İzmir’in Seferihisar İlçesi’ne bağlı Orhanlı Köyü’nde kızılçam ormanları ve zeytinliklerin yanı başında yürütülen jeotermal sondaj çalışmaları, “tam kapanma” kararına rağmen tüm hızıyla sürüyor. Orhanlı köylülerinin, sondaj alanına çıkan yolu çukur ve tel örgülerle kapatması üzerine şirkete ait kamyonlar bu kez dağ yolundan dolanıp faaliyetlerine devam etmeye başladı. Kamyonların birbiri ardına alandan hafriyat taşıdığı görüldü. Bölgenin, organik tarımın ve “Erkence” zeytininin merkezi olduğunu anlatan Orhanlı köylüleri ise bir an önce projelerden vazgeçilmesini istedi. “Tüm geçimimizi buradan ürettiğimiz sebze ve zeytinle karşılıyoruz. Bu yaştan sonra nereye gidelim” diyen bazı köylüler gözyaşlarına güçlükle hakim oldu.

ANKA Haber Ajansı’na konuşan, Orhanlı köylülerinden ve aynı zamanda Orhanlı Köyü Kültür Doğa Gençlik ve Spor Kulübü Derneği üyesi 31 yaşındaki Galip Ener, yıllardır mücadele verdikleri Gökçam Mevkii’ndeki jeotermal arama çalışmalarının ardından bu kez de yine köylerinin yakınlarında 23 jeotermal kuyusu açılması, birer jeotermal enerji santrali (JES), güneş enerjisi santrali (GES) ve rüzgar enerjisi santrali (RES) projeleriyle karşı karşıya kaldıklarını anlattı.

Erkence zeytininin gen merkezi

Ener ANKA’ya şunları söyledi:

“Bu köyde doğdum ve burada yaşıyorum. Tüm atalarımız da burada yaşadı. Ancak son yıllarda jeotermal tehdidiyle karşı karşıyayız. İlk iki jeotermal kuyusuyla işe başlandı. Sonrasında sürekli yeni jeotermal projelerinin haberini alıyoruz. En son da 23 jeotermal kuyusu, 1 RES, 1 GES yapılmak isteniyor köyümüze. Bunlar ‘yeşil enerji’ adı altında sunulmaya çalışılıyor. Ancak, köyümüz İzmir’e çok yakın. Ve İzmir’in neredeyse en fazla organik ürün sağlanan merkezi durumunda. Kabak, patlıcan, domates, karpuz, kavun, biber ve en çok da Erkence zeytini üretiliyor. Hatta Erkence zeytininin gen merkezi Orhanlı. Bu tür enerji yatırımları böylesi nadide tarım alanlarına, zeytinliklere yapılınca ‘köydeki üretici bir daha tarım yapmasın’ anlamı çıkıyor. Biz Orhanlı köyü halkı olarak enerji projelerinin böylesi tarım arazilerine yapılmasını istemiyoruz.”

150 yıllık menengiç ağacını gösteren Ener, “Bu enerji santralleri sadece tarım arazilerini değil tüm doğal alanlarımızı da tehdit ediyor. Orhanlı’nın doğu kısmında kızılçam ormanları var. Bin yaşında zeytin ağaçlarımız var. Dile kolay, bin yıl… Diller değişmiş, dinler değişmiş, devletler değişmiş ancak zeytin ağaçlarımız değişmemiş. Bu bize bir miras olarak kalmış. Ve biz bu mirası korumalıyız, yaşatmalıyız, talan etmemeliyiz. Zaten bunlar Anadolu’da çok az kaldı. Orhanlı’dan yılda 5 ton birinci sınıf zeytinyağı ihraç ediliyor. Bizim zeytinyağımız, dünyadaki en temiz, adil ve şeffaf gıda anlamına gelen, slow-food tarafından presidyum tescili aldı. Bu sadece Orhanlı için değil ülkemiz için de marka değeridir. Biz bunlarla kendimizi tanıtmalıyız, jeotermalle değil” dedi.

“Sanki işgale karşı savaşıyor gibiyiz”

Jeotermal şirketinin köylülerin tapulu arazilerinden yol açıp kamyonlarını sondaj alanına geçirdiğini aktaran Galip Ener, “Ruhsat belgesini alan her şirket sanki köyün her tarafı onunmuş gibi davranıyor. Tapulu arazilerimizden, zeytinliklerimizin içinden yol açıp geçmeye başladılar. Tapu sahibinin, muhtarın, kimsenin haberi yok. Biz de böyle olunca önlemek istedik. Tel çektik, kaldırdılar. Çukur kazdık, doldurdular. Bu sefer 3-4 yere tel çekip ilgili kurumlara şikayet ederek ancak durdurabildik. Sanki işgale karşı savaş halindeymişiz gibi. Jandarmayla köy halkını karşı karşıya getirmeye çalıştılar. Biz yolu kapattık ama şimdi de orman yolunu dolanıp çıkmaya başladılar. Bu kez de orman yollarını genişletmek için ağaçları kesiyorlar. Bizim köylülerimiz 1 tane ağaç kesemez ormandan, yasaktır. Ama jeotermal şirketi istediğini yapabiliyor” diye konuştu.

Organik zeytin ve zeytinyağı üreticisi, ihracatçı Asil Dugan ise şunları söyledi:

“Burası İzmir’in en fazla organik tarım yapılan köyü. Hayvancılık ve zeytincilik birbirine geçmiş durumda. Bir yandan zeytin ve zeytinyağı, diğer yağından kekik, yabani lavanta, karabaş gibi aromatik bitkiler üretiliyor. Bunların altlarında da hayvanlarımız otluyor. Mera hayvancılığı yapıyoruz. Bu birbirini besleyen bir ekosistem oluşturuyor. Gübreye, zirai zehire ihtiyaç kalmıyor. Keçiler budamasını yaptığı ve gübrelediği için zeytinlerde başka dış girdiye gerek kalmıyor. Ayrıca, keçiler ağaçların dibindeki otları yediğinden orman yangınlarına da doğal önlem alınıyor. Binlerce kişi bu bereketli topraklarda geçimini sağlıyor. On binlerce insan da buradaki üretim sayesinde sofrasında sağlıklı gıdaları bulabiliyor. Dolayısıyla bu jeotermal faaliyetler yüzünden üretim alanlarımızın zarar görmesinden çok büyük endişe duyuyoruz. Aydın İncirliova’da bunun çok kötü örneklerini gördük. Jeotermal yüzünden incirler zarar gördü, ihracattan dönmeye başladı. Burada da aynısı olmasın diye köyden 100 kişi jeotermale karşı dava açtı. Ama hep yeni yeni projelerle geri geliyorlar. Jeotermal için çok büyük bir ruhsat alanı belirlenmiş. 23 yeni kuyu açılmak isteniyor. Yanı sıra RES ve GES projeleriyle de tüm havza borularla dolacak. Ekosistemi, hayvanların geçişini tamamen engelleyecek. Havamızı, suyumuzu kirletecekler. Üretimi tamamen bitirecek projeler bunlar. Olamaması için elimizden geleni yapacağız.”

“Toprağın altına değil üstüne bak”

Köylülerin “çocuklarınızı işe alacağız” diye jeotermalciler tarafından kandırılmaya çalışıldığını söyleyen Dugan, “Biz bu tezgahı köylülerimize anlatmaya çalışıyoruz. Hep beraber bir karşı duruş sergilemeye çalışıyoruz. Buralar bizim zenginliğimiz. Zeytiniyle, üzümüyle, bağıyla, bostanıyla, buğdayıyla kendine yeten bir Türkiye vardı. Bunları tamamen bitirip, dışa bağımlı bir hale gelmemize fırsat vermemelerini istiyorum. Toprağın üstündeki zenginliğimizi fark edelim. Toprağın 2 bin metre altından çıkacak bir şeye ihtiyacımız yok. Burada yapılmak istenen santralin karşılayacağı, bir AVM’nin 1,5 yıllık enerji ihtiyacı. Ama belki 100 binlerce hanenin gıda temini çok büyük riske girecek. Bu projelerden vazgeçilsin. Bu sadece buradaki köylünün derdi değil, sofrasında sağlıklı gıda isteyen herkesin derdi” ifadelerini kullandı.

67 yaşındaki Nabiya Baskın da şunları söyledi:

“10 yıldır Orhanlı’da oturuyorum. Daha önce komşu Ilıcalar’daydım. Ilıcalar’da yıllar önce sondaj açtılar. Hayat bitti orada. Sıcak suların buharı yüzünden mandalinalarımız kurudu. Şimdi burada da yine jeotermal çıktı karşımıza. Dünyanın bu tarafını kurutur bu jeotermal. Karşı çıkıyoruz ama sözümüzü geçiremiyoruz. Kurulmasını istemiyoruz. Kapatsınlar, gitsinler, en güzeli o. Ama bırakmayacaklar.”

“Bu yaştan sonra ne yaparız”

Doğma büyüme Orhanlılı olan, 66 yaşındaki çiftçi Muammer Buyruk’un ise “başımıza geldi bir dert” diyerek tanımladığı jeotermal faaliyetlerden bahsederken gözleri doldu. Buyruk, “O kadar uğraşıyoruz bir çaresi yok. Aşağılarda bir şey olmaz dediler, geldi başımıza. Oradan bir bırakıyorlar buharı, nasıl üretim olsun. Cevizlerde, mandalinalarda, zeytinlerde sıkıntı başladı. Hayvancılık bitti. Yapacak bir şeyimiz kalmadı. Gözlerimiz dolu dolu oldu. 66 yaşındayım. Nereye kaçarız, nerede ekmek verirler bize. Devletimiz bilmiyor mu bunu. Ne yapalım. Çıkıyoruz o bölgeye, geliyor jandarma ‘yasak’ diyor. Onlar da emir kulu. Allah sonumuzu hayır etsin. Herhalde de sonumuza geldik. Benim arazim sondaj kuyusuna 250 metre uzaklıkta. Tek arazim. Benim bunu satıp da başka yerden arazi alabilecek bütçem yok. Ürettiğimiz sebzelerle geçiniyoruz. Onlar da yok olursa biz ne yapacağız. Bu yaştan sonra bir yere işe giremeyiz, almazlar. Çoluk, çocuk, torunları ne yapacağız. İnşallah kurtuluruz bu dertten” ifadelerini kullandı.

“Havası güzel diye geldik”

Orhanlı köyü sakinlerinden, halk oyunları öğretmeni Nilhan Aydınalp de şunları söyledi:
“Bu köyde bir halk oyunları ekibi kurmuştuk. Sonra köyün havasının güzel olduğunu görünce buraya yerleştik. Tarımla da uğraşıyorum. Domatesimi, biberimi, patlıcanımı yetiştiriyorum. Biz buraya temiz hava almaya geldik. Zeytinimiz, çamlarımız var diye geldik. Ama bu jeotermal yüzünden havamız, sularımız kirlenecek. Yani enerji piyasası bu kadar mı düştü. Böylesine güzel bir yerden mi karşılanır enerji. Bu projeye karşıyım.”

Köydeki sondaj faaliyetlerinin, proje sahası ile alakası olmayan başka bir yer için alınmış 2016 tarihli Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) gerekli değildir kararı sunularak, ÇED sürecinin dışında bırakıldığı ortaya çıkmıştı. Köylüler ve Orhanlı Köyü Kültür Doğa Gençlik ve Spor Kulübü Derneği, proje için 2020 Eylül ayında verilen (ÇED) kapsam dışı kararının ve 2016 tarihli ÇED gerekli değildir kararının iptali için dava açmıştı. Ancak bu davalar halen sürerken, kamyonların harıl harıl alandan hafriyat çektiği ve sondaj faaliyetlerine devam edildiği ANKA Haber Ajansı tarafından görüntülendi.

Yine Orhanlı Köyü yakınlarında kurulmak istenen 23 jeotermal kuyusu, birer JES, GES ve RES içeren entegre enerji tesisi için ise kısıtlamanın olduğu gün, 21 Nisan 2021 tarihinde, halk katılım toplantısı düzenleneceği açıklanmıştı. Yasaya aykırı şekilde, halkın evde olması gereken günde düzenleneceği belirtilen toplantı, itirazlar üzerine iptal edilmişti.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here