Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sorup, faillerin cezalandırılmasını istemeye devam eden Cumartesi Anneleri, her hafta gerçekleştirdikleri basın açıklamalarını 866. kez düzenledi.

Cumartesi Anneleri’nin açıklamasında, “866. haftamızda tam 30 yıldır tüm çabalarına rağmen etkili bir hukuk yolu bulamayan, 30 yıldır işkenceye maruz bırakılan Toraman Ailesi’nin yaşadıklarına tanıklık edeceğiz” denilerek, 27 Ekim 1991 tarihinde polisler tarafından beyaz bir toros araca bindilerek gözaltına alınan ve kaybedilen Hüseyin Toraman’ın akıbetini sordu.

1991’den beri kayıp

“30 yıldır soruyoruz: Hüseyin Toraman nerede?” başlığıyla yapılan açıklamanın tamamı şöyle:

“Gözaltında kaybetme davaları ile ilgili uluslararası içtihat; kaybedilenlerin aile bireylerini de ihlale doğrudan maruz kalanlar olarak tanımaktadır. Uluslararası insan hakları hukukuna göre, insan hakları ihlallerinden sorumlu olan devletlerin ihlale maruz kalan her birey için etkili bir hukuk yolu sağlamak zorundadır. 

Türkiye’de devletin gözaltında kaybetmelerle ilgili politikası ise, yaşananlara ilişkin gerçeklerin inkarı ve suçu işleyenlerin  hukuki yaptırımlara tabi tutulmadan cezasızlıkla korunması şeklindedir. Dolayısıyla, Türkiye’de kayıp aileleri için etkili bir hukuk yolu bulunmamaktadır.

866. haftamızda tam 30 yıldır tüm çabalarına rağmen etkili bir hukuk yolu bulamayan, 30 yıldır işkenceye maruz bırakılan Toraman Ailesi’nin yaşadıklarına tanıklık edeceğiz.

24 yaşındaki Hüseyin Toraman 27 Ekim 1991 sabahı İstanbul/ Kocamustafapaşa’daki evinin önünden silahlı, telsizli, sivil giyimli, kendilerini polis olarak tanıtan kişiler tarafından 34 ATZ 56 plakalı Beyaz Toros’a zorla bindirilerek götürüldü. Olaya mahalleli ve Hüseyin’in eşi tanık oldu.

Mahallelinin ihbarı üzerine Çınar Polis Karakolu’ndan gelen polis ekibi işlem yapmadan olay yerinden ayrıldı. Baba Ali Rıza Toraman Çınar Karakolu amirine ulaşarak, “ Oğlumu kaçıranlara neden müdahale etmediniz?” diye sordu. Karakol amiri Hüseyin’in kaçırılmadığını, siyasi polisler tarafından gözaltına alındığını, bu nedenle müdahale edemediklerini söyledi. Baba Toraman karakol amiri ile yaptığı görüşmenin ses kaydını aldı.

Aile hemen İstanbul Emniyeti’ne ve savcılığa başvurdu. Ses kaydına, tanıklara rağmen  Hüseyin’in gözaltına alındığı reddedildi. Ailenin ısrarlı arayışı olayı basının ve kamuoyunun gündemine taşıdı. Oluşan kamuoyu baskısı karşısında suskunluğunu bozan İstanbul Emniyet Müdürlüğü 5 Aralık 1991 tarihinde Hüseyin Toraman’ın polis tarafından arandığı ama kesinlikle gözaltına alınmadığı açıklamasını yaptı.

Hüseyin’in gözaltında kaybedilmesi soru önergesi ile Meclis’e taşındı. Aile dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Mehmet Ağar, Başbakan Demirel ve İçişleri Bakanı İsmet Sezgin ile görüştü. 

İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, 13 Aralık 1991 tarihinde Hüseyin Toraman ile ilgili iddiaları içeren soru önergesine verdiği cevapta tüm iddialarını reddetti.

Toraman Ailesi’nin Hüseyin’in akıbetinin araştırılması talebiyle başvurduğu TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu da hazırladığı raporda; “kayıt dışı gözaltına alınan oğlumuz kaybedildi.” diye feryad eden aileye “gözaltına alındığı ileri sürülen Hüseyin Toraman’ın gözaltına alındığına dair hiçbir kayıt bulunmadı.” dedi. 

Ailenin ve İHD’nin tüm ilgili kurum ve kişilere yaptığı başvurular sonuçsuz kaldı. Hüseyin Toraman’ın gözaltına alındığı inkar edildi. 1991 yılında Fatih Cumhuriyet Savcılığı tarafından açılan soruşturma bir sonuca ulaşmadı. 2011 yılında yapılan başvuru sonucunda İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın başlattığı soruşturma ise “zamanaşımı süresi dolduğundan soruşturmaya yer olmadığı” kararı ile kapatıldı. Yapılan itiraz sonucunda dosya üzerindeki kapatma kararı kaldırıldı. Ancak dosyada bugüne kadar bir gelişme yaşanmadı.

Hüseyin Toraman’ın gözaltında kaybedilişinin 30. yılında bir kez daha talep ediyoruz:

Devlet hukuka uysun; Hüseyin Toraman’ın akıbetine dair derhal etkili soruşturma yapma yükümlülüğünü yerine getirsin, suçtan sorumlu olanları tespit edip cezalandırılmalarını sağlasın.

Kaç yıl geçerse geçsin; Hüseyin Toraman için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 167 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here