Dizinin diğer bölümleri için

DİZİ | Kripto paralar: Kötü ekonomi – Chris Stephenson [2]

DİZİ | Blokzincir, sanat ve alternatif blokzincirleri – Chris Stephenson [3]

Bitcoin1 ve diğer kripto paralar yalnızca çevresel bir felaket değil; bunlar aynı zamanda aşırı sağ, gerici bir ideolojiye de dayanıyor.

Kripto paralara olan ilgi, Bitcoin’in fiyatının yaklaşık 60 bin doları bulduğu son zamanlarda tekrar arttı. Bitcoin/kripto/blokzincir dünyasına doğru çekilen birçok kişi, onu bir şekilde “antikapitalist” olarak görüyor. Ne yazık ki bu, aşırı sağın sahte “antikapitalizmi”. Faşistler kendilerini “sisteme karşı”, hatta “kapitalizme karşı” olarak gösterirler. Milyarder Donald Trump bile “sisteme karşı” olduğu fikri etrafında ABD’de aşırı sağ bir koalisyon kurmayı başarmıştı.

Bu dünyaya çekilen birçok kişi, blokzincirin sebep olduğu çevresel sorunların çözülebileceğine (yanlış) ve kripto paraların toplumu daha iyi hale getirmenin önemli bir yolu olduğuna (bu da yanlış) inanarak kendilerine sunulan tüm aksi yöndeki kanıtlara sırtlarını dönüyor.

Kripto para fikrinin nereden çıktığına ve nereye doğru ilerlediğine bir göz atalım.

Bitcoin/blokzincir fikri ilk olarak 2008’deki küresel finansal çöküşün ardından siber forumlardaki tartışmalarda ortaya atıldı. Altında Satoshi Nakamoto imzası bulunan 9 sayfalık bir makalede herhangi bir dış otoriteden bağımsız, değiştirilebilir bir para biçimi için bir mekanizma önerildi. Bu paranın birimlerinin değeri, onları yaratmak için gerekli belirli, büyük miktarda hesaplama işi ile garanti altına alınacaktı.

Bitcoin’in oluşturulmasının temelindeki siyasi motivasyon, 2008 krizini merkez bankalarının varlığının yarattığı inancıydı. Aşırı sağın suçu, şeytani güçlerce kontrol edilen kurumlara atma fantezilerini besleyen komplo teorilerinin ortak bir özelliğidir bu.2 Buna verilen cevap aslında yeni değil: Mübadele araçlarının değerinin merkez bankalarından bağımsız olarak belirlendiği bir tür altın standardına geri dönmek. Bu, 1920’lerde reel ekonomiyi çökerten reçetenin (altın standardına dönüş) tarihini görmezden gelmektir. Kapitalizm, merkez bankalarının para basma kabiliyetine ve buna eşlik eden belirli miktarda enflasyonun işleyip büyümesine ihtiyaç duyar.

Başka bir sorun daha var: Altının kendine ait bir değeri vardır. Hem kuyumculukta hem de birçok endüstriyel amaç için kullanılmaktadır; bu da onun bir kullanım değerine sahip olduğu anlamına gelmektedir. Nadir bulunur, çıkarılması ve rafine edilmesi işi pahalıdır; bu da fiyatının çok uzun süreler üretim maliyetinin altında seyretmesini engeller. Öte yandan Bitcoin’in herhangi bir kullanım değeri yok. Değişim değeri, her biri diğerine aktardıkları Bitcoin birimlerinin sahipleri tarafından dijital imza bloklarından oluşan bir işlem zinciri (blokzincir) için dijital bir imza oluşturan bir hesaplama bulmacasını çözmek için gereken bilgisayar gücünden kaynaklanır. Blokzincir imzasının işlevi, herhangi bir Bitcoin biriminin yalnızca bir kez aktarılabilmesini sağlamaktır.

