Ekoloji

İklim krizi: Artan sıcaklıklar yüzünden parfümler de eskisi gibi kokmuyor

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Tunçtürk, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin, diğer bitkiler üzerinde olduğu gibi parfüm bitkileri üzerinde de olumsuz etkileri olduğunu söyledi.

Tarım yapılan bölgelerdeki aşırı sıcaklar ve gece-gündüz sıcaklık farklarındaki azalmanın bitkilerin strese girmesine neden olduğunu kaydeden Tunçtürk, “Sulama yapılsa dahi verimde ve kalitede düşüşler meydana geliyor. Sulu tarım yapılmayan yani sadece bitkilerin yağışlara bağlı olarak yetiştiği, kuru tarım sisteminin uygulandığı alanlarda verim düşüklükleri, erken çiçeklenme, zamanından önce hasat, bir yıl boyunca yapılan hasat sayısında düşüş gibi olumsuzluklar yaşanıyor.” dedi.

AA‘dan Gülseli Kenarlı‘ya konuşan Tunçtürk, Türkiye’de parfüm yapımında kullanılan 43 bitki türünün de bu olumsuzluklardan etkilendiğini vurguladı; kuraklığa bağlı stresin, bu bitkilerin sentezlediği uçucu yağ miktarında değişimler yarattığını ifade etti.

Fotoğraf: Mustafa Çiftçi/AA. 

Bitkilerin sıcaklık arttıkça, sıcaktan ve zararlarından korunmak için fazla miktarda uçucu yağ sentezlemeye başladıklarına dikkati çeken Prof. Tunçtürk şunları söyledi:

“Bunun en basit örneği güldür. Gül öğlen sıcaklığında kendini korumak için çiçek yapraklarında bulunan uçucu yağı ortama verir, sıcak havalarda bu şekilde kendisini koruyarak zarar görmez. Kuraklık ve yüksek sıcaklıklar, bitkinin strese girmesine ve zarar görmesine sebep olur. Sonuç olarak stres ortamında gelişimini tam olarak tamamlayamadığından verim ve kalitede azalmalar şeklinde yansıması gerçekleşir.”

Türkiye’nin uçucu yağ ihracatının yüzde 30-35’ini gül yağı ihracatının oluşturuyor. Tunçtürk son yıllarda yağış rejimindeki düzensizliğin gül üretimini olumsuz etkilediğini bildirdi.

Çiçeklenme dönemi artık daha erken

Araştırmalara göre, küresel ısınma nedeniyle diğer bitkilerde olduğu gibi kozmetik ya da parfümeri bitkilerindeki çiçeklenmenin ortalama bir ay daha erken görülüyor.

Tunçtürk, “Normalde bir bitkinin haziran ayının ortalarında çiçeklenmesi gerekirken havaların çok sıcak ve kurak gitmesinden dolayı mayıs ayı ortasında çiçeklenmeye başladıklarını görebiliyoruz. Bunun sonucunda da verim ve kalitede azalmalar görülüyor.” diye konuştu.

Kozmetik ve parfümeri sanayisinde kullanılan ve doğada kendiliğinden yetişen bitkilerin toplanma zamanının önemli olduğuna değinen Tunçtürk, “Bitkilerin çiçekleri kullanılacaksa çiçeklenme başlangıcında, yaprakları kullanılacaksa çiçeklenme dönemi veya hemen öncesinde hasat edilmesi gerekiyor. Ancak son yıllarda küresel ısınmanın etkisiyle Türkiye’de yem bitkileri üretiminde azalmalar olduğu için hayvanlar çayır, mera ve ormanlık alanlarda mevsiminden önce otlatılıyor ve bu durum parfüm yapımında kullanılan bitkilerin varlığını tehdit ediyor.” dedi.

Parfüm bitkileri

Türkiye’de yetişen ve parfüm yapımında kullanılan bitkiler şöyle:

Çok yıllık otsu ve çalı formunda bitki türleri: Gül, lavanta, biberiye, melisa, ada çayı türleri, nane türleri, kekik türleri, dağ çayı türleri, ıtır, ölmez otu, papatya (Chamaemelum nobile All.), lippia, civanperçemi, zufa otu, kedi otu, limon otu.

Tek yıllık bitki türleri: Fesleğen (reyhan), papatya, anason, kişniş, rezene, kimyon, kadife çiçeği, dere otu, çörek otu, tütün, pelin otu, aynısefa.

Ak zambağın yağının kilogramı 5 bin Euro’dan satılıyor. Fotoğraf: Ekber Türkoğlu/AA. 

Soğanlı ve yumrulu bitkiler: Safran, iris, sümbül, nergis, orkide, zambak.

Ağaç formunda bitki türleri: Ardıç, sığla, sedir, defne, turunçgiller, çam, köknar, mimoza, ıhlamur, gilaburu.

‘Kuraklık yüzünden popülasyonu yüzde 90 azalan bitkiler var’

Aşırı toplama ve otlatmalar, küresel ısınma ve iklim değişikliği, orman yangınları, şehirleşme, bitki kaçakçılığı ve bilinçsiz tarım uygulamalarının, doğadan toplanan parfüm bitkileri için bir tehdit olduğuna dikkat çeken Murat Tunçtürk, Van Gölü Havzası‘nda kuraklık nedeniyle popülasyonu yüzde 90 oranında azalan bitkiler olduğunu, özellikle  çiçekli bitkilerin ve geofitlerin birçoğunu göremediklerini anlattı.

Bitkisel üretimde verimin düşmesinin kaliteyi de etkilediğine ve iklim değişikliğinin parfüm bitkilerinin koku kalitelerini düşürdüğüne dikkati çeken Tunçtürk, bu bitkilerin sera koşullarında üretilmesine ilişkin ise “Ekonomik getirisinin iyi olması durumunda seralarda parfüm bitkileri üretilebilir. Tarladakiyle aynı kalitede ürün elde etmek mümkün ama maliyetler önemli.” değerlendirmesinde bulundu.

‘En büyük sıkıntısı yağış azlığı’

Gül ve gül yağı üreticisi Süleyman Kınacı ise Türkiye’nin en önemli parfüm ham maddesinin gül ve gül yağı olduğunu belirterek dünyanın gül yağı ihtiyacının yaklaşık yüzde 55’ini Türkiye’nin karşıladığını, diğer uçucu yağların daha az üretildiğini, söz konusu ürünlerin yüzde 95-98’inin ihraç edildiğini söyledi.

Üretimini yaptıkları gül yağı, lavanta yağı, kekik yağı ve defne yağında verim ve kalitenin tamamen iklim koşullarına bağlı olduğunu vurgulayan Kınacı, “Her sene farklı bir kalite ve verimle karşı karşıya kalıyoruz. Gülde son 2-3 yıldır, yüzde 20-25 verim düşüklüğüne rastlıyoruz ve bunun en büyük nedeninin iklim değişikliği olduğunu düşünüyoruz. Aşırı yağışlar ya da dolu yağışları etkilese de iklim değişikliğinin en büyük sıkıntısı yağış azlığı. Bundan dolayı verim ve kalite değişebiliyor. Türkiye’deki verim düşüklüğünün aynısı Bulgaristan, İran, Afganistan gibi üretici ülkelerde de görülüyor.” şeklinde konuştu.

YEŞİL GAZETE

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir