ETELGRAF SÖYLEŞİ –  Ekim 2021

Müzik dünyamızın bu solmakta olduğu günlerde, kimi ünlü sanatçıların yeni şarkılar üretmediği veya üretse de artık plakların, kasetlerin, CD’lerin esamelerinin okunmadığı ve dijital ortamlara mahkûm kalan kulaklarımızın müzik zevklerimizin belki de mekanikleştirme çabalarına maruz kalmasıyla biraz küskünlük, biraz çaresizlik karşısında maalesef müzik kaliteden uzaklaşmıştır. Yaşamlarını müzik emekçisi olarak geçiren nice sanatçı, yorumcu, müzisyen, besteci, söz yazarı, bilcümle tüm güzel insanların, uzun yılların yorgun çabaları bir de Pandemi ile karşılaşıldığında epeyce karşılıksız kalmıştır. Bu uğurda hayatını kaybeden, hayatına son veren nice güzel insanı saygı ile anarak başlayalım.     

Attila Turnaoğlu, -Gülcan Altan

Yılmayan sanatçılar var ülkemizde; bugün çok özel bir Hanımefendi ile söyleşideyiz. Çok özel bir ses, çok geniş bir şarkı gamı, birçok dilde çok zor ve özel şarkıları yorumlayabilen çok Sevgili Gülcan Altan ile beraberiz. Durduğu sahnede gücünü sadece doğasının vergisi sesi ve yorumu ile değil, uzun eğitim yıllarının kendisine kattığı “şarkı söyleyebilmek” yeteneğini ne güzel ki ülkemizde bizlere sunmaktadır.

Şimdi bu müstesna söyleşide O’nu daha da yakından tanımak ve bizleri nelerin beklediğini öğrenmek istiyoruz.

  • Sayın Gülcan Altan, “ETelgraf” adına bu söyleşiyi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ediyorum.

Ben teşekkür ederim. Memnun oldum sizi tanıdığım için.

  • Sizin Samatya’da doğduğunuzu ve Kuzey Kafkasya kökenli bir aileden geldiğinizi biliyoruz. Bu kökeninize ne kadar yakınsınız; adetler, görenekler; oraları ziyaret ediyor musunuz?

Ben Adigeyim ve kültürün içinde büyüdüm. Adetlerimizi öğrendim. Evimizde geleneksel adetlerimizle büyütüldük.  Bu yüzden saygı duyarım köklerime. Abhazya ve Adige ‘ye yani ana vatanımıza her sene gitmeye çalışıyorum.

  • Bir de Devlet Sanatçılığı kimliğiniz var..

Evet. Abhazya Devlet Sanatçısı ünvanlına sahibim. Büyük bir onur benim için. Abhazya Devleti’nin 25. Yıl Zafer Marşını yazıp, yorumladım.  Ve ana dilimizde ki şarkılarımızı tüm dünyada seslendirme görevim sebebiyle bana böyle bir onur bahşettiler.

  • Eğitiminizi Türkiye’de aldınız, biraz detay rica edebilir miyim?

Türkiye’de yaşıyorum. Biz diaspora diyoruz Çerkesler olarak. Baba vatan aynı zamanda. Anadolu’nun tüm kadim kültürlerini toprağında yaşatan bu ülkenin kültürüyle de harmanlandı kişiliğim. Farklı üniversitelerde okudum. Trakya Üniversitesi’nde İşletme eğitimi aldım. İstanbul Teknik Üniversitesi Klasik Türk Musikisi Devlet Konservatuarı mezunuyum. Yeditepe Üniversitesi’nde Pedagoji üzerine master yaptım. Hala da okumak istiyorum. Psikoloji ve Müzik dalında bir Doktora programı araştırıyorum. Kronik öğrenci diyebilirsiniz bana..

  • Hangi hocalar sizi en çok etkilemiştir?

İlkokul öğretmenlerimizin hepimizin hayatında büyük etkisi vardır. Öncelikle bunu söyleyebilirim. Konservatuar dönemimde beni etkileyen hocalarım arasında Necdet Varol, Selahatin İçli, Nevzad Atlığ, Nermin Kaygusuz,  Cüneyd Orhon gibi kıymetler vardı. Benim için büyük şans..

