KESK, salgın nedeniyle uzun süredir ertelemek zorunda kaldığı onuncu kongresini 24-25 Haziran tarihlerinde yapacak.

Ülkede siyasetin, ekonominin toplumsal hakların, uluslararası politikanın, yani kısaca her şeyin sapır sapır döküldüğü böyle bir ortamda hem toplumsal muhalefetin en önemli dinamiklerinden biri olan, hem de emek mücadelesinin önemli bir direniş örgütü olan KESK’in yapacağı kongre elbette önemlidir. Çünkü KESK, son 25 yılda hak arama mücadelesinin ve toplumsal muhalefetin temel taşlarından biri oldu.

12 Eylül’ün yarattığı karanlığın dağılmasında devrimci kamu emekçilerinin örgütlü direnişi önemli bir etki yarattı. Öyle ki, darbe sonrasında iyice kabuğuna çekilmiş olan demokratik siyasetin tekrar ülke gündeminde adından söz ettirmesinde kamu emekçilerinin bu örgütlü direnişi değerli bir katkı sağladı. Bu direniş süreci emek hareketinin örgütlenmesinde de yeni ve devrimci seçenekler üretti.

Aradan geçen zamandan sonra bugün Türkiye yine 25 yıl öncesi gibi, hatta daha da ağır koşullar altına girmiş durumda.

Seksenli ve doksanlı yıllarda olduğu gibi toplumsal muhalefet yine ağır baskılarla karşı karşıya, demokratik siyaset kanallarının önü yine kapatılmış, örgütlü mücadele ve direniş hareketleri yine ezilmekte ve bütün bunlara karşı halkın duyduğu hoşnutsuzluk yine akacak bir mecra arayışında. 25 yıl öncesindeki duruma ek olarak bugün ayrıca yaşam alanları daha yoğun bir talanla karşı karşıya ve emekçiler tarihin en zor krizlerinden birinin pençesinde salgın veya işsizlik gibi iki ölümden birini seçmeye zorlanmakta.

Yaşanan ağır koşullar ve içine girilmiş olan çoklu kriz süreci yine devrimci bir çıkışı ve yeni bir örgütlenme ihtiyacını zorunlu kılıyor. İşte koşulların böyle bir devrimci seçeneği gerekli hale getirdiği ortamda KESK, 10. Genel Kurulunu yapıyor. KESK Kongreleri öteden beri toplumsal muhalefetin ve emek mücadelesinin gündeminde önemli yer tutarken, içinden geçtiğimiz süreçte bu önem kat be kat artmış durumda. KESK, bu tarihsel sorumluluğun bilinciyle yeni dönemini örgütleme göreviyle karşı karşıyadır.

Öte yandan, emek hareketi bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yapısal sorunlarla karşı karşıyadır. Bu sorunlar, şu ya da bu sendikal dinamiğin KESK yönetimine girmesiyle veya yönetimi tamamen belirlemesiyle aşılabilecek nitelikte değildir. Çünkü emek hareketi genel ve çağcıl bir krizin içindedir. Emek hareketinin genel krizi ülkedeki diğer krizlerle birleşince sendikaların etkisizleşmeleri, kendi içlerine büzülmeleri, üye kaybetmeleri kaçınılmaz hale geliyor.

Unutmamalı ki şimdiki süreçte yaşanan sorunlar her ne kadar 25 yıl öncesi gibi devrimci bir seçeneği zorunlu kılıyorsa da, bu günün koşulları 20-30 yıl öncesindekilerle aynı değil. Eski bildiklerimizle yeni sorulara yanıt üretmeye çalışarak enerji ve zaman kaybedemeyiz. Sendikalarımızı yeni ihtiyaçlara göre yeniden inşa etmeliyiz. Yeni mücadele araçları geliştirmeliyiz.

Çünkü çalışma ilişkilerindeki değişim, teknolojinin üretimdeki fonksiyonu, çalışanların yeni özellikleri, kapitalizmin yeni üretim düzeni, yeni bir örgütlenme anlayışını ve yeni mücadele biçimlerini zorunlu kılıyor.

4688 Sayılı yasa, kamu emekçilerinin örgütlü mücadelesi sonucunda devletin kaçınılmaz olarak razı olduğu bir kazanımdı. Fakat değişen koşullar nedeniyle artık bu yasa, emek hareketinin örgütlenmesi önündeki fiili bir engele dönüştü. Yasayla belirlenen iş kolu bazlı örgütlenmeler de yine sendikal hareketin etkisizleşmesine yol açıyor.

Dijital emek alanından, emeklilere, güvencesiz çalışanlardan, göçmen işçilere, kent yoksullarından işsizlere kadar birçok toplumsal kesim ya örgütlenme şemsiyesi dışında kaldı, ya da bir birinden kopuk küçük yapılar şeklinde gruplaşarak toplumsal hayata etki etmekten uzaklaşmış durumda.

Yeni bir sendikal paradigmaya, yeni bir örgütsel anlayışa ihtiyaç var.

KESK’in her bir bileşeni, kongre süreçlerinin ittifak görüşmelerine, temsil organlarında kimlerin yer alacağı hesaplarına, iktidar olma ve iktidarda kalma manevralarına sahne olmasını engellemek göreviyle karşı karşıyadır.

KESK’in ihtiyacı olan şey temsil ve yönetim organlarında kimlerin yer alacağından çok, üzerinde uzlaşılmış bir programın ortaya çıkarılmasıdır. Hedefleri doğru belirlenmiş ve üzerinde uzlaşılmış ortak bir programın ortaya çıkarılması halinde, hepimizin eleştirdiği yönetim ittifaklarının artık bir önemi kalmaz.

Emek hareketinin devrimci dönüşümünü, yeniden yükselişini gerçekleştirecek birikim ve mücadele deneyimi KESK’te var. Bu devrimci dönüşümü yapabilme ve emek mücadelesini yeniden yükseltme iradesini ortaya çıkarma görevi de KESK Genel Kurulunundur.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı e71e9974-9cc0-4424-ad66-87801d27814a.jpg
Zeynel Özgün
1963 yılında Dersim’de doğdu.
Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Coğrafya bölümünü ve sonra da İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümünü bitirdi.
Eğitimciliğin yanı sıra Eğitim-Sen İstanbul 7 No’lu Şube Hukuk Sekreterliğini de yürüterek sendikacılık yapıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here