Makale Manşet

ÇİÇEKLER KOKSUN TOPRAĞIN!- Hakan Tuncal

Aydın ağabey ölmüş!

Sevgili Oya Baydar’ın ve tüm sevenlerinin başı sağ olsun! Ama

ışıklar içinde uyumasın, devri daim, yıldızlar yoldaşı olmasın! Toprağı çiçekler koksun yalnız.

Onu Tırmıkladığı köşesinden tanıyordum önceleri. Cumhuriyet’i elimize aldığımızda “Bugün yine kime, neye tırmık atmış acaba?” diye bakardık köşesine. 1974’ten beri tırmıklıyor, gazetesi değişse de köşesi değişmiyordu. Yüz yüze ilk karşılaşmamız Birgün gazetesinin çıkarılması için  düzenlenen geniş katılımlı toplantıların birinde, İstiklal Caddesindeki Mimarlar Odasında olmuştu. Yılların verdiği gazetecilik deneyimiyle yol gösteriyor, kılavuzluk ediyordu.

Zaman zaman aynı ortamlarda bulunsak da yakındık diyemezdim. Ancak, bir gazeteciyle dostluk kurma şansım olsaydı -gazeteciden dost olur, evet- bunun Aydın ağabey olmasını isterdim. etelgraf’a yazmaya başladığımda onun da adını aradım. Biliyordum ki bu girişimi de destekleyecek, bizlerin de yanında olacaktı. Nitekim sosyal medya grubumuza dahil olarak zaman zaman soyadının hakkını veren “engin” birikimiyle yine rehberimiz olmuştu.

Son yazısını 81 yaşının son gününde şöyle tamamlıyordu:

“1974’den beri Tırmık yazıyorum. Yeni Ortam, Politika, Türkiye Postası, Cumhuriyet, Birgün, Agos, T24, (yeniden) Cumhuriyet ve (yeniden) T24…

46 yıl yapar. 

Yarı ömürden de uzun.

Hiç günü kurtarmak için yazmadım. Bundan sonra da yazmam.

Aydın Engin’i bir süre nadasa bırakmak iyi olacak.

Nadas’ın ne olduğunu bilmeyen kentli okurlar için bilgi notu: Nadas tarlanın sürülüp, sulanıp ekime hazırlanması ama o yıl ekilmemesidir.

Ben de beni nadasa bırakıyorum.

Ne kadar sürer bu nadas? 

Bilmiyorum. Umarım kısa sürer.

Şey…

Bugün benim 81 yaşımdaki son günüm.”

Sevenleri, okurları olarak bizler de öyle olmasını umuyorduk. Toprak nadasa bırakıldığında nasıl dinlenirse ve ardından nasıl güçlenirse öylece dinleneceğini, güçlü bir şekilde aramıza döneceğini bekliyorduk. Daha atılacak ne çok tırmık vardı. Olmadı. Bizlere devrederek tırmıklama işini, çekildi sonsuz uykusuna.

Işıklar içinde uyusun, demeyeceğim onun için. Devri daim, yıldızlar yoldaşı olsun da…Seküler kesimin bu türden sözlerine çok sinirlenir, bunları söyleyenlerin gülünç olduğunu söylerdi çünkü:

“Başın sağ olsun… Sabırlar dilerim…” gibi cümlelere elbette itirazım yok.

Ancak “laiklik dini”nin müritlerinin başlattığı, laiklik dinine bağlı olmasalar da çocukluklarından beri bilinç altlarında tortulanmış “laik tavır” yüzünden pek çok tanıdığın da benimsediği cümleler var.

“Işıklar içinde uyusun…”

Ne demek bu?

Bal gibi Müslümanların “Nur içinde yatsın” dileğini kullanmamak, “kutsal ışık” anlamına gelen “nur” sözcüğünden sakınmak için uydurulan bir saçmalık.

Her duyduğum ya da okuduğumda “Bari mezarın içine de bir elektrik düğmesi koyun ki merhum isterse ışığı kapatsın” demek geliyor içimden. Ama yakışıksız kaçacağı için susuyorum…

Sonu olmayan bir uykuya dalmış biri için karanlık mezar ışıkla aydınlatılsa ne olur, öyle karanlık kalsa ne olur?

Bitmedi.

Bir de “Mezarına yıldızlar yağsın” dileği var.

Peki bu ne demek? Bir yere yıldız yağarsa bunun anlamı oraya meteor (göktaşı) düştü demektir ve düştüğü yeri adeta yok eder. O yüzden “Yıldızlar filan yağmasın. Bırakın orada sonsuz uykusunu sorunsuz uyusun” demek daha doğru değil mi?

Ya “Yıldızlar yoldaşı olsun” dileğine ne demeli? Bunu diyenler sanırım ölenin “ruhu”nun gökyüzüne yükseleceğine ilişkin bir dini kabulü dillendirmekteler.

Öyle mi dersiniz? Bir ruhumuz var ve ölünce o ruh göğe, yıldızların yanına mı yükseliyor?

İnançlıların, müminlerin böyle bir cümle kurmasına sözüm yok. Ama inançsızlıklarını iyi bildiğim ya da inançla hurafeleri ayırt edebilecek bilinç ve bilgi uyanıklığında olanların bu cümleyi kurmasına ne demeli?

Yine bitmedi.

Bir de “Devr-i daim olsun” dileği var.

Bu da insanların öldükten sonra yeniden dirilip bir başka hayata başlayacağı inancına dayanmıyor mu?

Eskilerin “bâsübâdelmevt” dedikleri öldükten sonra yeniden dirilmek benim bildiğim İslam dininde kıyamet günü dirilmek anlamında kullanılır.

“Devr-i daim olsun” dendiğinde artık kıyamet günü beklenmeyecek, ölen bir başka kalıpta yeniden dirilecek denmiş oluyor.

Sizi bilmem ama ben ölünce “devr-idaim” olmasın. Neme gerek, bir solucan ya da hamam böceği olarak yeniden dünyaya gelmek istemem. Öldüğümde bırakın rahat rahat uyuyayım.”

Mezarında rahat uyu Aydın ağabey!

Çiçekler koksun toprağın!

Hakan TUNCAL/ 1972 yılında İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden 1994 yılında mezun oldu ve o yıl İstanbul’da öğretmenliğe başladı. Bir dönem Eğitim Sen İstanbul 1 Nolu Şube Yönetiminde görev aldı. 2004-2009 yılları arasında MEB tarafından Kazakistan’da görevlendirildi. Kazakistan Türkiye Türkçesi Eğitim Öğretim Merkezinde ve çeşitli üniversitelerde yabancılar için Türkçe dersleri verdi. Halen İstanbul’da bir devlet okulunda Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Katya, Bir Fenerbahçe Romanının yazarıdır.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir