Ben anıların fotoğraflarda değil de durup dururken karşına çıkan bir kokuda, ansızın işittiğin bir şarkıda ya da yıllardır tekrarladığın bir şiirin dizelerinde saklı olduğuna inanırım. Hayatımın bir çok yerinde bu durumu örnekleyecek bir sürü anım oldu. Yolda dalgın dalgın yürürken işittiğim bir şarkıyla donup kaldığım veya kendi kendime gülümsediğim çok olmuştur. Ancak bazı tarihler vardır ki onlar kokularıyla müzikleriyle dizeleriyle ve öyküleriyle gelirler. Benim için bu tarihlerden biri de “6 Mayıs ”tır. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın diğer adıyla üç fidanın idam edildiği o hüzünlü tarih.

İlkokul yıllarında Türkçe ders kitaplarında okuma parçaları olurdu. Bilirsiniz. Hala da var. İşte bu okuma parçalarının birinde “katırtırnağı” sözcüğüne rastlamıştım. Okuma parçası, güzel bir baharı tasvir ediyordu. Katırtırnağının çok güzel kokan bir çiçek olduğunu anlatıyordu. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum, “katırtırnağı” çiçeğinin bizim oralarda da çokça bulunduğunu öğrendim. Bizdeki adı “Çıtırga” idi. Mayıs ayı geldi mi dağların eteklerinde sararır dururdu. Yol kenarlarını belirler ,tarla sınırlarını çizerdi. Katırtırnağının bizim dağlarda da yetiştiğini öğrenince ilkokulda okuduğum okuma parçasını bulmaya çalıştım hep. Buldum da. “Alphonse Daudet”nin “Değirmenimden Mektuplar” isimli kitabındaki üçüncü mektubun içindeydi. Öykünün de “katırtırnağı” kadar güzel olduğunu şimdi fark ediyordum. Sonra ne oldu bilmiyorum. O sarı çiçeklerin kokusu bana hep o öyküyü, o öykü de “6 Mayıs” hatırlatır oldu.

Belki de öykünün “özgürlük” ten bahsediyor olmasıdır. Belki de hüzünlü olmasıdır. Belki de gençlik yıllarında okuduğumdandır bilmiyorum. Öykünün adı “Mösyö Seguin’in Keçisi”. Öyküyü kısaca size de özetleyeyim:

“Mektup, şair arkadaşına şiir yazmayı bırakıp köşe yazarı olmasını öneren bir adamın sözleriyle başlıyor. Fakat arkadaşı şiiri özgürlük olarak gördüğü için bu öneriyi kabul etmiyor. Bunun üzerine kahramanımız, şair arkadaşına özgürlüğün insanın başına ne işler açacağını ifade eden bir öykü anlatıyor.

M.Seguin sürekli keçi beslermiş .Keçiler bir süre sonra bir yolunu bulur dağa kaçar ve orada kurtlara yem olurlarmış. Belli ki bunlar, ne pahasına olursa olsun açık hava ve bağımsızlık isteyen, özgürlüğüne düşkün keçilermiş. Altı keçiyi de bu şekilde kaybeden M. Seguin son kez bir daha şansını denemek istemiş. Kendine iyice alışsın diye de yavru bir keçi almış. Bu çok güzel bir keçiymiş o kadar güzelmiş ki en az “Notre Dame’ın Kamburu” romanındaki “Esmeralda”nın keçisi kadar. Neyse keçi büyümüş .Büyümesiyle de yemyeşil dağları fark etmesi uzun sürmemiş. Kafasına dağlara gitmeyi koyan keçiyi Mösyö Seguin bir türlü ikna edememiş. Dağda kurt var dediyse de fayda etmemiş. Kaçmasın diye de yularını iyice güçlendirip ahırın hiç ışık girmeyen bir yerine bağlamış. Fakat keçi bir yolunu bulup kaçmış.”

İşte ilkokulda okuduğumuz okuma parçası buralarda başlıyordu. O kadar güzel tasvirler vardı ki okurken sizde dağa doğru tırmanıyorsunuz ve katırtırnaklarının size sürtündüğünü hissedip kokularını alabiliyordunuz. Öyküye geri dönersek:

“Keçi, özgürce dağın tadını akşama kadar çıkarıyor. Akşam olunca tabii kurt geliyor. O da zaten sonunun böyle olacağını biliyor. Ama tek bir amacı var; kendinden önce dağa kaçan keçinin kurda karşı vermiş olduğu mücadeleyi ilerletmek, en az onun kadar kurda karşı koymak. Zavallı keçicik sabahın ilk ışıklarına kadar kurtla mücadele ediyor. Bakıyor ortalık aydınlanmaya başlamış son bir hamle yapıyor ama kurda yem olmaktan kurtulamıyor”.

Öykünün sonu hoşuma gitmese de bana hep o güzel sarı katırtırnaklarının kokularını getirdiği için bu öyküyü seviyorum… Sabahın ilk ışıklarına kadar mücadele edenleri hatırlattığı için seviyorum..

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ı o eşsiz duruşlarını anımsattığı için seviyorum…

Bir Sözcük

Bir şey bilmiyorum – dedi – bir şeyim yok, bir şey değilim

buradaysam, dünyanın içinde, çakılmış bir büyük kanatla göğsüme,

o’dur öğrendiğim tek sözcük, söyler ağlarım-

onu tanıyorum, onunla varım, onu haykırırım rüzgâra-

uykusuz ıssız gecelerde öldürenlerin öğrettikleri

onca taşın taşlanmanın altında – yalnız bir sözcük:

Özgürlük, Özgürlük, Özgürlük.

Yannis Ritsos

Kemal Sağlam: 1973 yılında Soma’ da doğdu. Eğitim fakültesi, Türk dili ve edebiyatı öğretmenliği mezunu. Eğitimci; tiyatro, şiir ve türkülerle yaşıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here