etelgraf haber-

“Eşitlik, adalet, demokrasi, dayanışma ve insanca yaşam; haklar ve özgürlük için bu davet bizim” sloganıyla 21 Kasım Pazar günü İstanbul Beyoğlu’ndaki Ses Tiyatrosu’nda bir Halk Buluşması gerçekleştirildi.

Buluşmanın forum kısmında söz alan yurttaşlar, bir mücadele ve dayanışma aracının gerekliliğine vurgu yaparak Halk Buluşması’ndan sonraki süreci birlikte tartıştı, birlikte planladı.

Halk Buluşması’na çok sayıda sanatçı da destek verdi. Gül Göker ve Yaşar Gündem’in de destek verdiği buluşma; Hilmi Yarayıcı, İbrahim Karaca, Serhad Raşa, Mahallem Sanat Bağlama Atölyesi, Altay Öktem ve Haluk Çetin’in müzik ve şiir dinletilerinin ardından sona erdi.

Gazete Yolculuk’taki habere göre buluşmanın forum kısmında yapılan konuşmalardan öne çıkanlar şöyle oldu:

  • “Gezi Direnişi sonrasında ortaya çıkan dayanışma inisiyatiflerinden itibaren çeşitli arayışlarda bulunuldu. Bunun daha örgütlü hale gelmesi amacıyla Çaresiz Değiliz forum ve kolektiflerinde buluştuk, Haziran’dan devralınan örgütlülük ve mücadele biçimini ileri taşımaya çalıştık. Bugün ise bugüne kadar yaptıklarımızı sınayacak, geçmişteki hata ve eksikliklerin değerlendirmesini yaparken onunla bağımızı koparmayacak ve bugüne kadarki inisiyatifi bir adım ileri götürecek bir örgütlülük için buluştuk.”
  • “Birçok genç arkadaşla birlikte Karaköy’den itibaren bu kurucu iradenin bir parçası olduk, geçici sekreteryada bulunduk. Gençler olarak kampüslerde yaşadığımız problemlerden ülkenin geneline birçok sorunumuz var. Bu doğrultuda en geçerli çözümün kampüslerimizde gençler olarak sorunlara dair birlikte inisiyatif geliştiren demokratik biçimde örgütlenmemiz olduğunu düşünüyorum.”
  • “Esas derdimizin bir halk hareketi yaratmaya yönelik geniş, katılımcı ve demokratik haklar mücadelelerini örgütleyebilecek bir iradeyi ortaya koymak olduğunu düşünüyorum. Buradaki amacımız ise bu iradeyi daha kurumsal bir çerçeveye oturtmak ve mevcut olanakları daha verimli kullanmamızı sağlayacak bir mekanizmayı oluşturmak.”
  • “Radikal, militan, yüzü emekçi kesimlere ve sokağa dönük bir hareketin inşaasına ihtiyacımız var. Bunun benmerkezci ve tekçi olmaması şart. Bütün mücadele dinamiklerini ve farklı fikirleri içinde barındıran bir örgütlenmeye ihtiyacımız var.”

Etkinliğin ikinci kısmında ise, Halk Buluşması’nda çerçevesi çizilen bir mücadele ve dayanışma aracının örgütlenmesi için gönüllülük esasına dayalı bir Kurucu Koordinasyon’un oluşturulması kararı alındı. Bu süreçte etkin ve aktif bir rol almak isteyen yurttaşlar, Kurucu Koordinasyon’a dahil oldular.

Etkinliğin forum kısmı, yürütülen tartışma süreci boyunca çerçevesi belirlenen ve dernek tarzında örgütlenmesinin yararlı olacağı düşünülen mücadele ve dayanışma aracının çıkış manifestosunun okunmasıyla sona erdi.

Fotoğraf: Gazete Yolculuk


Etkinlik sonunda okunan “çıkış manifestosu”nun tam metni şu şekilde:

AKP iktidarı ve Saray rejimi yaklaşık 20 yıldır Türkiye’yi tepeden tırnağa sermaye çıkarına dönüştürmenin adımlarını atmıştır. Bu süreç boyunca tüm halk baskı, işsizlik, açlık ve geleceksizlikle boğuşmuştur.

Rejim tarafından 20 yıldır dinselleştirme ve milliyetçilik eliyle itaatkâr bir toplum yaratılmak istenmekte, kadın düşmanlığı körüklenmekte, tüm cinsel kimlik ve yönelimler yok sayılmakta, eğitim sermayenin çıkarları için sürekli revize edilmekte, kentler ve doğa dizginsiz şekilde sermayenin talanına açılmakta, Kürt halkına yönelik saldırılar artmakta, bilim yerini hurafeye bırakmakta ve eğitim kurumları birer ticarethaneye dönüştürülmektedir.

Bizler çeşitli mücadele alanlarından ve dayanışma pratiklerinden gelen insanlar olarak geçtiğimiz aylarda bu karanlık tabloyu tersine çevirmenin yollarını aramak için bir araya geldik. Yoksulluk, geleceksizlik ve umutsuzluk üreten bu sisteme karşı bugüne kadar neler yaptığımızı ve bu andan itibaren neler yapabileceğimizi konuştuk.

Dersler çıkardık, tartıştık, sorular sorduk ve cevaplar aradık. Geleceği kazanabilme adına yeni hedefler ortaya koyduk ve kendimize bir çıkış yolu belirledik.

Çıkış yolumuz ise açıktır: Birlikte mücadele etmeliyiz!

Çünkü bizleri birleştiren çok şey var:

İlk olarak
 ortak bir düşmanımız var: Halka zulmeden, onu sömüren, geleceğini çalan, yoksulluğa ve umutsuzluğa mahkum etmeye çalışan kapitalist sistemin görünen yüzü; Saray Rejimi… Bu rejimin yürüttüğü sistemi ıslah etmenin, eğitmenin, törpülemenin, insanileştirmenin mümkün olmadığını biliyoruz. Mücadele etmekten, örgütlenmekten, dayanışmayı büyütmekten başka bir yol olmadığını biliyoruz.

İkinci olarak, insanca bir yaşam için vermemiz gereken mücadelede birbirimize ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü kimse tek başına yoksulluğu yok edemez. Kimse tek başına savaşları durdurumaz. Kimse tek başına eşit veya özgür olamaz. Kimse tek başına kendi ve sevdikleri için güzel bir gelecek kuramaz. Bu ülkede eşitlik, özgürlük, barış ve kardeşlik ikliminin hakim olmasını istiyorsak, böyle bir gelecek düşlüyorsak bu sistemden çıkarı olmayan herkesin gücüne, aklına, öfkesine ve yaratıcılığına ihtiyacımız var demektir.

İşte bu sebeplerden dolayı birleşmemiz ve örgütlenmemiz gerekiyor.

Farklarımız olduğunu biliyoruz. Ama ortaklıklarımız ve benzerliklerimiz de var. Saray rejimi bizlere saldırırken fark gözetmiyor. Bizler de düşlerimizi gerçek kılmak ve dayanışmayı büyütmek için farklarımızı değil ortaklıklarımızı referans almayı öğrenmeliyiz.

İlerlememize olanak verecek olan şey bir aradalığımızın ortaya çıkaracağı ortak mücadele bilinci ve kültürü olacaktır. Geleceği kazanmamızı sağlayacak şey ise ayrı ve farklı olup aynı özgürlük ve adalete ihtiyaç duyanları bulup birleştirebilme yeteneğimiz olacaktır.

Bizler şu ana kadar bu çerçeveye bağlı olarak tartıştık ve anlaştık. Yine bu ortak doğrultuda ve aşağıda saydığımız hedefler etrafında; halkın doğrudan siyasete katılımını amaçlayan bir mücadele ve dayanışma hareketini kuracağımızı ilan ediyoruz.

1- Birleşik mücadele için geliyoruz!

Hiçbir zorba hak sahiplerine haklarını güzellikle vermez, hak sahipleri haklarını mücadele ederek alırlar. Bu sebeple bizler de eşit ve özgür bir gelecek için kararlı bir şekilde mücadele etmek zorundayız. Örgütlü şekilde hareket eden Saray rejimine karşı bizler de örgütlü olmak ve bu sistemden çıkarı olmayan herkesle bir araya gelmenin yollarını aramak ve halkın öfkesini rejim karşısında siyasal bir güce dönüştürmek zorundayız.

2- İnsanca bir yaşam için geliyoruz!

Ülkemizde zengin bir azınlığın egemenliği hüküm sürmektedir. Gelir adaletsizliği ve eşitsizlik uçurumu devasa bir hal almış durumdadır. Kayıtsız ve güvencesiz çalışma, patronların kar hırsından kaynaklanan iş cinayetleri olağan hale gelmiştir. Temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları sürekli artmakta; emekçilerin barınma, ısınma, elektrik ve su için cebinden çıkan para maaş diye verilen parayı katlamak üzeredir. İşsizlik artmakta, ücretler ise düşmektedir. Yerli tarımsal üretici devlet eliyle kaderine terk edilmekte, üretim fiilen tasfiye edilmektedir.

Saray rejimi; müsebbibi olduğu ekonomik kriz sebebiyle patronları kurtarmak için krizin yükünü halkın sırtına yüklemeyi amaçlamakta, emekçiler vergi ve zamlarla boğuşmaktadır.

Bu krizin sorumlusu biz değiliz. 12 Eylül’den AKP’ye süren neoliberal ekonomi programının sonucu olarak barınma, eğitim, ulaşım ve sağlık gibi temel hakların giderek pahalanması ve karşılanamaz hale gelmesinin karşısında durmalı ve insanca bir yaşam için mücadele etmeliyiz!

3- Özgürlük için geliyoruz!

Saray rejimi halkın itiraz reflekslerini bastırmaya, özellikle gençlerin yaşam alanlarına doğrudan müdahalelerde bulunmaya, tek tip bir yaşam ve tek tip bir düşünce yaratmaya çalışmaktadır. Örgütlenme, eylem yapma ve siyasi faaliyet yürütme hakları ile basın ve ifade özgürlüğü fiilen askıya alınmış durumdadır. Eyleme geçen her hak mücadelesi karşısında bir polis ordusu bulmaktadır.

Rejimin güdümündeki yargı organları mevcut yasaları ve anayasayı dahi hiçe sayarak hapishaneleri gazeteciler, sanatçılar, öğrenciler ve haksız yere haksız yere özgürlükleri gasp edilmiş binlerce muhalif yurttaşla doldurmuştur.

Sadece 5 yılda bir gidip oy verdiğimiz sözde “demokratik” bir sistemi kabul etmiyoruz, siyasete doğrudan katılabilmek için bütün demokratik haklarımızı istiyoruz. Bunun için örgütlenme ve siyaset yapma haklarına dönük saldırılara karşı özgürlüğü savunmalı; basına ve fikir açıklama hürriyetine yönelik saldırılara karşı mücadele etmeliyiz!

4- Eşitlik için geliyoruz!

Saray rejimi Kürt halkının siyasal ve kültürel haklarını gasp etmekte, varlığına saldırmakta ve boyun eğdirmeye çalışmaktadır. Alevilerin inanç özgürlükleri ise ellerinden alınmıştır ve eşit yurttaştlık talepleri görmezden gelinmektedir.

Bu ülkede barış içinde ve kardeşçe yaşamanın zemini tüm halkların ve inançların eşit olması ve tüm haklarını alabilmesinden geçmektedir. Bu nedenle halkların kardeşliğini inşa edebilmek adına eşitlik için mücadele etmeliyiz!

5- Kent ve doğa için geliyoruz!

Saray rejiminin neoliberal politikalarının sonucu olarak doğa ve kentler dizginsiz şekilde sömürüye açılmıştır.

Çevre krizi, sermayenin küresel ölçekte doğaya karşı sürdürdüğü bu yağmanın sonucunda ortaya çıkan bir olgudur. Doğal kaynakların tükenmesi, temiz içme suyunun giderek azalması, endemik türlerin ve genelde de tüm hayvan ve bitki türlerinin azalması, hava ve su sıcaklığının anormal derecede artması, yağmur ve kar yağışlarının azalması ve afetlerin artması gezegendeki insan yaşamını ciddi olarak tehdit etmektedir. Bu kriz engellenmelidir. Bunun yolu da bu krizin müsebbibi olan sermayeyi engellemekten geçmektedir.

Kentsel dönüşümle beraber kentler sermayeye peşkeş çekilip kamusal alanlar olmaktan çıkarılmaktadır. Halk kent çeperlerine sürülmekte, halkın yaşam alanı olması gereken kent merkezleri ise sermayenin vitrinine dönüştürülmektedir. Emekçiler doğal afetlere dayanıksız, sağlıksız konutlarda oturmaktadır.

Doğa yağmasının durdurulması ve kent hakkı için mücadele etmeliyiz!

6- Bağımsızlık ve barış için geliyoruz!

AKP 20 yıllık iktidarı döneminde ABD’nin arkasına takılarak dünyanın pek çok coğrafyasında gerçekleşen saldırganlıklara ve savaş politikalarına destek olmuş ve kimi zaman da fiilen katılmıştır. Bu savaşlarda milyonlarca insan hayatını kaybetmiş ve başka ülkelere göçmek zorunda bırakılmıştır. ABD de AKP de bu küresel katliamdan sorumludur.

Ülkemizin ABD üssüne dönüşmesini, bu toprakların milyonların katledilmesi için kullanılmasını ve AKP’nin yürüttüğü savaş politikalarını durdurabilmek için bağımsızlık ve barış için mücadele etmeliyiz!

7- Laiklik için geliyoruz!

Dini inançlar insanların sadece kendilerini ilgilendiren kişisel bir meseledir. Her insan bir dini inanca sahip olma veya hiçbir dini inanca sahip olmama özgürlüğüne sahip olmalıdır. Saray rejimi ise dini inançları sosyal ve siyasal kurallar getirip bir baskı aracına dönüştürmektedir. AKP iktidara geldiğinden beri toplumu devlet eliyle dinselleştirerek halkın itiraz reflekslerini köreltmeye çalışmaktadır.

Zorunlu dini eğitimin olduğu, dini kuralları belirleyen Diyanet kurumunun bulunduğu, dinselleştirme politikalarının devlet eliyle hayata geçirildiği, halkın parasının tarikat, cemaat ve cihatçı örgütlere akıtıldığı bir ülkede laiklikten söz edilemez.

Sadece ismen var olan sözde laikliği değil toplumsal ve siyasal yaşamın dini normlardan arındırılması ve herkesinin inancını veya inançsızlığını kişisel dünyasında yaşayabilmesi anlamına gelen gerçek laikliği kazanmak için mücadele etmeliyiz!

8- Kadın mücadelesini büyütmek için geliyoruz

Süregelen erkek egemen toplum biçimi yüzünden ezilen kadınlar, Saray Rejimi’nin planlı kadın düşmanı politikaları sebebiyle de ezilmekte ve baskı görmektedir. Kadın cinayetleri AKP iktidarı döneminde katlanmıştır. Kadına karşı şiddet iktidar basını ve ideologları tarafından teşvik edilmektedir. Kadın cinayetleri, tecavüz ve taciz suçlarının failleri rutin şekilde ceza indirimleri almaktadır. Kadın istihdamı iktidar tarafından iradi bir biçimde engellenmekte, kadınların iş gücüne katılımı ve geleceğini eline alma iradesi saldırıya uğramakta ve kadınlar işsizliğe mahkum edilmektedir.

Ataerkiye ve Saray rejimine karşı kadınların eşitliği ve özgürlüğü için mücadele etmeliyiz!

Elbette mücadele başlıklarımız bunlardan ibaret değil. Biz hangi mahallede veya köyde olursak olalım; bulunduğumuz alandaki her soruna halkın yararına müdahale etmek için geliyoruz.

Aynı zamanda kendi kendimizi yönetmeyi öğrenmek, bulunduğumuz yerellerde birbirimizin her sıkıntısı ve sorununa dayanışmayla çözüm bulmanın yollarını aramak fakat tüm bunlarıyaparken de sorunlarımızın sebepleriyle mücade etmek için geliyoruz.

Görüldüğü gibi işimiz çok ve önümüzde de uzun bir yol var. Ancak yol ne kadar uzun olursa olsun ilk adım atılmalıdır.

Bugün burada özgürlüğe gidecek ilk adımı atıyoruz: Bir mücadele ve dayanışma hareketi kuruyoruz!

Saray rejimi belli ki hiçbir itirazın olmadığı bir ülke istiyor. Ancak AKP de onların arkasındakiler de halkın karşısında hiçbir şeydir. Bu ülkeyi var eden, üreten, çalışan, inşa eden, besleyen, ısıtan iktidardaki bir avuç zorba değil milyonlardır. Güçlü ve haklı olan emekçilerdir. Gücünü örgütlülüğüyle büyüten bir halkın ise aşamayacağı hiçbir zorluk, yenemeyeceği hiçbir düşman yoktur.

Haberlere bakarken zaman zaman içinizin daraldığını, ne yapılması gerektiği konusunda kaygılandığınızı ve çözüm yolunun nasıl bulunacağını merak ettiğinizi biliyoruz. Rejimin yalnız ve çaresiz hissetmeniz için elinden geleni yaptığının da farkındayız.

Ancak unutmayalım ki yalnız değiliz, bizim yaşadıklarımızı yaşayan; hissettiklerimizi hisseden milyonlar var.

Şimdi sizleri yaşamınız, geleceğiniz ve sevdikleriniz için sorumluluk almaya; özgürlüğe giden yolda ilk adımı atmaya çağırıyoruz!

Bizimle aynı kaygıları taşıyan tüm insanları sadece güçlerini birleştirmeye değil öfkelerini, acılarını, neşelerini, umutlarını ve iyimserliklerini de birleştirmeye çağırıyoruz!”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here