İstanbul Tabip Odası (İTO) Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı tam kapanmaya ilişkin olarak, “Ekonomik, sosyal desteksiz kapanma olmaz” değerlendirmesini yaptı. ‘Salgını değil, algıyı yönettiler’ diyen İTO, hükümete 8 öneride bulundu.

İTO’da düzenlenen basın toplantısında, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan tam kapanma kararı değerlendirildi. “Geldiğimiz noktada dün mecburen algı yönetilerek bir açıklama yaptılar” diyen İTO Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Pınar Sahip, şunları söyledi:

“Ülkemizdeki vaka sayıları artık dünyadaki listelerin en üst düzeylerine çıkmış vaziyette. Yoğun bakım servislerinde yataklar dolmuştur. Ama açıklanan önlemlere baktığımızda ne yazık ki bunun gerçek anlamda sosyal bir devletin gereklerinin yerine getiren bir açıklama olduğu ve gerçekten çarkların durduğu söylenemez. Çünkü maalesef üretim, tedarik, inşaat gibi birçok alanda işçiler çalışmaya devam edecek. Oysa hayati olan alanlar dışında bütün çarkların kapatılması gerekiyordu. Ama tabii ki tedbirler, destekler sağlanarak bunların yapılması gerekiyordu. Ne yazık ki dünkü açıklamada bunların hiçbirini görmemekteyiz. Şu anda hızlı bir kapanma yapılarak haziran ayında turizm sektörüne ülkemizin hazırlandığını görüyoruz. Önlemler, sorunlar eşit dağıtılmalı. Pandemi döneminde özellikle çok gelir elde eden iş alanları var. Çok zenginleşen patronlar var. Bütün bunlar, küçük esnafa, çalışmayanlara, yoksullara destek verebilir. Dayanışmaya açık kibirli olmayan, bilimin ışığında salgın politikasına acilen ihtiyaç var. Bir an önce bu konunun bilimiyle uğraşan bizim gibi meslek örgütlerine devretmeli. Çünkü sadece üç haftalık tam kapanma olmayan bu uygulamayla salgın yönetilemeyecek.”

“ÇARKLARIN DÖNDÜĞÜ İŞÇİLERİN ÇALIŞMAYA DEVAM ETTİĞİ ÖNLEMLERE TAM KAPANMA DENEMEZ”

Basın açıklaması metnini okuyan İTO Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Osman Öztürk de “Çarkların dönmeye, işçilerin çalışmaya devam ettiği önlemler dizisine ‘tam kapanma’ denemez” ifadesini kullandı. Dr. Osman Öztürk, “Alınmayan tedbirlerin, lebaleb parti kongrelerinin, insanlar en yakınlarına veda edemezken siyasetçilerin katıldığı kalabalık cenaze törenlerinin bedelini başta sağlık çalışanları olmak üzere bütün yurttaşlarımız ödüyor. Türkiye sağlık sistemi çöktü. Her gün çaresizlik içinde yeni ölümlere tanıklık etmekten tükeniyoruz. Her şey başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere herkesin gözü önünde oldu. Tüm uyarılarımıza rağmen gereken önlemleri almak yerine salgını değil algıyı yönetmeye, on binlerce insanın öldüğü bu felaketten ‘başarı hikayesi’ çıkarmaya çalıştılar” görüşünü dile getirdi.

Ekonomik, sosyal desteksiz kapanma olmayacağının altını çizen Dr. Öztürk, şunları söyledi:

“Yapılması gereken ekonomik ve sosyal mal ve hizmet üreten işler dışında bütün işlerde çalışmanın durdurulması, çalışmanın sürdüğü sektörlerde mesai saatlerinin kısaltılması ve mümkün olan işlerde evden çalışmaya geçilmesidir. Kapanma süresince bütün çalışanlar ücretli izinli sayılmalı; işsizlere, yoksullara, küçük esnafa, köylülere ekonomik destek sağlanmalıdır. Tüketici, konut ve taşıt kredileri ile kredi kartı borçları ve elektrik, su, doğalgaz ve iletişim faturaları faiz işletilmeden ertelenmelidir. Salgın sürecini sadece “aç/kapa” döngüsüyle sürdürmek mümkün değildir. Salgının başından bu yana söylediğimiz gibi hastaların ve temaslıların tespiti için testler yaygınlaştırılmalı; etkili ve sistematik filyasyon uygulanmalı; hasta kişilerin izolasyonu ve temaslıların karantina altına alınması için evlerinde uygun koşulların olmadığı durumlarda kamuya ait yurtlar, misafirhaneler ve benzeri yerler bu amaçla kullanılmalıdır. Salgına karşı mücadelede en önemli mücadele aracımız ise aşıdır. Türkiye, on sekiz yaş üzeri nüfusu bütünüyle aşılayabileceği miktarda aşıyı gecikmeksizin temin etmeli ve hızla aşılamalıdır.”

TEDBİRLERE İLİŞKİN 8 ÖNERİ

Tabip Odasının önerileri şöyle:

1- Üretim, imalat, tedarik ve lojistik zincirlerinin aksamaması için çarkların dönmeye, işçilerin çalışmaya devam ettiği önlemler dizisine “tam kapanma” denemez. Bu kararı alanlar işçilerin hayatına değer vermediklerini açık olarak göstermişlerdir. Yapılması gereken ekonomik ve sosyal desteklerin sağlanması; temel, zorunlu ve acil mal ve hizmet üreten işler dışında bütün işlerde çalışmanın durdurulması, çalışmanın sürdüğü sektörlerde mesai saatlerinin kısaltılması ve mümkün olan işlerde evden çalışmaya geçilmesidir. Temel olarak açık havada, kalabalık olmayan ortamlarda bulunmanın kısıtlanması yerine tüm kapalı ortamlarda belli sayının üzerinde bir arada bulunmayı önleyen bir strateji benimsenmelidir.

2- Ekonomik, sosyal desteksiz kapanma olmaz. İnsanların yaşayabilmeleri için gerekli desteği vermeden evlerine kapatmak açıkça açlığa, yoksulluğa ve ölüme mahkum etmektir. Türkiye’nin, halkının ihtiyaçlarını iki hafta değil, aylarca karşılayabilecek kaynakları vardır. Bütün sorun bu kaynakların toplum için değil, başta yandaş müteahhitler olmak üzere patronlar için kullanılmasından kaynaklanmaktadır. ‘Kapanma’ süresince bütün çalışanlar ücretli izinli sayılmalı; işsizlere, yoksullara, küçük esnafa, köylülere ekonomik destek sağlanmalıdır. Tüketici, konut ve taşıt kredileri ile kredi kartı borçları ve elektrik, su, doğalgaz ve iletişim faturaları faiz işletilmeden ertelenmelidir.

3- Bugün gelinen noktada kaçınılmaz olmakla birlikte ‘kapanma’, salgını tamamıyla durduracak sihirli bir formül değildir. ‘Kapanma’ ne kadar sıkı, düzgün uygulanırsa uygulansın sonrasındaki açılma süreci doğru yönetilmezse salgında başa dönülmesi kaçınılmazdır. Bu nedenle ‘kapanma’ ile vaka sayılarında azalma sağlanması sonrasında ‘kademeli, kontrollü açılma’ uygulanmalıdır. Şehirlerarası seyahat yasaklanırken uluslararası seyahat için herhangi bir kısıtlamaya gidilmemesi, varyant virüslerin ülkemizde yayılmasında en önemli kaynak olduğu düşünülen yurtdışından ülkeye giriş yapanların belirli süre izolasyonu ile ilgili herhangi bir düzenleme yapılmaması önemli bir eksikliktir.

4- Salgın sürecini sadece ‘aç/kapa’ döngüsüyle sürdürmek mümkün değildir. Salgının başından bu yana söylediğimiz gibi hastaların ve temaslıların tespiti için testler yaygınlaştırılmalı; etkili ve sistematik filyasyon uygulanmalı; hasta kişilerin izolasyonu ve temaslıların karantina altına alınması için evlerinde uygun koşulların olmadığı durumlarda kamuya ait yurtlar, misafirhaneler ve benzeri yerler bu amaçla kullanılmalıdır. Salgına karşı mücadelede en önemli mücadele aracımız ise aşıdır. Türkiye, on sekiz yaş üzeri nüfusu bütünüyle aşılayabileceği miktarda aşıyı gecikmeksizin temin etmeli ve hızla aşılamalıdır.

5- Türkiye’nin şimdiye kadar sürdürdüğü salgın politikasındaki en büyük hata salgını hastanelerde karşılamaya çalışması olmuştur. Oysa salgın mücadelesi hastanelerde değil sahada, birinci basamakta kazanılır. Ancak ne yazık ki AKP döneminde uygulanan ‘Sağlık Reformu’ sürecinde birinci basamak sağlık hizmetleri parçalanmış ve sadece kendisine kayıtlı listeye hizmet sunmakla yükümlü aile hekimliği sistemi bu mücadelede yeterince yer alamamıştır. Alınan tedbirlerle hasta ve ölüm sayıları düşürülse bile mücadelenin etkin bir şekilde sürdürülebilmesi için birinci basamak sağlık hizmetleri yeniden organize edilmelidir. Bunun için hızla uygulanacak ‘Yeniden Sosyalizasyon’ programıyla koruyucu hekimliği önceleyen, nüfus tabanlı, ekip çalışmasına dayalı birinci basamak sağlık örgütlenmesi hayata geçirilmelidir.

6- İstanbul Tabip Odası olarak hazırladığımız ‘Pandemi Döneminde Özel Hastanelerde Sağlığın Finansmanı Raporu’nu 20 Nisan 2021 tarihinde kamuoyuyla paylaşmıştık. Geçtiğimiz hafta gündeme taşıdığımız özel hastane patronlarının salgını fırsata çevirme uygulamalarının yöneticiler tarafından da görülmesi sevindiricidir. Ancak şikayet etmek yetmez. Vatandaşlar can derdindeyken kâr peşinde koşan, COVID-19 hastalarından her ne suretle olursa olsun ücret talep eden özel hastaneler sıkı bir şekilde takip edilmeli, Sosyal Güvenlik Kurumu bu hastanelerle sözleşmesini feshetmeli ve bu hastaneler kamulaştırılmalıdır.

7- Alınan tedbirlerin 29 Nisan akşamından başlatılması, birçok ilde yapılması planlanan 1 Mayıs kutlamalarını ve İstanbul 1 Mayıs bileşenlerinin 30 Nisan’da Kazancı Yokuşu, Şişhane ve Kadıköy’de yapacağı 1 Mayıs’larda katledilenleri anma törenlerini engelleme amacı taşımaktadır. Salgınla mücadelenin bir “güvenlik meselesi” haline getirilerek insan hakları ihlallerinin yaygınlaştırılması, muhalefetin bastırılması, demokratik hakların engellenmesi, toplumsal ve bireysel özgürlüklerin sınırlandırılması için kullanılmasından derhal vazgeçilmelidir. İhtiyacımız olan baskıcı, otoriter, anti demokratik uygulamalar değil insan hakları merkezli pandemi mücadelesidir.

8- Kapanma tedbirleri sokağa çıkma yasaklaması şeklinde uygulanmamalı, 20 yaş altı ve 65 yaş üzeri de dahil olmak üzere yurttaşların açık havada, fiziksel aktivite yapabilmelerine imkan sağlanmalıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here