Kabuk; bitki gövdesi, meyve ve sebzeler gibi bir şeyin üstünü kaplayan ve onu dış etkilere karşı koruyan, bazı durumlarda besleyen, yapı gereği veya kendiliğinden oluşmuş sert bölüm olarak kabul görmektedir. Aynı tanım örneğin yer kürenin en dış kısmında bulunan yapıyı da ifade eder. Ekmeğin pişme sırasında içinden daha çok sertleşen dış bölümü veya deri üzerinde bir yaranın veya sivilcenin kurumasıyla oluşan sertçe bölüm olarak da tarif bulur.

Ana rahmini bir kabuk olarak düşünürsek, özü bir yumurta ile spermin birleşmesi sonrasındaki hayata göz açıncaya kadar olan süreçte bir korumacı yapı olarak belirlenmektedir.

İmam-ı Gazzali “Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen, cevizin tümünü kabuk zanneder” derken nefsin metaforik anlatımında bu deyişi kullanmış. Ceviz tümüyle nefse benzetilmiş ve dıştan içe doğru
nefsin perdelerinin kaldırılmasıyla hakikate, eş deyişle öze nasıl ulaşılacağının bir göstergesi olarak kullanılmış. Henüz onuncu yüzyıllarda dile getirilen nefis analizi bir kabuk içindeki hayatın kendi özü ile dış dünyanın eziyetlerine karşı kişiyi korumacılığa iten bir tanım olarak düşünülebilir.

Sn Kaan Ökten Kitabıyatta şu saptamayı yapmış: İnsanın da kabuğu var; suskunluk… Peki bu suskunluk neyi kurtarır? Suskunluk insanı yalnızlığa itmez mi? Zaten insanlar, gözle görülebilir ve aşırı bir biçimde insansızlaşmaya yöneltilmişken ve kabukların kırılıp yaşama dalmaları gerekirken suskunluk bizatihi bir insanı yaşarken öldürmez mi? Suskunluk demokrasiye ulaşmaya, hak ve özgürlüklerin talep edilmesine, ahlak, hukuk, sanat ve kültürel alanda gelişmeye, bilginin insan için en verimli ve etkin olarak hizmet etmesine gem vurmaz mı? İnsanın insanlaşma sürecinde kabukları kırması ve ses vermesi özü  denilen kendisinin kabuğun içindeki zarı yırtarak gökyüzüne bakıp “hayat varmış” diyebilmesi bir özgürlük anıdır….

Kabuk özgür iradeye kavuşuncaya kadar, bilincin gelişmesine kadar diyelim ki gerekli, ancak sonrasında bir sınırlama ve engelleme perdesi olmaya başlayacaktır. İnsanları yönetmek için onları bazı kabuklara kapatmak ve onları bunlara alıştırmak ve inandırmak bu yüzyılda hala pek zor değil.

Kabuk bazen sinsi bir suikast aracı da olabiliyor. Muz kabuğunu bırakın o kişinin adımları altına, hoop kaydı gitti, düşer yere ve bazen de kabuğu kırılır. Ne mutlu ki kabuğundan çıkmıştır. Hayra alamet olabilir mi; kırılan kabuk şeffaf zarı sanki ortaya çıkarır, bir aynaya dönüşür ve yerdeyken henüz seyre başlarsınız kendinizi. Belki de ilk valsinizdir, Tuna Dalgaları gibi akar gider.

Elinizi kestiğinizde ilk yardım yapılır, tentürdiyot sürülür, gazlı bez öncesi pomat konur ve bez sarılır. Yetmez der ve o havada bir de tıbbi plaster ile bağlarlar. Kabuk olur bir nevi, ancak sentetik bir yapı olacağı için kısa zamanda çıkarıp atılır. Bu kabuk kanayan dertlere deva olamaz, doğal olmadığı gibi bu tür geçici önlemler dertlerin çözümünü hapsedecektir, sanki ülke günlük gülistanlıkmış gibi.   

Ülkelerin çeşitli kabukları vardır. Mesela ordusu, her an tetiktedir, ülkeyi kabuğuna çekiverir ve özgürlüklere set çeker. Mesela kültürel politikası, bir emirle kabuk örülür ve opera tiyatro plastik sanatlar, edebiyat ve nice dallara kuş konamaz hale gelir. Mesela ticaret politikası, korumacılık uygulanmaya başlar ve kısa vadede belki biraz işe yarar ancak uzun vadede ticaretin gelişmesine engel olabilir. Bu ortaçağda sefere giden komutanın karısına taktığı bekâret kemerine benzer; ancak döndüğünde bakar ki kadın hamile.

Siyasette dans eden iktidar tarafı oraya seçilme sürecinde ve sonrası dönemde kalıcı olmanın yolunun kabuklardan geçeceğini bilmektedir. Politikaları söylemleri hep kabuklar sağlam kalsın diye planlanmıştır. Mesela, halkın büyük çoğunluğunun etrafına bir din kabuğunun sarılması gereğini iyi bilirler ve onlar için bu kabuğun kalıcılığı için her yol mubahtır. Bu kabuk çok da tecrübelidir ve esnemez, serttir. İçeridekilerin bazıları bu kabuktan sıkılsa da kabuk içi kümelerin farklı isimler altında iç kabuk oluşturdukları görülür. Bu kabuk içine girince çıkılması için, bir bal-yoz’un kabuğu kırması gerekir.

Diğeri mesela, futboldur. TV dizileridir. Reality şovlarıdır; ve en sert olanı belki de:  korkudur.

Korku bir kabuktur, korkularından kurtulamadığın sürece. Bir düşünün bir şeyden korktuğunuzda hemen bir deniz çekilmesi olur ve kabuğa dönersiniz. Endişeli olursunuz, temkinli, heyecanlı ama sonucun ne olacağını bilmezsiniz. Korku sizi kabuklar içinde yakalar ve orada kalmanız için şimdilerde kahverengi bekçilere görev verirler. Bekçiler de geceden istifade ceviz avına çıkarlar.

Piyasada ceviz kıracağı satışları artar ve usulca durum izlenir ve “ne olacak şimdi” sorusuna cevap aranır. Bilmezler ki kabuk kırılma ritüeli bilincin arınması, doyasıya özgür hissetmek ve korkuyu yaratanlara birer çekiç fırlatmadan geçer. Ancak bakarsınız ki cevizleri satışa çıkarmışlar; kırmak zor gelmiştir ve kıranlar eller olsun diye düşünürler. Nice cevizler ülkeden çıkıp giderler.

Cevizleri sosyal medyada tanıtma günlerini düşünün, nasıl kabuk kırılır yarışması yapın, külliye önünde başkasının adınıza yazdığı kitabı da imzalayın. Yaratılan korku nedeni ile ve elbette yandaşların boyama kabiliyetlerinin iş ve işçi bulamama kur-umu ofisi müdürü tarafından değerlendirilme talimatı sonucu kendilerine verilen Devlet Niş-anı birer simge olarak eve asılmıştır.

Cevizlerden bahis açılmışken;

cevizlerim var

yüzlerce binlerce

kimi satılık kimi kiralık

hepsi de cilalı

sanki bir saat içinde akarlar hayata

deniz kumu gibi

sustuklarına bakmayın

beklerler zamanını

kimi aşık kimi deli tutkulu

hepsi de heyecanlı

sanki bir oda içinden bakar gülerler

fahişe gibi

ellemeyin bakın

seçmeyin alın

kimi sana düşer kimi başkalarına

hepsi de kararlı

sanki bir yaşam içinde paylaşmadır

sevgili gibi

Hayata tutunmak için hiç istemedikleri durumlara düşenlere bakın, kadını erkeği ne pis işlere girmek zorunda kalmışlardır, hayat onlara birer çıkışı olmayan kabuk bağlamıştır. Hayatlarında hep bir “asgari” kavram vardır. Hiç azamiye ulaşamazlar. Pardon cennette ulaşmak için ise bugün asgariyi kabullenmeleri sanki birer ayet gibi günde beş kere kulaklarına fısıldanır: “sen inançlısın, inancın seni götürdüğü yere git”. Bu azami telkin işe yarar, adeta kabuk bekçisidir. “günde 6-8 müşteri yazdık sana” derler, o ceviz güzeli kadınlara. “beş kere dua et, 30 gün körel, uzun bir yolculuğa çık” kuramı da yolculuk dönüşü sandıkta “beni hatırla” demektedir. Hutbe-i Zat, konuşur sürekli, kendisi zaten bir kabuktur, ülkeyi sarmalamış, dün bugün yarın derken ar dolmuş taşmış Telgrafın Lirası;  Dolu Ara karşı kırılmış, öyle kırılmış ki, artık ne kabuk para kalmış ne de Mali Bakamayan.

Kabuk, bir kaostur. Sıyrılırsın başka formlarda üzerine yürür. Kırarsın dışarı çıkarken, sana bir ceket uzatılır, yünlü zannedersin giyer giymez sentetik din olduğunu anlarsın ki, derhal bir “kitab” cildi gibi üzerine yapışmaya çalışır. Vardığın bu hayatı anlamaya ve kendini konumlandırmaya çalışırsın, yara bere içinde kalırsın, yaralar kabuk bağlar, zannedersin ki, merhem sürersin geçer, ancak merhem bile sentetikten nasibini almıştır.

Hayatın boyunca elinde çekiç gezemezsin, tek silahın vardır, “aklın”. Zihnin bir konsantre olsun, her kabuğu kıracaktır. Eğer engelli isen, herhangi bir türü diyelim, sana destek olacak birileri çıkabilir.

Geçirdiği inme yüzünden felç kalan Cathy Hutchinson  elleri ve ayakları tutmayan biri olarak yaşarken kaderi 2012 yılında beynine yerleştirilen, kablolarla bilgisayara bağlı küçük bir çip sayesinde tamamen değişti. Brown Üniversitesi’nden bilim insanlarının ”beyin kapısı” adını verdikleri bu beyin-bilgisayar arayüzü ile Cathy’nin beyninden gelen sinyaller, bilgisayar üzerinden mekanik bir kola aktarılıyor. Cathy, yalnızca düşüncesini kullanarak robot kolu hareket ettirip yemek yemek, tokalaşmak, bir içecek şişesini kavrayıp ağzına götürebilmek  gibi günlük işlerini yapabiliyor.


Bu iyilik örneği. Kabuk bir çip olmuş ve insana fayda getirmiş.

Son olarak renklerden bahis edelim. Kabuklar ne renktir, hangi renk neyi temsil eder, bilir misiniz…Renkler hayatımıza “renk” katmanın dışında başka anlamlar da yüklemektedirler.

  • Beyaz, saflığı temizliği ve istikrarı
  • Siyah, gücü tutkuyu ve bazen matemi
  • Mavi, sonsuzluğu ve özgürlüğü
  • Yeşil, doğayı ve huzuru
  • Kırmızı, canlılık, dinamizm, azmi,
  • Sarı, neşe, zeka, incelik ve pratiklik,
  • Mor, asalet, lüks ve itibarı
  • Pembe, neşe, güven ve rahatlığı
  • Turuncu, sonsuzluk, otorite, verimliliği
  • Kahverengi toprağı ve doğallığı
  • Lacivert, sonsuzluk, otorite ve verimliliği
  • Gri, alçak gönüllük ve dengeyi

Böyle çıkarımlar hoşumuza gider, ama bu tür tarifler de birer kabuk değil midir? Mesela, mor dansöz kıyafeti giyen eskilerden Gamze Öz, itibarlı, asil bir dans sanatçısı değil miydi? Her gün Gri takım elbise giymiş olan Vehbi Koç zenginliğine rağmen alçak gönüllü müydü? Habire Lacivert giyen Tayyip Erdoğan otoriteyi temsil ederken, verimliliği de temsil ediyor mu?

Peki, gökkuşağına ne demeli? Yedi renkten oluşur. Sevgilisini kaybetmiş birisi gökkuşağını nasıl tanımlar?

gökkuşağının tüm renkleriyle bir sen çizsem,

yine de siyah kalır tüm renkler,

boş bir resim çerçevesi, hayal meyal bir gölge

karanlık bir geceden ibaret sabah

sessiz çığlıklar içinde kayıp tüm renkler

bu sabah gökyüzü siyah,

bakışlar siyah tüm anlamlar siyah

boş kırık bir çerçeve tüm renkler siyah…

Attila Turnaoğlu

Attila Turnaoğlu –1953 yılında İstanbul’da doğan Turnaoğlu, Lise öğrenimini Kadıköy Maarif Koleji’ndetamamlamıştır. ODTÜ Endüstri Mühendisliği’nde yüksek öğrenimini tamamlayarak 1979 yılında iş hayatına atılmıştır.İş hayatında sırasıyla STFA Grubu’nun çeşitli şirketlerinde (1979 – 1994) Yöneticilik yapmıştır. Daha sonra İntermak grubunda Genel Koordinatör olarak görev aldıktan sonra 1995 – 2001 yılları arasında Transtürk Holding Aş – Israel Jv ortaklığı şirketlerinde Gübre, Fide üretim ve pazarlaması konularında görev almıştır. Daha sonra bir müddet müşavirlik yapmış olup, 2005 -2014 yıllarında Koca Grup bünyesinde Çeşitli Yurt Dışı Projeler Koordinatörü olarak Endüstriyel Tesisler, çeşitli alt yapı inşaat işleri faaliyetlerini yürütmüştür. Ardından Bionas Tarım LTD Şirketinde Genel Müdür olarak Rusya’da Organik Tarım üretimi ve Avrupa Birliği Ülkeleri, USA ve Kanada’ya satışlar gerçekleştirilmiştir.Orta öğreniminden beri müzikle uğraşmış, şarkı sözleri ve şarkılar üretmiştir. Şiire meraklı olup üniversite döneminden bu yana şiirler yazmaktadır. Bir dönem roman yazma konusuna da eğilmiş ancak yazdıkları basılmamıştır.YouTube kanalında şarkılar, şiir okumaları, video yapımları mevcut olup ileriye dönük Şiir kitabı basmayı amaçlamaktadır. Denenmemiş çalışmalara meraklı olup Foto-Şiir çalışmaları yürütmektedir. Yaşama ait kısa yazılar yazmaya da çalışmaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here