  • Eğitim dönemi sırası veya sonrası hemen yorumculuğa başladınız diye biliyoruz; o zamanlar sizce müzik piyasası ne durumdaydı; başarılı olmak epey zor olsa gerek.

Ben 18 yaşımdan beri profesyonel olarak yani şarkı söyleyerek para kazanan biriydim. O dönemler hem okuyordum hem yaşantımı idame ettirebilmek için solistlik yapıyordum. Ve müziğin ve müzik dünyasının hızla değiştiği dönemlerdi. Ben repertuar ayırmadan sahneye çıkıyordum genellikle. Sonrasında sahne tecrübelerim ve aldığım eğitimler ile kendime ait bir müzik anlayışı oluşturmaya çalıştım. Şimdi o yaşantıyı ve anlayışı sürdürmeye çalışıyorum.

  • Çeşitli gruplar ve kişiler ile çalıştınız; bu kolektif çalışmalardan üretilenlerin yeteri kadar değer bulduğu söylenebilir mi?

Müzikal kimliğime büyük katkıları olan değerli büyüklerim ve sahnede müzik yapabildiğim değerli müzisyen arkadaşlarım var. Müzik kolektif bir yapıya sahiptir çoğunlukla. Üretim sürecinin dışında icra edilmesi ya da kayda alınması esnasında müzisyenlerin bir araya gelerek ortak bir dil oluşturmaya çalışmaları önemli.

Dönemin popüler yaşantılarına ve güncel anlayışa uygun bir müzik yaptığımı düşünmüyorum. Seçici ve daha kalıcı duygulara, iyiye hitap etmesi için bir üretim yapmaya çalışıyorum. Bu yüzden bizi dinleyen kıymetli dinleyicimizin de bizi bulabilmesi biraz zaman alıyor. Sonrasında bir araya geldiğimizde kopmaz bir bağ kuruyoruz. Bu benim için popülerlikten çok daha kıymetli.

  • İlk kişisel çalışmanız Ada plaktan çıktı, 2008 yılı olsa gerek. Bu çalışma size beklediğiniz sonuçları verebildi mi; ticari olarak sormuyorum elbette.

İlk albümüm iki isme sahip. Birisi “Gülümser” diğeri ise konusu itibariyle “Vedat Sakman Şarkıları”. Burada uzun yıllar sahnede olduğum Vedat abinin şarkılarını yorumlamıştım. Benim için çok güzel bir çalışma oldu. Önemli bir tecrübeydi. İlk albümde bana neden kendi şarkılarını söylemedin dediler. Lakin ben öncelikle yorumcuyum. Ruhumdan geçirdiğim her nota dinleyiciye aktarılıyorsa ne mutlu bana. Hiçbir zaman kendi bestelerim ya da sözlerim olsun diye hırslanmadım belki o yüzden. Sonra ki albümlerde kendimi ifade etmeye çalıştığım şarkılar yazdım..

  • Sonrasında birkaç albüm daha?

Gülümser albümünden sonra 2.solo albümüm Çerkesçe ve Abhazca şarkılardan oluşan “Gunef” ve sonrasında 3. Solo albümüm “Bir Ömür Bize Yeter” 4. Solo albümüm “ Devrim Şarkıları” ve arada tekli dediğimiz bir çok şarkı çıkardık..

  • Peki albümlerde sizin besteleriniz de var, bazı dünya şarkıları da. Bir de Vedat Sakman şarkılarının etkisi görülüyor.

Evet. İlk albümde Vedat abimizin şarkılarını yorumlamıştık. Ayrıca  “Bir ömür bize yeter” albümümde “İç Şarabı” ve “Kuklalar” isminde Ömer Hayyam rubaisinin bestesi Vedat Sakman’a ait. Hem Çerkesçe hem Türkçe şarkılarım var. Elimden geldiğince kalbimi açmaya çalışıyorum. Tek bir tarzdan bahsetmek pek mümkün değil çalışmalarımıza baktığınızda. Evrensellik en önemli öge benim için.

Son albüm birçok dilde dünya devrim tarihine mihenk taşı olmuş “Devrim Şarkıları” nı yorumladık. Bu albümde de 2 şarkının söz ve müziği bana ait.

  • Ne gibi festivallere katıldınız? Aldığınız ödüllerden bahis etsek. Yurt dışı konser programlarınız var mı?

Birçok ülkede konser verdik. İspanya,  Rusya,  Almanya, Küba, Fransa, İsrail gibi ülkelere gittik. Kültür elçisi görevini sürdürmeye çalışıyorum. Ve tüm dünyaya hem Kafkasya’yı hem de Anadolu Kültürünü şarkılarla anlatmaya çalışıyoruz. Türkiye’de de birçok yerde konserlerimiz devam ediyor.

2022 yılından itibaren anlaşmalarımız ve planlarımız var. Almanya’da Stuttgart, Münih var ve Hannover için de düşüncemiz var. Ayrıca İsviçre ve Fransa’da da anlaşmalar yapılmak üzere. 2023 1 Mayısında ise Küba’da olacağız.

  • Müzik insanlara ne katmalı. Evrensellik nasıl sağlanır?

Müzik insanlara iyilik katmalı, sevgiyi artırmalı, acıyı paylaşmalı, sakinleştirmeli yani kısaca iyileştirmeli. Evrensellik boyutu da insanın dünya üstünde biricik varlığının tamamına denk geliyor. Bu planette yaşıyoruz. Milyarlarca insandan biriyiz. Bir coğrafyaya denk geliyoruz ve orada yeşeriyoruz. Bunu yaparken şu koskoca dünyanın ve evrenin bir parçası olduğumuzu unutmadan tüm dillere ve seslere açık olmamız gerekli diye düşünüyorum. Ayırt ederek ama anlayarak ve severek.

  • Peki bu kadar çok dilde şarkı söyleyebilmek ve yorumlayabilmek epeyce zor iş olsa gerek. Bunlardan hangi dillere hâkimsiniz. Mesela Rusça, Adığece, Abhazca  ve İspanyolcaya hâkimiyetinizi görüyorum.

Anadilimi anlıyorum ve daha iyi konuşmaya çalışıyorum.  Yaklaşık olarak 17-18 dilde şarkı söylüyorum. Keşke bütün bu dilleri konuşabilsem ki hayalimdir.  Maalesef sadece birkaç dili anlıyorum ve konuşmaya çalışıyorum. Rusça’ya yeni başladım. Şarkıları nasıl söylüyorum? Merak edilen konuya cevap vereyim. O dili en az 3 ay çalışıyorum tabii şarkının temelinde kalarak. Günlük konuşmalara bakıyorum ve çokça dinliyorum ki aksanı az hatayla düzeltmek için. Biraz da yatkınlık olduğunu düşünüyorum zorlanmıyorum bu açıdan..

  • Etnik müziğe ilgi ülkemizde sizce ne kadar? Sizin ilginizin yüksek olduğu malum;  şarkılarınızı seçerken mesela, albüm bazında mı düşünüyorsunuz?

Ülkemiz birçok etnik gruba ev sahipliği yapıyor. Bu en önemli konulardan bir tanesidir. Tüm halklar kardeşçe kocaman bir ülke oluşturuyorlar. Bu kardeşliği bozmak isteyen kötülerle mücadele etmek zorundayız. Hiçbir halk diğerinden üstün değildir. Etnik müziğe son yıllarda biraz daha ilgi artıyor. Özellikle gençlerin tek tip müzikten sıkıldığını ve öznellik aradığını görüyorum. Umarım daha da artar bu ilgi.

Kendi etnik kimliğimden yola çıkarak her kültüre saygı göstermeyi ilke edindim ve bu yüzden birçok halkın şarkılarını söylemeye çalışıyorum. Şarkıları seçerken genellikle beni etkileyen ve o halka mal olmuş özelliklere dikkat ediyorum. Sonrasında kendiliğinden bir albüm oluşuveriyor.

  • Şarkılarınızda işlenen temalar çeşitli; bu konuda neler söylersiniz, anlatmak istediğiniz neler var?

Tamamı Hayat. Yaşadığımız her ne varsa sesimiz ona yetiyor. O yüzden aşka da, özgürlüğe de, sevgiye de, toplumsal sorunlara ya da mitolojilere kadar derin bir söylem oluşturmaya çalışıyorum. Tamamı hepimiziz.

  • Peki, Devrim Şarkıları nasıl düşünüldü, etki yaratabildi mi, başka neler yapılabilir?

Devrim Şarkıları albümü Türkiye’de ilk defa yapıldı. Türkiye Komünist Partisi’nin 100.yılına bir hediye idi. Devrim deyince Sosyalizmden bahsetmemiz gerekiyor. İşte bu albümün repertuarı da tamamen bu tarihe şarkılarla ışık tutuyor. Sovyet devrimi, Portekiz’in Karanfil Devrimi, Küba’nın direnişi… Bir şarkıyla devrim başlar.

Böyle özel bir çalışma oldu. Pandemi dönemine denk geldiği için ne konserini gerçekleştirebildik ne de tanıtımını yapabildik. Lakin albüm uzun yıllar dinlenilebilecek bir çalışma. Diğer albümlerimiz gibi dinleyicisine zamanla ulaşacak.

  • Nazım Hikmet’ten ne kadar etkilendiniz? Size güç ve kuvvet veriyor mu? Onun anlatımlarını şarkılara vurmak konusunda neler söylersiniz?

Nazım Hikmet memleket. Onun yaşama, ülkesine, devrime bağlılığı binlerce insana umut verdi. Ölmeyecek sonsuza kadar şiiriyle, mücadelesiyle hepimize yol gösterecek. Defalarca okuyup her seferinde yeni bir umuda sarıldığımı biliyorum. Öyle güçlü ki…

Şiirleri usta besteciler tarafından müziklendirilmiş. Ben de uygun olanları sahnemde yorumluyorum. Henüz bir şiirini besteleme şansına erişmedim ama yakın hissediyorum. Şiir bestelemek bambaşka bir bakış açısı gerektiriyor. Bunun için çalışıyorum.

  • Siz bir SOL Siyaset sanatçısısınız? Bir siyasi yapı ile bağınız var mı?

Tabii ki ben Sosyalist görüşe sahip bir şarkıcıyım. Ve özgürlükçü, laik, emekten yana duran, insana inanan, halklara saygılı, eşitlikçi toplumdan yana bir anlayışa sahibim. Hak, adalet, barış ve insanın emeğini savunan siyasi partilerle yan yanayım. Bu siyasi partilerin en önemlilerinden Türkiye Komünist Partisi ile dostluğum devam ediyor. Onlara inanıyorum ve verdikleri mücadelede destek olmaya çalışıyor ve yanlarında saf tutuyorum.

  • Çok iyi yazılmış ve anlatımında yüksek bir ajitasyon olan ve yorumcunun tüm vurguları mükemmel yaptığı bir şarkı, insanları belli bir amaç için harekete geçirebilir mi?

Dönem, zaman ve ihtiyaç oluşturduğunda her şarkı insanları harekete geçirebilir diye düşünüyorum.

  • Belli bir amaç için kitlelerin beraberce şarkı söyleyebilmesi ne kadar etkileyicidir diye düşünüyorum. Mesela futbol maçlarında tüm stadyumun söylediği bir marş veya şarkı hayal edelim. Düşünün ki Beşiktaş sahaya çıkıyor ve tüm taraftarlar başlıyor, “Aşktır Beşiktaş”….

Beşiktaş ve Çarşı taraftar grubuyla bağım takımın en önemli yöneticilerinden Süleyman Seba ile ilgili. O bizim büyüğümüz. Şarkıyı da ona ithaf en söylemiştim bir canlı yayında. Çarşı grubu beni arayıp kayıt rica ettiler. Ben de şarkıyı onlara hediye ettim.

  • Gunef: kalpten gelen ışık!  Sizin insanlara seslenişinizde ve bizler sizi dinlerken o güzel kalbinizden gelen ışıkları saçtığınızı hissediyoruz. Şarkı nasıl yorumlanır diye soracağım, belki bir sanatçı için kelimelere dökmek zor olabilir diye düşünüyorum.

Çok güzel sorular hazırlamışsınız. Güzel sözleriniz için de tekrar teşekkür ediyorum.

Gunef çok kıymetli bir kelime. Şarkı yorumlamak da öyle. Şarkı söylemek taklit ile başlıyor. Aynı zamanda ses eğitimi ve terapisi dersleri veriyorum. Bu eğitimlerde öğrencilerime doğru tekniği öğretirken kalplerinden gelen yolu izlemelerini öneriyorum. Taklit bir yere kadar sonra o yola çıkmak lazım..

Birileri gibi söylemeden,  taklit etmeden önce kendi ruhuna ses verdiğin sonrasında saf, temiz, duygusuyla, olduğu gibi ve doğru bir teknikle ruhundan nefese ve sese dönüşen durum yorumculuk olarak tanımlanıyor benim tarafımdan.

  • Mesela Fado okuyabilmek epeyce benzer duyguya bürünebilmeyi gerektirir Siz sanki Porto’da deniz kenarında yüzlerce Fado okuyan birisi gibisiniz.

Çok severim Fadoyu. Ve söylerken sizin de hissettiğiniz gibi Porto’da dalgaların çarptığı o deniz fenerinin sönük ışığının yanında durduğumu hayal ederek söylerim. Beni orada bulursunuz. Sanırım bu duygu akıyor size. Mutluluk benim için.

  • Bazen de sahnede şarkıları okurken sanki Münir Nurettin’in nağmelerine atıf yapar gibi nağmeler duyuyoruz…

Bir diğer merakım da Klasik Türk Musikisi. Bu yüzden bu müziğin en büyük ustalarından biri olan Münir Nurettin Selçuk feyz aldığım üstatlarımdan. Eserlerini yorumlama cesaretini gösteriyorum başım önüme eğik. Çünkü çok seviyorum.

  • Bozcaada da nelerden etkilendiniz?

Bozcaada uzun yıllar konser verdiğim kadim dostlarımın toprağı. Beni adayla tanıştıran adanın ilk Türk Şarap üreticisi olan Çamlıbağ Şarapçılığın sahibi Haşim Yunatçı’dır. Haşim Bey’le de tanışmam yine kıymetli Gömeç’te zeytin müstahsilliğini yapan Tunç ve Mahinur Sönmez’dir. Selam olsun. Maalesef yakın bir tarihte Haşim Bey’i kötü hastalıktan kaybettik. O yüzden Bozcaada’ya gitmek bana zor geliyor artık. Anılarla karşılaşmak üzüyor.8 yıldan fazla sokak konseri yaptık. Yarı adalı olmuştum. Tarihi, sokakları, evleri, kardeşliği, güneşin her gün adaya vedası, dostlarım bizi çoğalttı..

Sonrasında iktidarın Şarap ve müzik bir arada yapılamaz yasaklamasıyla konserlerimiz sona erdirildi. Mücadelemiz bu zihniyeti yok etmek üzere.

  • Siz albümlerinizi yapımcı şirketler kanalıyla yapmayalı epey süre olmuş. Neden vazgeçtiniz?

Bakınız müzik şirketleri, yapımcılar sanatçıyı her şeyi ile sömürmeye çalışmaktalar. Süresiz sözleşmeler istiyorlar ve telif hakları konusunda epeyce sorunlar yaşanıyor. Mesela benim “Gunef” albümüm Ada Plaktan çıktı ve kendi bestelerim var ve tüm haklarım sınırsız olarak Ada Plak şirketine ait. Bu anlaşmanın bir süreye bağlı olması gerekmez mi? Bu nedenler ile hiçbir şirket ile çalışmıyorum, kendim finanse ederek albümleri veya tekli yapımları kendim yapıyorum.

  • Peki, biraz da insanların yaşamları içinde müzik ile ilgili taleplerinden bahis edelim. İnsanlar neler istiyor?

İnsanlar yetiştikleri kültür ve sosyal çevrelerine bağlı olarak çeşitli akımların getirdiği şarkılara aşina ve onları dinliyor. Kendilerini belki o şarkılarda buluyorlar veya birilerine anlatmak istediklerini o şarkılarda bulup dile getiriyorlar. Aşina olmadıkları türlere önce uzak duruyorlar, ya o türlerin anlattıklarını çözüp seviyorlar ya da yine uzak duruyorlar.  Benim konserlerim çeşitli mekânlarda olabiliyor. Mesela Kadıköy Nazım Hikmet Kültür merkezine gelen dinleyiciler ne ile karşılaşacaklarını zaten biliyorlar ve repertuvarda ne var ise dinleyip o geceyi güzel geçirmeye bakıyorlar. Çok kısıtlı olarak çıktığım daha küçük sahnelerde ise seyirci an geliyor şarkı isteyebiliyor ve benim türüm ile alakası yok. Eğer biliyorsam şarkıyı seyircimizi kırmadan söylemeye çalışıyorum, yine de.

  • Bugün ve uzun süredir yaşanan kültürel yozlaşmanın müziğe etkisi konusunda neler dersiniz?

Bahsettiğiniz gibi yaşamın her alanında büyük bir yozlaşma, yok etme, öfke, kötülük ve yozlaşma döneminde yaşıyoruz. Doğa katliamları, bencillik, din sömürüsü, kapitalizmin tüm hücreleriyle sırtımıza bastırdığı ve boynumuzu eğdirmeye çalıştığı bir sistemde var olmaya çalışıyoruz. Kendi mesleğimizde de büyük bir etki söz konusu. Şarkı sözlerinde kötü sözler melodik hatlarında basitlik prim yapar halde. Çünkü sistem sizi böyle daha rahat kontrol ediyor. Aptallaştırıyor. Düşünme, tüket diyor.

Gelişmiş, özellikli, incelikli bir bakış açısına sahip olan insanı yönetmek çok daha zor tabii ki. Kültürlü, okumuş aydın bir toplum kendi kaderini kendi çizer çünkü. Bu işlerine gelmez.

O yüzden örneğin, kadına şiddeti rahatça dile getiren sözler duyuyoruz şarkılarda. Kadının vücudu metalaştırılarak cinsel bir objeye dönüştürülen klipler ile daha da gözümüze sokulan bu büyük tehlikeyle başa çıkmaya çalışıyoruz. Ve günlük hayatımızın her alanında bize zorla dinletilen müziklere maruz bırakılıyoruz.

  • Hiç kişiye özel şarkı yazdınız mı?

Yaşantımda var olmuş insanlara yazdığım şarkılar var ama ticari olarak sipariş almadım😊

  • Peki, size özel yazılan şarkılar var mı?

Yazılmış şiirler var ama henüz şarkıyı duymadım. Varsa lütfen göndersinler😊

  • Söz yazarları, besteciler size nasıl ulaşabilir, bu mümkün mü?

Tabi ki hem sosyal medya hesaplarımdan hem de web sitemizde ki mail ve iletişim numaralarımızdan bana ulaşabilirler..

  • Gülcan Altan’dan bu günden sonra neler bekleyeceğiz.

Zaman duruyor biz geçiyoruz. O geçen süreçte ne yaşadıysak, başımıza ne geldiyse sesimle ve müziğimle değerli dinleyicimizle ömrü geçirmek dileğim.

  • Sayın Gülcan, size bu söyleşi için “ETelgraf” adına çok teşekkür ederim. Sizi ilgi, dikkat ve sevgi ile izlemeye devam edeceğiz. Ancak bizim ile şarkılarınızı paylaşmayı, bize seslenmeyi, bizim söyleminize katılmamızı sağlamanızı, müziğin hiç susmaması için gereken her çabayı vermenizi, bu süreçler içinde her bir şarkı sevdalısının sizin ve sizin gibi değer görmesi gereken sanatçıların yanında olduğunun bilinmesini diliyoruz. Son sözleri size bırakalım.

”ETelgraf” ile beni bir araya getirdiğiniz için çok teşekkür ederim. Özel bir sohbet oldu. Bana kıymet verdiniz. Sağ olun, var olun.

Söyleşi Attila Turnaoğlu, Ekim 2021

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here