Blockzinciri, Bitcoin pazarındaki katılımcılar tarafından tutulan birçok kopyada bulunan bir veri tabanıdır. İşlemler bu katılımcılar tarafından yayınlanır. Bitcoin madencileri, yayınlanan işlemlerin bloklarını imzalamak için rekabet eder. Bulmacayı çözmeyi başaran ve dolayısıyla bloğu önce imzalayan kişi, yeni blokta oluşturulan Bitcoin ödülünü kazanır. İki madenci bağımsız olarak işlem bloklarını imzalarsa, geçici olarak iki alternatif blokzinciri oluşur. Genellikle ilk tamamlayan kazanır ve diğer bloklar atılır, onu üretmek için kullanılan zaman ve enerji tamamen çöpe gider. İki madenci, bloklarını aynı anda tamamlarsa artık iki blokzinciri olacaktır ve bu blokzincirlerinden hangisinin geçerli olduğuna karar verecek bir hakem yoktur. Bununla birlikte yeni işlem bloklarının bir zincire veya diğerine eklenmesi gerektiğinden madenciler, hangi zincire bir blok eklemeye çalışacaklarını seçmelidir. Çoğu durumda bu, herkesin başarılı olacağını düşünüp üstünde işlem yapmak isteyeceği bir zinciri hızla zafere ulaştıracaktır. Şunu hatırlatalım: Bu rekabetçi bir süreç ve prensipte zincirin ikiye bölünmesini engelleyen hiçbir şey yok; gerçekte de böylesi birkaç durumla karşılaşıldı.

Blok oluşturmanın yüksek hesaplama maliyeti, kötü davranışlara veya sahtekarlığa karşı caydırıcı rolü oynar. Daha sonra devam edemeyen bir blokzincirine ekleme yapmak, bloğu üreten madenci için herhangi bir ödül olmaksızın bir maliyettir. Bu, hesaplamaları gerçekleştirmek adına bilgisayarları çalıştırmak için gereken elektrik gerçek dünyanın maliyetine dönüşür. Bunun çoğu, geçerli bloklarla sonuçlanmayan hesaplamalar için “boşa harcanır”.

Blokzincirinin yalnızca bir sürümünün genel olarak kabul edilmesini ve çifte harcamadan kaçınılmasını sağlayan bu yüksek maliyettir. Blokzinciri teknolojisinin ideolojisi, her tüccarın sözleşmelerini uygulamak için tek yol olarak silah taşıdığı, küçük üreticilerden oluşan serbest pazarıdır. Bu, aşırı sağ için bir ütopya olabilir, ama geri kalanımız için tam bir distopyadır.

Bununla birlikte blokzincirinin kasıtlı olarak eşit derecede geçerli iki blokzincirine bölündüğü bazı durumlar vardır. DAO felaketinin ardından 500 milyon doların çalındığı Ethereum’daki çatallanma buna bir örnektir. Bitcoin blokzincirindeki çatallanmanın sonucu olarak örneğin Bitcoin tarihinin başlarında çıkarılan Bitcoinler artık bir dizi farklı blokzincirinde (Bitcash bunlardan biridir) geçerli para birimleri halini aldı. Bunların her biri ayrı ayrı satılabilir durumda. Bu akıllara durgunluk veren bir şey olabilir, ancak zincirin inşa edilme şeklinin bir sonucudur.

Bitcoin balonu; “lale çılgınlığı”, “Güney Denizi Şirketi” ya da diğer birçok spekülatif balona rakip olacak bir balon.

İcat edildikten yaklaşık 9 yıl sonra blokzincirine ilgi arttı. 2017’nin sonunda ve 2018’in başında dünyayı Bitcoin çılgınlığı sardı. Tek bir Bitcoin’in fiyatı 20 bin dolara yaklaştı.

Blokzincir teknolojisine yönelik ilgi, büyük ölçüde çok para kazanma hayalinden kaynaklanıyor. Aralık 2017’de Bitcoin ve blokzincirin teknik özellikleri ve tehlikeleri hakkında bir makale3 yazdıktan sonra kendimi, bu konuda düzenlenen seminerlere davet edilirken buldum. Bunlardan biri Hacettepe Üniversitesi’ndeydi. Tuhaf bir deneyimdi. Bitcoin ile ilgili birçok sorunu dikkatlice açıkladım ve spekülatif balona karşı uyarılarda bulundum. Sunumundan sonra yöneltilen ilk sorulardan biri “Bu Bitcoin borsasında tüm paramı kaybettim, şimdi hangi borsayı kullanmamı önerirsiniz?” oldu. Aslında Bitcoin ile ilgili ilk makalemi yazmamın arkasında yatan motivasyon, dijital bir para biriminin madenciliğini yapmak için kendi web sitesine gelen ziyaretçilerin işlemci süresinden yararlanacak bir Javascript kodunu siteye dahil etmeyi düşünen bir STK’nın bana ulaşması oldu. Onlara bunu yapmanın hem etik dışı hem de aptalca olacağını söyledim. STK’lar web sitesi ziyaretçilerinden çalmamalıdır; üstelik yakalanma olasılığı yüksektir. İlerici örgütler bile olası spekülatif kazanımların cazibesine karşı bağışık değil. Tuzakları ve tehlikeleri açıklamaya yönelik mütevazı çabalarım bile sadece ek ilgi uyandırdı. Orijinal “Ponzi dümeni”nin4 mucidi Ponzi aklıma geliyor: Dolandırıcılıktan hapse atıldıktan sonra bile hala hapishanede yatırımcılardan paralarını alması için yalvaran mektuplar alıyordu.

Bitcoin ile ilgili sorunlar esasen politiktir. Bu, 2008’in önemli bir örneğini teşkil ettiği kapitalizmin ekonomik krizlerinin nedenlerine ve dolayısıyla bunun için gerekli tedaviye ilişkin yanlış (ve gerici) bir anlayışa dayanmaktadır. Bu siyasi sorunlar, tarafsız bir mübadele aracı olarak lanse edilen kripto paraların amacını gerçekleştiremediği anlamına geliyor.

Bir mübadele aracının özü, hızlı ve uygun bir şekilde değiştirilebilir olmasıdır. Nakit para, açıkça bu kriteri karşılıyor. Bankacılık sektörü, banka ve kredi kartı işlemlerinin tüm dünyada etkin bir şekilde anında gerçekleştiği bir durum yaratmak için muazzam kaynaklar ayırmıştır. Bu nedenle de banka ve kredi kartları da bu kriteri karşılamaktadırlar. Bir kredi kartı işleminin hem finansal hem de çevresel maliyeti çok azdır ve transfer hızlı bir şekilde gerçekleşir. Bu yüzden bu kartlar gerçek elektronik paradır. Bitcoin işlemlerinin doğası, bir Bitcoin transferindeki katılımcıların, en az bir blokzincirin güncellenmesi gerçekleşene kadar blokzincire dahil edilen bir transferin gerçekten onaylandığından emin olamayacağı anlamına gelir. Bu güncellenme her 10 dakikada bir gerçekleşir. Ancak buna ek olarak bu işlemlerin antagonistik doğası, başarılı olacak bir işlemin blokzincire kabul edilmesinden emin olmanın saatler sürebileceği (ve bazen de gerçekten sürdüğü) anlamına da gelir. Şu anda bir Bitcoin işlemi hem parasal maliyeti hem de harcanan enerji ve karbon emisyonu açısından bir kredi kartı işleminin yaklaşık bir milyon katı kadar maliyetlidir.

Bununla birlikte kripto para madenciliğinin muazzam miktarlarda işlem gücü ve dolayısıyla elektrik ve soğutma kapasitesi gerektirmesi, ucuz elektrik kaynaklarının ve/veya kolay soğutma imkanının olduğu yerlerde büyük kripto para madenciliği çiftliklerinin kurulmasına yol açtı. İzlanda’daki jeotermal enerji, Washington ve ABD’nin diğer bazı eyaletlerinin veya Norveç’in hidroelektrik enerjisi, Çin çöllerindeki güneş enerjisi ve Çin’deki ucuz hidroelektrik, insan ihtiyaçlarını karşılamak yerine Bitcoin madenciliğinde harcanıyor. Küresel ısınmaya katkı potansiyeli inanılmaz: 2018’deki son Bitcoin madenciliği patlamasının zirvesinde Bitcoin madenlerinin toplam elektrik tüketimi, tüm İrlanda’nın tüketimini aştı. Şimdi, 2021’in başında başka bir Bitcoin patlaması yaşandı. Fiyat 60 bin doların üzerine çıktı. Bu bir değil, iki çevre sorunu yarattı. Aralık 2020’de yayınlanan bir araştırma makalesi, dünya çapında bilgi işlem için elektrik enerjisi tüketiminin yarısının Bitcoin madenciliği tarafından tüketildiğini tahmin ediyor. Makale, 30 Eylül 2019 itibarıyla Bitcoin ağının yıllık elektrik tüketiminin 87,1 TW/h olduğunu ve Belçika gibi bir ülkenin tüketimine eşit olduğunu tahmin ediyor.5 Blokzincir algoritmasının çalışma şekli, Bitcoin’in fiyatı yükseldikçe boşa harcanan enerjinin de artmasına neden oluyor. Bitcoin artık Arjantin’in enerji tüketimine ulaştı. Ancak bu enerji israfı ve sonuçta ortaya çıkan karbon emisyonları, Bitcoin madenciliğinden kaynaklanan tek çevresel sorun değil. Bitcoin madenciliği artık özel olarak üretilmiş ASIC’ler (Uygulamaya Özel Entegre Devreler) kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Entegre devrelerin üretimi, son derece kirletici ve yoğun enerji gerektiren bir süreçtir. Normal bilgisayar işlemcileri uzun süre kullanılır. Ancak yeni nesil çipler ortaya çıktığında o anda Bitcoin için kullanılan ASIC’ler artık işe yaramaz hale gelir. İlerleyen teknoloji döngüsünün yaklaşık 18 ay ile 2 yıl arasında olduğu göz önüne alındığında bu, işlenen her Bitcoin işlemi için tahmini 135 gram elektronik atık ile büyük bir elektronik atık sorunu yaratır.6 Bitcoin sektörü tarafından yaratılan yılda 12 bin tonluk şoke edici elektronik atık miktarı, Lüksemburg tarafından üretilen tüm elektronik atığa eşdeğerdir. Çinli Bitcoin madenlerine yönelik bir elkitabı, onları binalarının dışında biriken elektronik çöp yığınlarından tanımanın kolay olduğunu öne sürüyor.

Tüm dijital paralarla ilgili sorunun merkezinde bunların gerici siyasi temellere dayanması meselesi var. Dijital paralar, aşırı sağın cirit attığı alanlar halini aldı. Bunu, sosyal medyada blokzincir ve dijital paralar hakkında eleştirel herhangi bir şey paylaşan herhangi biri hızla anlayabilir. Dijital paralarda ortaya çıkan çatışmalar, birbirimizle en üretken etkileşimlerimizden bazılarını karakterize eden insani işbirliğiyle değil, çok pahalı teknik rekabetle çözülüyor. Bitcoin ideolojisi, küçük burjuva ütopyasını yansıtır; hiçbiri piyasaya hakim olamayan, aşağı yukarı birbiriyle eşit güçteki birçok oyuncu arasında eşit bir oyun alanını varsayar. Dijital dünyada (tıpkı gerçek dünyada olduğu gibi) piyasalar gerçekte böyle çalışmıyor. Bitcoin ve blokzincir özelinde bir dizi sözde Bitcoin “Balinası”nın var olduğunu görebiliriz. Bunlar, istedikleri zaman Bitcoin pazarını hareket ettirebilecek muazzam Bitcoin stoğuna sahip kullanıcılar. Etherium dijital parası hacklendiğinde ve 50 milyon dolar çalındığında (“DAO skandalı”) bu pazardaki büyük oyuncular basitçe bir araya geldi ve onaylamadıkları işlemleri ortadan kaldırmak için blokzincirini çatalladılar. Muhtemelen bunu doğrudan birbirleriyle iletişim kurarak yaptılar. Bu tam olarak blokzincir mantığında hesapta var olmaması gereken türden bir işbirliği. Ancak kapitalizm altında piyasalara genellikle piyasa hareketlerini kontrol edebilen büyük oyuncular hakimdir. Geleneksel kapitalist pazarlar için doğru olan şey, dijital pazarlar için de geçerli. Bu, kapitalizm altında piyasaların veya herhangi bir piyasanın kamusal yarara hizmet ettiğini düşünen herkes için bir derstir. Bitcoin blokzinciri ciddi bir “% 51 sorunu”na sahip. Herhangi bir Bitcoin madencisi toplam madencilik kapasitesinin % 51’ine ulaşırsa blokzincir algoritmasının çalışma şekli, onun blokzincirin kontrolünü ele geçirmesine ve istediği her şeyi etkili bir şekilde yapmasına izin verir, çünkü blokzincirin düzeltme girişimlerini bertaraf edebilecektir. Yani Bitcoin mülkiyeti, % 51’e sahip madenci tarafından değiştirilebilir. Bu teorik bir problem değil. En az bir kez tek bir madenci, tüm madencilik kapasitesinin % 51’inden fazlasını elinde tuttu ve sistemin bütünlüğünü tehdit etti. Şu anda tüm Bitcoin madenciliğinin en az % 65’i Çin’de gerçekleştiriliyor.7 Çin devleti otoriterdir ve kapitalistlerin -devletin onlardan istediğini yapmaları koşuluyla- son derece zengin olmalarına izin veren bir politika izlemektedir. Dolayısıyla Bitcoin’in “devletten bağımsızlık” anlamına geldiğini iddia edenler, Çin devletinin Çinli Bitcoin madencilerine birlikte hareket ederek blokzincirin kontrolünü ele geçirmelerini emredebileceğinin farkına varmalılar.

Blokzincir tabanlı benzeri dijital paralar, bir saadet zinciri (“Ponzi dümeni”) bulutuna dönüştü. Dijital paralar, genelde böyle ifade edilmese de kurucularını zenginleştirmek için “İlk Para Teklifleri” (ICO) olarak piyasaya sürülür; bu ICO’lar dolar karşılığı satılır. Ne yazık ki bu yozlaşma, yazılım geliştirme dünyasına bulaşmaya başladı. Yeni ortaya çıkan programlama dillerindeki önde gelen geliştiriciler, bu yeni projeleri onaylamak ve meşrulaştırmak için bunun içine çekiliyor. Bu, gelecek vaat eden iki programlama dili olan Haskell ve Rust çevresindeki topluluklarda bir dereceye kadar gerçekleşmiş gibi görünüyor. Bu diller ve altyapıları, özgür yazılımdır; bu nedenle ancak program yazarak para kazanabilen bu geliştiriciler için dijital para “dümeni” sponsorluğu çok çekici bir tekliftir. Tanınmış bir Haskell uzmanı olan Stephen Diehl, blokzincire katılımın Haskell dil topluluğu üzerindeki etkisini eleştiren bir yazı yazdı.8

Chris Stepheson: Emekli bilgisayar bilimci. 18 yıl Bilgi Üniversitesinde görev yapmtı. 1966 yılından bu yana bilgisayarlarla mesleki olarak ilgileniyor. IBM, Reuters gibi büyük şirketlerin yanı sıra bağımsız uzman olarak da çalıştı. Bütün ders materyalleri ve ders videoları her öğrenciye açık biçimde chrisstephenson.org web sitesinde duruyor. ArkaKapı bilgisayar güvenliği dergisinde yazıları yayınlanmaktadır.

1 Kişisel bir açıklama: 2008’de Bitcoin başladığında İstanbul Bilgi Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Bölümü’ndeydim. Kontrolümüz altında yaklaşık 200 bilgisayarımız vardı. Departman bünyesinde bu bilgisayarları gece ve hafta sonları Bitcoin madenciliği yapmak için kullanmamız önerildi. O zamanlar bunu yapmak nispeten daha hızlı gerçekleşecekti. Sanırım haftada en az 50 Bitcoin çıkarabilirdik. Bugünkü fiyatlarla bu madencilik faaliyeti, gerçekleştiği her hafta için 2,5 milyon dolar değerine sahip olacaktı. Üniversitenin, amacı eğitim olan bir vakfa ait olması, kullanılacak bilgisayar ve elektriğin vakıf mülkiyeti olması ve böylesi bir faaliyetin vakfın parasının uygunsuz bir şekilde kullanılması anlamına geleceğini düşündüğüm için buna itiraz ettim. İtirazım kabul edildi ve madencilik yapılmadı. Bazı Bitcoin savunucuları beni aptal olarak görür. Belki Bilgi’nin üst yönetimi de bana kızardı -en azından birkaç yıl sonra Bitcoin fiyatları yükseldikten sonra-, ama bu fikri onların önüne asla getirmedim. Aldığım pozisyonun doğru olduğuna inanıyorum.

2 George Soros ve Rothschildler gibi Yahudi kapitalistleri, bu sözde komplolarda büyük yer tutuyor. Aslında anti-semitik (Yahudi düşmanı) olan bu sahte antikapitalizm, Nazileri 1933’te Almanya’da iktidara getiren ideolojinin bir parçası.

3 2018’de yazdığım makale: https://t24.com.tr/yazarlar/chris-stephenson/bilgisayar-bilimcisi-gozuyle-kripto-para-ve-yatirimciya-tavsiyeler,18768

4 Charles Ponzi, 1920’lerde ABD’li bir dolandırıcıydı. Çok yüksek getiri teklifiyle yatırımcıları “yatırım fonu”na çekiyordu. Ancak ilk yatırımcılara yüksek getiri, daha sonraki yatırımcılar tarafından ödenen parayla ödeniyordu. Türkiye’deki “Çiftlik Bankası” böyle bir dolandırıcılık örneğidir. 2010’dan beri tutuklamaların yapıldığı dünya çapında bir saadet zinciri listesi, bu türlü dolandırıcılıkların çoğunun kripto para birimleri içerdiğini gösteriyor.

5 De Veries, Alex; Bitcoin’s energy consumption is underestimated: A market dynamics approach; Energy Research & Social Science 70 (2020) 101721

6 de Vries, Alex; Renewable Energy Will Not Solve Bitcoin’s Sustainability Problem Joule 3, 891–898; 17 Nisan 2019

7 https://www.statista.com/statistics/1200477/bitcoin-mining-by-country

8 https://www.stephendiehl.com/posts/crypto.html

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here