Doğu Akdeniz’deki enerji kavgasının tam orta yerinde, Türk hükümeti ‘şer ittifakı’ dediği Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nda oynanan oyunları bozduğunu söylerken Ankara’yı hem olumlu hem olumsuz anlamda hesaba katan yeni seçenekler ortaya çıkıyor.
AKP yönetimi, Kasım 2019’da Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile imzaladığı deniz yetki alanları anlaşmasıyla EastMed Doğalgaz Boru Hattı projesini sakatlamakla övünüyor. Türkiye’nin BM’ye bildirdiği münhasır ekonomik bölge haritasından geçen bir boru hattına izin vermemek bu hesaplaşmanın en bozucu-caydırıcı yanını oluşturuyor. Hatta hükümete bakılırsa EastMed ölü doğmuş bir projedir. Siyasal-ekonomik yansımaları bir kenara EastMed’i öldürmek Mısır, İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti arasındaki eşgüdümü hedeflendiği gibi bozmayabilir. Tel Aviv ve Kahire ile aranan normalleşme yakalansa bile İsrail ve Mısır’ın önceliklerini değiştirecek daha gerçekçi nedenlerin belirmesi lazım
..dedi.. 

Beri tarafta Türkiye ve İran karşıtı trendi çok iyi kullanan İsrail-Körfez ilişkilerindeki normalleşme sürecinde bir başka enerji denklemini görüyoruz.  

İsrail ilişkilerini normalleştirdiği Körfez ülkeleri için bir enerji koridoru olmak için can atıyor. Bu konuda ilk adım BAE ile atıldı. İsrail devletine ait Avrupa Asya Boru Hattı Şirketi (EAPC) ile İsrail-Emirlik ortak şirketi MED-RED arasında 20 Ekim 2020’de bir mutabakat imzalanmıştı. BAE petrolünün Avrupa’ya transferinde Kızıldeniz’deki Eilat ile Akdeniz’deki Aşkelon arasındaki boru hatları kullanılacak. Abu Dabi’deki imza törenine dönemin ABD Hazine Bakanı Steve Mnuchin de katılmıştı.
Tam bu noktada Mısır-İsrail arasındaki enerji dostluğuna bir soğukluk giriyor. Çünkü zaman, yakıt ve geçiş maliyeti açısından Süveyş Kanalı’ndan daha avantajlı olan bu hat Mısır’ın gemi geçişlerinden elde ettiği gelirlerin bir miktarını götürüyor. (Bu konuda Mühdan Sağlam’ın yazısına bakabilirsiniz) Bu hattın hikâyesi çok eski. Irak petrolünü Hayfa limanına indirecek bir hat projesi gündeme geldiğinde Filistin o zaman İngiliz mandası altındaydı. İsrail kurulunca Arap boykotuna bağlı olarak proje yattı. Şah Rıza Pehlevi zamanında İran, İsrail’in dostuyken Eliat-Aşkelon projesi geliştirildi. Projeyi iki ülke hükümetlerinin yanı sıra Amerikalı milyarder Marc Rich finanse etti. 1968’de tamamlanıp 10 yıl hizmet verdi. 1979 İran İslam Devrimi’nden sonra ortaklık bitti, İsrail şirketi millileştirdi. Bugün burada aktif dört boru hattı var. Eilat-Aşkelon bağlantısı tankerlerden tankerlere ara bağlantı hattı olarak Rus, Azeri ve Kazak petrolünün Asya’ya transferlerinde kullanılıyor. İsrail’in hedefi Süveyş Kanalı’ndan sağlanan petrol sevkiyatının yüzde 12-17’sini bu hatta yönlendirmek.

***

Enerjide ortaklık jeostratejik karmaşada hem savaşa hem barışa bağlam olabiliyor. Barış ve istikrar tınısıyla Türkiye’nin argüman ürettiği dönem maalesef geride kaldı. Mesela Mısır ve Suriye doğalgazını Lübnan, Ürdün ve Türkiye’ye taşıyacak 1 milyar dolarlık Arap Boru Hattı projesi 2000’de Mısır, Suriye, Lübnan ve Ürdün arasında imzalandığında akla gelen barıştı.
Türkiye Kilis-Halep bağlantısı için 2008’de Şam’la bir anlaşma yapmıştı. Şimdi herkes birbirinin gırtlağında. Suriye bu halde olmasaydı belki bu proje bugün bölgesel barışa katkı sağlayacak bir alternatif olarak yeniden değer kazanabilirdi. Gerçi Suriye’deki vekâlet savaşını kızıştıran faktörlerden biri de İran-Irak-Suriye ve Körfez-Suriye bağlantılı boru hatları rekabetiydi. Mısır tarafında Arap Boru Hattı en büyük darbeyi 2011 sonrası İslamcı güçlerin onlarca sabotaj eylemiyle yedi. (Mısır-Türkiye ilişkilerinde İhvan’ın yakıcı bir krize dönüştüğünü Kahire açısından okumak isteyenler meseleye bir de buradan bakmak durumunda.)
İsrailli ve Arap yorumcuların ortak bir vurgusu var; diyorlar ki “Ankara, Yunan ve Rumların haritasıyla çakışan Libya anlaşmasında ısrar ederse Gaz Forumu Türkiye’yi ortak değil hasım olarak görmeye devam edecek.” Kuşkusuz Türkiye’nin de kendi çıkarlarının gerektirdiği sınırlar bulunuyor. Fakat meseleyi Arap ve İsraillilerin koyduğu bağlamdan koparacak yeni, güçlü, inandırıcı ve güven veren bir siyasete ihtiyaç var. 


Fehim Taştekin Kimdir?

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Gazeteciliğe 1994’te muhabir olarak başladı. Yeni Şafak, Son Çağrı, Yeni Ufuk, Tercüman, Radikal ve Hürriyet gazetelerinde çalıştı. Bir dönem Ajans Kafkas’ın kurucu editörü olarak Kafkasya üzerine çalışmalar yürüttü. Kapatılıncaya dek İMC TV’de dış politika programları yaptı. Gazete Duvar ve Al Monitor’da köşe yazılarına devam ediyor. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde” adlı kitaplara imza attı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here