Makale

Mayna İsmail, mayna! |Hakan Tuncal

“Mayna İsmail, mayna! Deniz dalgalıysa   demirin zinciri bordaya çarpıyorsa ne yaparsın? Maynalarsın.”


Sarmaşık, Tolga Karaçelik’in 2015 yapımı filmi. İflas eden bir armatörün limana yanaşmasına izin verilmeyen gemiciğinde mahsur kalan Kaptan Beybaba, usta gemici İsmail, kamarot Nadir, Kürt (adı geçmiyor, herkes Kürt diyor, sonra beni ırkçılıkla suçlamayın) ve Cenk ve Alper adında iki esrarkeş gemicinin hikâyesi. Tıpkı Serdar Akar’ın 1998 yapımı kült filmi Gemide gibi bir Türkiye alegorisi.

Ezen ezilen çatışması, otoriteyle ötekileştirilenlerin ilişkisi, ezilenin hakkını aramak için çıktığı yolda birbirine düşürülmesi, itiraz edenin yalnızlaştırılması filmin temaları arasında. Bundan sonrası filmi hâlâ izlemeyenler için filmi izlerken alacağınız hazzı etkileyebilecek ipuçları -spoiler miydi o kelime?- içerir, benden söylemesi…

Geminin dümeninde tek adam Beybaba bulunuyor ki siz ona devlet baba da diyebilirsiniz. Hem müşfik hem otoriter… Beybaba, gemideki işleri yönetmek için dini bütün İsmail’i reisliğe getiriyor. Nadir’e de “benim gözüm kulağım sen olacaksın” diyor. Böylelikle olası düzen bozukluklarına karşı hem ittifaklarını kuruyor hem de alttakileri bölüyor. Böl ve yönet. En bilinen taktik…

 Otoriteye her daim bağlı kalmış, verilen görevleri layıkıyla yapmaktan başka derdi olmayan İsmail, alınca yetkiyi, veriyor etkiyi. Yeni Reis’imiz, iki esrarkeşin yaşam tarzından haz etmediğinden tam saha prese başlıyor. Kraldan çok kralcı oluyor. Beybaba’yı taklit ediyor. Kendi korktuğu ve biat ettiği otoriteye herkes biat etsin istiyor. Ne var ki Cenk baskıya gelemiyor. Bu durumun sınıf bilincinden kaynaklandığı düşünülmesin. Cenk isyankar bir lümpen sadece. Otoriteye pek boyun eğemiyor. Cenk isyan edince cenk başlıyor. İsmail, durumu Beybaba’ya iletince Beybaba “Mayna İsmail, mayna!” diyor. Yelkenleri indir yani, sakinleş.

Bir süre sonra maaşları yatmayan, erzak tedariki yapılmayan gemide üstüne üstlük stoklar da eriyince önünü göremeyen Cenk ve müttefikleri Alper ve Nadir, Beybaba’dan hesap sormak istediğinde dindar Reis’imiz İsmail ve hiç sesi çıkmayan, otoritenin her daim dediğini yapan Kürt, araya giriyor ve onu engelliyor. Beybaba, gizli müttefikleri mütedeyyin İsmail ve Kürt sayesinde hesaptan şimdilik kurtuluyor. Cenk, işin peşini bırakmak istemiyor ama. Kürt’e karışmamasını, araya girmemesini, meseleyi halledeceğini söylüyor. Ne hikmetse o andan itibaren Kürt kayboluyor. Göremiyoruz ama Cenk’in Kürt’ü öldürmüş olduğunu hissediyoruz. Faili meçhul değil yani.

Giderek kontrolü kaybeden, otoritesinin sarsıldığını gören Beybaba, bu kez şiddete başlıyor. Bir tek Cenk karşı koyacak gibi oluyor ama bir bakıyor ki kimse yok yanında.


Kürt kayboluyor ama hayaleti dolaşıyor gemide. Yürürken ıslaklık bırakan bir hayalet… salyangoz gibi… Zaten sonradan salyangozlar basıyor gemiyi… Sarmaşık da… Seküler Cenk kendini uçuracak maddeler tükenince “boğulacak gibi” oluyor. İsmail’den ecza deposunun anahtarını istiyor. Yaşam tarzına karşı olduğu Cenk’e onu uçuracak maddeleri sağlamak istemiyor İsmail. Cenk, bir çekiçle yarıyor kafatasını İsmail’in. Cenk’in yardığı kafatasından (dogmalar beynimizin içinde miydi?), Nadir’in kestiği kollarından (bizi kurtaracak olan kendi kollarımızdır) kan yerine çıkan sarmaşık kurutuyor gemiyi (memleketi mi yoksa?). Nadir’in haksızlıklara sessiz kalışı, İsmail’in otoriteye körü körüne bağlılığı sarmaşık oluyor ve gemiyi çürütüyor. Bir de üstüne üstlük aldığı uyuşturucunun etkisiyle beyni uyuşan isyankâr Cenk, önce antenlerine dokunup iletişim kurmaya çalıştığı ama başaramadığı, ağzı var dili yok salyangozların (Kürtlerin mi yoksa?) üzerlerine basıp dans ediyor.

Reis’e gelince onunla da birlik olmak gerektiğini biliyor Cenk, hele bir Beybaba’yı halledelim seninle de görüşeceğiz, orası ayrı, diyor. Tam böyle demiyor da ben burada yazamam onun dediklerini, bu minvalde bir şeyler söylüyor.


Velhasılıkelam iş dönüp dolaşıyor, Kaptan Köşkünden çıkmayan Beybaba’nın halline geliyor. Film, güvertede Cenk, Alper, Nadir ve İsmail’in bulunduğu sahnede Cenk’in şu sözleriyle sona eriyor. “Şşt, İsmail! Beybaba’nın anahtarı sende mi?”

İsmail’in bakışlarından birlik olunması gerektiğinin farkına vardığını anlıyoruz. Kim bilir, belki İsmail anahtarı çıkarır ve kilidi açar. Bütün ötekileştirilenler, mütedeyyin İsmail, seküler keş Cenk ve Alper, evi yıkılan Sulukuleli Roman Nadir, birleşir ve otoriteye başkaldırır. Kürt’ün hayaleti katılır mı onlara bilmem. 

Üç bölümden oluşan filmin her bölümünde İngiliz romantizminin kurucularından Samuel Taylor Colaridge’in Yaşlı Gemici şiirinden dizeler yer alıyor. Sarmaşık, salyangoz gibi metaforlarla dolu üçüncü ve son bölüm şu dizelerle başlamakta,  biz de yazıyı öyle bitirelim:

nasıl ıssız bir yolda yürürken birisi
adımlarını korku ve dehşetle atar
ve dönüp ardına baktıktan sonra
çevirip de başını bakmazsa tekrar
çünkü bilirse bir adım gerisinde
kendisini izleyen bir şeytan var”

Hakan TUNCAL/ 1972 yılında İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden 1994 yılında mezun oldu ve o yıl İstanbul’da öğretmenliğe başladı. Bir dönem Eğitim Sen İstanbul 1 Nolu Şube Yönetiminde görev aldı. 2004-2009 yılları arasında MEB tarafından Kazakistan’da görevlendirildi. Kazakistan Türkiye Türkçesi Eğitim Öğretim Merkezinde ve çeşitli üniversitelerde yabancılar için Türkçe dersleri verdi. Halen İstanbul’da bir devlet okulunda Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Katya, Bir Fenerbahçe Romanının yazarıdır.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir