Makale Manşet

Çanakkale Savaşı: Bir Zafer ve Farklı Hikayeler- Uğur Türe

Türkiye’de hem Kemalist hem de İslamcı/muhafazakâr tarih okumalarında mitleştirme eğilimi çok belirgindir. İnsanlar belli bir kampın adamıysa tarihi bugünkü pozisyonlarını ve ideolojilerini meşrulaştıracak bir tahkimat aracı olarak kullanırlar. Dolayısıyla en öznel tarihçi bile bildiği halde gerçeklerin aslında mitlerden “biraz” farklı olduğunu anlatamaz hale gelir. Tarih aktüel siyasetin bir propaganda aracına dönüşünce kaçınılmaz olarak araçsallaşır ve bir propagandaya dönüşür. Zaten kimsenin de gerçeği merak etmediği ve gerçeğin peşinden gitmediği, konforunu bozmak istemediği bir ortamda tarihin hamasi bir propagandaya dönüşmesi için gerekli toplumsal uzlaşı da böyle ortaya çıkmış olur.


Çanakkale Savaşı anlatılarında ilgi çekici olan şeylerin başında Kemalist tarihçiler ile İslamcı/muhafazkar tarihçilerin savaşın önemine yaklaşımında anlatımın dozu açısından farklılıklar görülmesidir. Benim gibi ellili yaşların başında olanlar Çanakkale savaşlarının örgün eğitim döneminde bu derece yoğun anlatılmadığını Birinci Dünya savaşı içinde çok başarılı bir savunma savaşı yapılan bir cephe olarak bahsedilip Atatürk’ün savaştaki rolüne çokça yer verildiğini bilirler. Atatürk’ün savaştaki rolünü öne çıkarmak ve savaşı onun üzerinden anlatmak Kemalist tarih anlatısı açısından anlaşılır bir durumdur ve sonuçta Atatürk savaştaki rolü abartılarak neredeyse tüm cephenin komutanıymış gibi anlatılsa da ortada Atatürk’ün savaşta ciddi yararlılık göstermiş başarılı bir komutan olduğu gerçeği bulunmaktadır.


İslamcı/muhafazakâr tarih anlatısı için aynı şeyi söylemekse pek mümkün değildir. Öncelikle bu savaşı son 20 yıllık süreçte tarihsel gerçekliğini yeniden yazarak anlattıklarını ve hoşlarına gitmeyen ve anlattıkları hikâye ile çelişen pek çok şeyi görmezden geldiklerini hatta farklı anlattıklarını söyleyebiliriz. Bunun bilgi noksanlığından olmadığı bir tercih olduğu ve İslamcı muhafazakar siyasetin kendi tarihsel anlatısına ihtiyacı olduğu da açıktır. İslamcılar bu noktada Kemalist tarih anlatısının Milli Mücadele ve Kurtuluş Savaşlarının ve o savaşların kahramanı olan Atatürk’ün karşısına içinde Atatürk’ün baş rolde olmadığı bir kahramanlık ve kurtuluş destanı çıkarma ihtiyacı duymuş ve bu nedenle Çanakkale Savaşını bir alternatif islamcı/muhafazakâr bir destan olarak yeniden kurgulamış olabilirler. Oysa Çanakkale Savaşında böyle bir anlatıyla çelişki oluşturacağı apaçık pek çok unsur vardır.

Öncelikle Çanakkale Savaşı’nda Atatürk’ün karşısına çıkarılabilecek ve İslamcı/muhafazakar anlatıyı destekleyecek komutanlık düzeyinde bir figürden bahsedemeyiz. Bu durumda onlar için savaşı, komuta kademesini anlatının dışında bırakan ve askerlerin fedakarlıkları ve din, iman aşkıyla adeta cihad ettikleri, beyaz atlı evliyaların da savaşa katıldığı bir din savaşı olarak kurgulama ihtiyacı doğduğu söylenebilir. Ancak savaşın Almanya ile birlikte yine diğer emperyal Batılı güçlere karşı savaşan Osmanlı’nın Almanya’nın işini savaşta kolaylaştırabilmek ve galip gelmesini sağlamak için tuttuğu bir cephe olduğu gerçeği bu anlatıyı zedeleyeceği için kurgudan çıkarılmıştır. İslamcı anlatı açısından problem oluşturacak bir diğer gerçekse savaşa bizi sokanların II. Abdülhamit’i deviren İttihatçılar olduğudur. Yani bu din savaşının yerel uygulayıcıları pek de dindar diyemeyeceğimiz İttihatçılardır. Almanya bu savaşa sadece silah ve mühimmat yardımı yapmamış aynı zamanda pek çok Alman subay ve asker de savaşta yer almıştır. Bizzat cephe komutanının da Liman Von Sanders olduğunu hatırlatmakta fayda vardır.

Bu nedenle emperyalistler arası bir paylaşım savaşında Almanya’nın çıkarları için oluşturulmuş bir savunma cephesinin neden bir din savaşı veya cihad olduğunu açıklamak pek kolay olmasa gerek. Bu noktada İslamcı/muhafazakâr tarih anlatısını sıkıntıya sokacak ikinci unsursa aslında ortada bize saldıran Batılı haçlı güçlerinin olmadığıdır. Osmanlıyı yöneten İttihatçılar Almanya ile savaşa girerlerse ve kazanacağına emin oldukları Almanya bu savaştan muzaffer olarak çıkarsa bunun Osmanlı’nın ve elbette onların da yararına olacağına inanmışlardı. Bu yüzden ilk saldırıyı Rusya’nın iki Karadeniz limanını bombalayarak kendileri başlattılar. Öte yandan Çanakkale’ye yığılan Batılı emperyal güçlerin derdi Çanakkale’yi geçip bir Anadolu’yu işgal hareketi başlatmak değil Karadenize açılıp dostları olan ve ülkesindeki iç karışıklıklar yüzünden zor durumda olan Rus Çarına yardım götürmekti ancak işler düşündükleri gibi gitmedi çok iyi örgütlenmiş kahramanca bir dirençle karşılaştılar. Çanakkale’deki bu direnç sayesinde Batılarca Rus Çar’ına verilmek istenen destek verilemedi ve Rusya’da Çarlık, Bolşevik ihtilaliyle devrildi. İktidara gelen Komünistlerse savaştan çekildiler.

Özet olarak söyleyecek olursak İslamcı/muhafazakâr tarih anlatısında yer aldığının aksine bu savaş; bir din savaşı ve cihad değildi, ikincisi saldırgan taraf bizdik ve Batılı emperyal güçlerin amacı bize saldırmak değil Rusya’ya yardım götürmekti. Abdülhamit’i deviren İttihatçıların, Almanya’nın yanında yer alarak girdikleri bu savaşın neticede Almanya’ya faydası olmadı ve Almanya savaştan yenilerek çıktı. Çanakkale savaşlarının İslam dünyasına bir faydası oldu mu bilmiyorum ama Rusya’da komünizmin iktidara gelmesine ve seksen yıl boyunca bir süper güç olarak hüküm sürmesinde çok önemli bir etkisi olduğu açıktır. Bir diğer açık olan şeyse çoğunluğu doğal olarak Türk olmak üzere Kürt, Arap, Alman, Rum, Ermeni yüzbinin üstünde vatan evladının kahramanca bir direnişle canlarını verdiğidir.

Son olarak yazımızı konu üzerine çok değerli araştırmaları olan Prof. Dr. Ayhan Aktar’dan bir alıntıyla bitirelim.

“I. Dünya Savaşı ‘emperyalist güçler’ arasında bir paylaşım savaşı ise, bu savaşta Osmanlı Devleti’nin müttefiki ‘emperyalist’ aynı zamanda ‘Hıristiyan’ olan Almanya, Avusturya- Macaristan ve Bulgaristan idi. İttihat ve Terakki hükümeti, bu büyük paylaşım savaşında ‘bir koyup, üç almak amacıyla’ daha 2 Ağustos 1914 tarihinde Almanya ile ‘gizli ittifak’ anlaşması imzalamış ve hemen ertesi gün seferberlik ilan etmişti. Osmanlı Donanması, 29 Ekim 1914 günü Rus Donanması’na ateş açıp, Rus limanlarını bombalayarak savaşı başlatmıştır. Burada Osmanlı Devleti, ülkesini savunan ‘mazlum ve mağdur’ taraf değil; düpedüz savaşı başlatan ‘saldırgan’ taraftır. Çanakkale’yi savunan Osmanlı V. Ordusu’nun başında Alman Generali Liman von Sanders vardı. Osmanlı Ordusu’nun Genelkurmay Başkanı ise, Fritz Bronsart von Schellendof Paşa’ydı. Bugün ayrı birer devlet olan Suriye, Irak gibi Arap ülkeleri 1914 yılında birer Osmanlı vilayeti idiler. Bu vilayetlerden askere alınanlar da zaten ‘Osmanlı vatandaşı’ olarak doğmuşlardı. Özel olarak, “bizim yanımıza gelmeleri” diye bir şey söz konusu değildi, onlar sadece mecburi askerlik görevlerini yerine getiriyorlardı. Dolayısıyla, Almanların parası, askerî yardımları ve Alman komuta heyetinin aktif katılımı ile sürdürülen, İttihatçıların kendi ince hesapları sonunda ‘yangından mal kaçırır gibi’ girdikleri bu savaşı Haçlı Seferleri’ne benzetmenin tek bir gerçek yanı yoktur.”

Uğur Türe
Kamu Yönetimi Bilim Uzmanı, Coğrafya Eğitimcisi
ugurture@gmail.com

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir