ETELGRAF HABER:

COP26 Türkiye Koalisyonu toplantısı yapıldı.Türkiye’de Glasgow Anlaşması’na dönük bir çalıştay yapılması, 7-10 Kasım’daki alternatif zirve ve protesto eylemlerine Türkiye’den katılım ve koalisyonun büyütülmesi için yapılacaklar toplantıda gündem oldu.

Türkiye’de iklim krizi üzerine Ekim ayında bir çalıştay yapılması için konuyla ilgili bilim insanı ve aktivistlerle görüşmeler yapılması gündeme geldi.Toplantıda Koalisyonun genişletilmesi için çağrı yayınlandı.

Yayınlanan çağrı metni:

Kapitalizmin yaşamın temel ilkeleriyle uyumsuz olduğu anlayışıyla sermayenin egemenliğine karşı çıkıyor, yeşil kapitalizmi ve onun çevre ve toplum üzerindeki tüm etkilerini göz ardı ederek önerdiği “çözümleri” (bunlar ister “doğa temelli” jeomühendislik, karbon ticareti, karbon piyasaları veya diğerleri olsun) ve maddelerin sürekli genişleyen ölçüde yeraltından çıkarılmasına ve artık yaratılmasına dayalı bir üretim biçimi olan ekstraktivizmi reddediyoruz.

7-10 Kasım’da Glasgow’da COP26 Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi yapılacak. Zirvenin 2020’de yapılması planlanmış ancak COVID 19 pandemisi nedeniyle bu yıla ertelenmişti. 2015 yılında yapılan bir önceki Taraflar Konferansı’ndan Paris Anlaşması çıkmıştı. Glasgow’da da Paris Anlaşması masaya yatırılacak ve büyük ihtimalle aynı hat üzerinde, sorunun çözümünü ülkelere ve niyetlere bırakan, yani yeşil göz boyamadan başka birşey olmayan bir metin çıkartılacak. Bizler, gezegenin ve türlerin geleceği için, yoksullara, yerlilere, kadınlara, bitki ve hayvanlara ödettirilen bedelleri daha fazla ödememek için dünyanın dört bir köşesinden insanlar, örgütler olarak bir araya geldik.

Hükümetler taahhütlerini yerine getirmiyor

23 Şubat 2021’de Güney Sudan’ın da meclisinde onaylamasıyla bir önceki Taraflar Konferansı COP21’de hazırlanan Paris Anlaşmasını imzalamış ama onaylamamış ülke sayısı dünyada 6’dır. Türkiye kalan bu son 6 ülkeden biri konumundadır. Paris İklim Anlaşması gereği ülkelerin kendilerinin belirledikleri ulusal katkı beyanlarına göre hazırladıkları eylem planlarının 2020’de başlaması gerekiyordu. 2020’nin son günlerine doğru aralarında Çin ve Güney Kore gibi sera gazı salımlarını sıfıra indirmeyi taahhüt eden bir planı ilk kez açıklayan ülkelerin yanı sıra AB gibi sera gazı sıfırlama hedefini 2040’tan 2035’e çekerek iklim eylem planını güncelleyen ülkeler oldu. Ancak Paris İklim Anlaşması, bu haliyle bir yeşil göz boyamadır. Bazı analistlere göre hükümetler gönüllü olan karbon salımı düşürme hedeflerini tam olarak uygulasa bile, 2100 yılında iklim 2.7 ila 3.5 derece arasında ısınmış olacak. Dünya liderleri ve uzmanlar, Kasımda Glasgow’da bir kez daha COP 26 küresel iklim müzakerelerinde buluşacaklar. Küresel sorunlar küresel çözümleri gerektirir. COP26’da alınan kararlar, hükümetlerin iklim krizine nasıl tepki vereceğini (ya da vermeyeceğini) belirleyecek. Kimin kurban edileceğine, kimin kurtulacağına ve kimin kâr edeceğine karar verilecek. Şimdiye dek hükümetler, şirketlerle gizlice anlaşarak ve gerçek olmayan, çoğu durumda sorunun büyüklüğüne uygun olmayan ve çoğunlukla gezegenin ve insanların daha fazla sömürülmesine dayanan yeşil göz boyamacı ‘çözümlerin’ arkasına saklanarak, çok geç ve çok az şey yaptılar. Çözüm, bize dünya liderleri ya da şirketler tarafından sunulmayacak. Sadece biz, hepimize fayda sağlayacak bir geleceği hayal edip kurabiliriz. Hayatta kalıp daha adil bir dünya kurabilmemiz için ihtiyacımız olan dönüştürücü çözümler sadece yerel ve uluslararası düzeyde kolektif eylem, dayanışma ve koordinasyon yoluyla bulunabilir.

Halkların Glasgow Anlaşması neyi öngörüyor?

Biz hükümetlerin Glasgow Anlaşmasının bir çözüm getirmeyeceğine, bizleri oyaladığına inanıyoruz, hatta bunu biliyoruz. O nedenle de Halkların Glasgow Anlaşmasını geliştirdik. Bizler, iktidarın, bilginin ve refahın yeniden ve adil biçimde dağıtılmasına dayanan iklim adaletini istiyoruz. İnsanlığın ve dünyanın, özellikle de iklim krizini durdurmak için ihtiyaçlarını ele alan kamusal ve katılımcı bir bilim anlayışını benimsiyoruz. Tüm türlerin birbirine bağımlı olduğunu, bakımın toplumun kolektif sorumluluğu olduğunu, sistemik ırkçılığı onarmak üzere toplumdaki yapısal değişiklikler gerektiğini, gerçek ihtiyaçlara dayanan demokratik bir planlamayı savunuyoruz. Küresel Güney’e ödenmesi gereken tarihsel ve ekolojik bir borç olduğunu biliyoruz. Kapitalizmin yaşamın temel ilkeleriyle uyumsuz olduğu anlayışıyla sermayenin egemenliğine karşı çıkıyor, yeşil kapitalizmi ve onun çevre ve toplum üzerindeki tüm etkilerini göz ardı ederek önerdiği “çözümleri” (bunlar ister “doğa temelli” jeomühendislik, karbon ticareti, karbon piyasaları veya diğerleri olsun) ve maddelerin sürekli genişleyen ölçüde yeraltından çıkarılmasına ve artık yaratılmasına dayalı bir üretim biçimi olan ekstraktivizmi reddediyoruz.

Dünyanın neresinden olursanız olun, şimdi iklim adaleti için mücadeleye katılma zamanıdır. Herkesin desteğine ihtiyacımız var: İşyerlerinde, yerel topluluklarda, okullarda, hastanelerde ve ulusal sınırların ötesinde 6 Kasım’da Küresel İklim Eylemi Gününde 7-10 Kasım ‘da Halkların İklim Zirvesinde olalım. Türkiye’nin ekolojik ayak izini sürelim, iklim krizine neden olan faktörleri (kapitalizm de dahil) ortadan kaldırmak için mücadeleye hep birlikte devam edelim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here