikte sürdürmek gibi bir görevle karşı karşıyayız.
Demokratik bir ülke mücadelesinde emekçiler halkların ön
saflarında yer almalıdırlar.
Ekonomik hak kayıplarının, yoksullaşmanın arttığı günümüzde emekçilerin-işçilerin mücadele yolları da belirginleşmiştir. 12 Eylül’ün sıcak günlerinde TÜSİAD’ın o günkü
başkanı “bugüne kadar hep işçiler güldü, şimdi gülme sırası
bizde” demişti. Sermaye hala patavatsızca gülmeye devam
ediyor. Pandemi ve Ukrayna-Rusya savaşı da bahane edilerek emekçilere ve haklarına yönelik saldırılar artarken hak
arama yolları da daraltıyor. Ekonomik hakların, kazanımların korunmasının yasalarla, adaletle, hukukla mümkün
olacağı bir gerçek. Emekçilerin bu dönemde demokrasi
mücadelesinin en önemli dinamikleri olması kaçınılmazdır. Demokrasinin gelişmesi emekçilerin kazanımlarının
güvencesidir.


1 Mayıs 2022, emekçilerin ekmek ve iş mücadelesini demokrasi mücadelesi ile buluşturdukları günün başlangıcı
olabilir. Birini diğerinin önüne koymadan, iç içe, yan yana,
birbirini besleyen mücadele alanları olarak değerlendirilmeli. Dönemsel olarak biri öne çıkabilir, ama bunlar asla
ayrılmaz. Demokrasi mücadelesini kazanımların sigortası
olarak değerlendirmeliyiz. Emek örgütleri ve emekçiler
ülkemizde tartışılmaya açılan “Demokrasi İttifakı”nda
mutlaka yerlerini almalı, demokratik bir ülkenin şekillenmesine katkıda bulunmalı ve onu ilmek ilmek örmelidir.
Kazanımların güvencesi demokrasidir. Bu aynı zamanda
emek örgütlerinin,emekçilerin demokratik sorumluluğuna
da işaret eder.
Eşit, özgür, ekolojist, demokratik, yerinden yerel yönetimleri güçlendirilmiş, katılımcı, inançlara, kimliklere eşit mesafede duran bir ülke için demokrasi mücadelesinde yer almanın
önemini kavrayarak yürümeliyiz.
Yaşasın birlik, mücadele ve dayanışma günümüz!

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir