“Tam donanımlı yetkin ve yeterli birey ancak, bireylerin kendilerini özgürce ifade ettikleri ve bireyin tam kabulü olan ortamlarda gelişir. Bu tanımın dışında kalan tüm ortamlar, biatçı, otoriter, ben bilirimci, hiyerarşik yapılar, birey değil kopya kukla yetiştirir. Kincheloe 2018”

Bu metnin çerçevesi doğrudan ve dolaylı olarak bileşen diye tanımladığımız öğrenci, ebeveyn ve eğitim emekçilerini etkileyen nitelikli öğrenme, erişilebilir, eşit, kamusal demokratik eğitim hakkını ve böyle bir eğitimden yoksun kalmanın bireylerde yarattığı eksilikleri içerir.

7 yıl aradan sonra bir gün ansızın toplanmasına karar verilen MEB Şurası 1-3 Aralık 2021 tarihleri arasında toplanacak. Şura gündemleri arasında hiç kuşkusuz öne çıkan ve en çok tartışmanın yaşanacağı gündem “Eğitimde Fırsat Eşitliği” başlıklı gündem olacak. Oysa asıl tartışılması gereken gündem “Halk için kamusal, eşit nitelikli eğitim hakkı” olmalıydı. Eğitim bütün yurttaşlara eşit, nitelikli, kamusal bir hizmet ve hak olarak görülüp sunulduğunda bireylerde bilme, yapma, birlikte yaşama, sorgulama ve olmayı öğrenme tam olarak gerçekleşir.  

Eğitim sisteminin mevcut haline bile erişmekte sorun yaşayan ve eğitim hakları yok sayılan milyonların olduğu eleştirisinin yanı sıra; karşılanabilir, kamusal, eşit, adil, kapsayıcı, sürdürülebilir, nitelikli, demokratik ve ücretsiz olmadığı bilim insanları, eğitim örgütleri ve siyasal yapılar tarafından çok net bulgu ve gözlemlerle gündeme getirilmekte. Eğitime erişenleri ve erişmeyenleri ile gücü elinde bulunduranlara göre geri bıraktırılan bu milyonların ait oldukları toplumsal gruplar; sınıf, yaş, cinsiyet, etnik-ırk, inanç, aile geçmişi, coğrafi bölge, kır-kent, sosyo-ekonomik statü vb gibi yapılardan oluşmakta. Bu grupların ve bireylerin daha az eşit görüldüğü ayrımcılığa ve ötekileştirmeye maruz bırakıldığı sayısız örnekle günlük yaşantımızda karşılaşılmakta. Kaynakların eşit dağılımı ve kaynaklardan eşit faydalanma prensiplerinin hüküm sürmesiyle adalet yerini bulur. Aynı zamanda kaynakların ihtiyaca göre, ihtiyaca uygun dağılımı da gözetilmelidir.  

Öğrenme ve eğitim hakkı

Öğrenme ve eğitim hakkını ele alırken herhangi bir eğitim ve öğrenmeden değil, nitelikli, demokratik eşit kamusal öğrenme ve eğitimden bahsedilmesi gerekir.

Böyle bir eğitim;

*farkındalığı yüksek,

*becerileri geliştirmede destekçi,

*eleştirel ve esnek düşünebilen,

*durumlara farklı bakış açılarından bakabilen,

*farklı düşüncelere açık ve saygılı,

*duygudaşlık gösteren,

*güvenilir bilginin nereden edinileceğini bilen,

*bilgiyi durumlara uygun şekilde dönüştürebilen,

*insanlar arası ilişkilerde özenli ve demokratik davranabilen,

*lider ama yeri geldiğinde takip eden bireyler yetiştirmeyi amaçlar.

Ayrımcılık karşıtı, çeşitliliği savunan ve insan hakkı temelli eğitim

Nitelikli eğitim hakkı savunuculuğu ile toplumun her katmanının ve her bireyin yine toplumsal kurumsallaşmanın yarattığı tüm çeşitliliği dışlayıcı, eşitsizliği pekiştirici, ayrıcalık ve ayrımcılığı özendirici ve adaletsiz yapıların ortadan kaldırılması umulur. Ama ne yazık ki okullar bu makası kapatmaktansa daha da açmaktadır. Bu makas bugün okullarımız için %70 oranını aşmış durumdadır. Bir tarafta özel okullar diğer tarafta kamu okulları arasındaki farklı uygulamalar bu makasın açılmasına her geçen gün neden olmakta.

Ücretli uygulama farklılıkları;

*ücretli etüt faaliyetleri,

*tam gün eğitim yapan okullarda ücretli öğlen yemekleri,

*her iki dönem için hizmetleri karşılamak üzere alınan aidat ödemeleri,

*ders kitaplarının yerini alan kaynak ve yardımcı kitap ücretleri,

*okul aile birlikleri tarafından satılan okul kıyafetleri,

*özel ders, destek ve takviye kurs giderleri,

*kültür, spor ve sanat etkinlikleri için alınan ek ücretler.

Yukarıda yer alan bulguları çoğaltmak listeyi uzatmak mümkün. Bu olanaklara sahip olanlar ile olmayanların devam ettiği okullar arasında oluşan farklılaşmalar bize neden “herhangi bir eğitimin” değil, nitelikli eşit kamusal eğitimin bütün halk için hak olduğunu gösteriyor.

Halklar İçin Erişilebilir, Demokratik, Eşit ve Nitelikli Eğitim

*Okullar arasında oluşan farklılıkları ortadan kaldıracak politikalar geliştirilmeli,

*Öğretmen desteği hizmet içi eğitimlerle ve öğretmenler için oluşturulacak güvenceli istihdam ve insanca yaşam koşulları ile sağlanmalı,

*Ailelere desteğe ve aile katılımına yönelik uygulamalar özendirilmeli,

*Bölgesel farklılıklar ile birlikte azlık grupların ve göçmen grupların ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde eğitim planlamaları ve uygulamalarına yönelik politikalar geliştirilmeli, var olanlar güçlendirilmeli,

*Merkeziyetçiliği azaltan yereli güçlendiren politikalar benimsenmeli. Bu yapılırken yerel unsurlar, kaynaklar, hedefler, değerler, ihtiyaçlar göz önünde tutulmalı

*Politika geliştiriciler, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, öğretmen yetiştiren eğitim fakülteleri, öğretmenlerin mesleki örgütleri, TÜBİTAK gibi bilimsel araştırmaları destekleyen kurumlar ile kurulacak iş birlikleri ile geliştirilecek projelerin uygulamaya dönüşmesi sağlanmalı.

*Eğitim hizmetlerini sunmada merkezin mi yerelin mi rol ve sorumluluk alması gerektiği,  eğitimin yönetim ve denetiminden sorumlu olanların meslek ve görev yeterliliklerinin sorgulanıp yeniden tanımlandığı bir geçiş programı planlanmalı.

Sonuç olarak, Türkiye’nin bireysel ve toplumsal refahın ve esenliğin sağlanabilmesi için bilimsel temellere dayalı kamusal, eşit, demokratik ve nitelikli eğitimin tesisini ve yaygınlaşmasını sağlayacak halkların eğitim hakları için yeni bir “toplum sözleşmesi” hazırlanarak halkla paylaşılmalı.

15.11.2021

Alaaddin Dinçer
Alaaddin Dinçer. 1956 yılında Trabzon Çaykara’da doğdum. Liseyi Ankara’da okudu. 2 yıllık eğitim enstitüsünü Kırklareli Lüleburgaz Kepirtepe Eğitim Enstitüsü’nde bitirdi. Uzun yıllar işçi ve kamu sendikalarında yöneticilik yaptı. En son 2008 yılında Eğitim-Sen Genel Başkanlığı’ndan ayrıldı. Eğitim ve bilim üzerine yazılar yazıyor

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here