Fotoğraf msb twitter

Gazeteci-Yazar Murat Yetkin yetkinreport’da bugünkü yazısında Erdoğan on dokuz yıllık iktidarında hep mağdur ve mazlum rolünü seçti. Darbe girişimi de hep şeytanlaştırılan Atatürkçü kesimden değil, sonra “kandırılmışız” deyip işin içinden çıktığı İslamcı bir Cemaatin yasadışı örgütlenmesinden geldi.
Ama Erdoğan ok dokuz yıllık iktidarında ilk defa savunma pozisyonunda.
Örneğin 2007’deki 27 Nisan e-muhtırasında çözümü karşı saldırıya geçmekte ve hemen seçim ilan etmekte görmüştü; yaptığı doğruydu. Sonundan çıkış yolu demokrasilerde seçimden geçmeliydi.
2016 darbe girişimi sonrasında da hemen Anayasa referandumu ve ardından seçim sandığına başvurdu.
Oysa şimdi Kılıçdaroğlu ve Akşener durmadan “erken seçime gidelim” diye meydan okurken, Erdoğan ve Bahçeli erken seçime gitmek istemiyor.
Acaba Erdoğan emekli subayların bildirisinden çıkan “mağdur” söyleminin rüzgârıyla kazanabileceği hesabıyla erken seçime gider mi? Yoksa muhalefeti susturacak yeni önlemlere mi başvurur.
Bakalım hangi yolu seçecek Erdoğan?

Murat Yetkin dünkü tazısındada şu değerlendirmeleri yapmıştı.103 amiralin bildirisi ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.Yetkin Report’da yayınladığı makalesinde ”Önce 126 emekli büyükelçinin 1936 Montrö (Montreux) Boğazlar Sözleşmesinin iptali ihtimaline karşı çıkan -daha önce yayınlanmış- toplu açıklaması yeniden gündeme geldi. Sonda da 103 emekli amiralin bildirgesi. Emekli büyükelçilerin açıklamasına hükümet kanadından o kadar sert bir tepki gelmedi.Değerlendirmesi yaptı.

Siyasi İktidar kandının ortaya koyduğu tepkilere Murat Yetkin Ne bu şiddet, bu celal? diye sordu.Ve şu değerlendirmeleri yaptı .Emekli amirallerin açıklamasında hükümeti bu kadar öfkelendiren acaba, açıklamada Anayasanın temel ilkelerinin -ki burada ima edilenin laiklik ilkesi olduğu sonucu çıkarılabilir- değişmemesi gerektiği söylenmesi mi? İsim verilmeden Tuğamiral Mehmet Sarı’nın üzerinde üniformasıyla bir İslami cemaat toplantısına katıldığının ortaya çıkmasına tepki gösterilmiş olması mı? Atatürk’ün Türkiye’ye çizdiği çağdaş rotadan uzaklaşma çabalarının kınanması mı? Muhtemelen Montrö tartışmasının Cemaat toplantısında görüntülenen amiralle aynı metinde yer alması işi şirazesinden, tartışmayı Montrö tartışması olmaktan çıkardı. Örneğin diplomatların açıklaması, konuyu çerçevesinde tutuyordu, belki o yüzden hükümetten böyklesine şiddetli bir tepkiye yol açmadı.

Yoksa emekli amirallerin ordu içinde 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişimine yol açacağı endişesini mi taşıyor olamaz değil mi hükümet? Ya da bu açıklama üzerinden darbe tehdidini AK Parti (ve belki de MHP ve Saadet) tabanına hatırlatıp anketleri tersine çevirici yeni bir siyasi toparlanma hamlesi mi gözetiyor? Her ne hal ise, gereksiz bir tartışmaya daha sürüklenmiş bulunuyoruz.
Hükümet kanadı açıklamaya imza atan emekli subayları “FETÖ’cü” imasıyla suçluyor. Bu denizcilerin ciddi kısmı Fethullahçı savcı ve hakimlerin marifetiyle Ergenekon-Balyoz davalarında tutuklandığı, yargılanıp mahkûm olduğu için emekliliğe mecbur edilmişlerdi. O davalar sürerken bugün onları “FETÖ’cü” olmakla suçlayan AK Partili siyasetçilerin tamamı “kıblemiz bir” diyerek Fethullahçılara övgüler düzüyordu.
Daha ilginci, imzacıların çoğunun “Mavi Vatancı” olması ve Erdoğan’ın son AB Zirvesine dek izlediği Doğu Akdeniz siyasetini desteklemesi.

Ve nedir bu Montrö alerjisi?

Montrö Sözleşmesi, 1923 Lozan Antlaşması gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin iki kurucu anlaşmasından biri. Türkiye’nin deniz egemenlik haklarının temeli. Dönemi Dışişleri Bakanı İsmet İnönü başkanlığındaki Montrö müzakere heyetinde genç bir deniz subayı olarak yer alan, geleceğin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün anılarından Montrö’nün neden bu kadar önem taşıdığını bu bağlantıdan okuyabilirsiniz.
Montrö tartışması bundan önce 2019’da Kanal İstanbul nedeniyle de alevlenmişti.
Son Montrö tartılması ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kadına şiddete karşı İstanbul Sözleşmesinden çıkma kararı üzerine TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un -bir gazetecinin sorusuna verdiği cevap üzerine başladı. Şentop, konuya sadece hukuk tekniği açısından yaklaştığını söylese de kamuoyu algısı açısından tartışma önce Montrö’ye, şimdi de darbeciliğe kaydı.
Şimdi herhalde Cumhurbaşkanı Erdoğan nelere muktedir olduğunu gösterip emekli bürokratlara haddini bildirmek için Montrö Sözleşmesi’nden çıkmaya kalkmayacaktır. Zaten öfkelerini emekli askerlerden çıkaran AK Partililerin çoğu dahi Lozan ve Montrö bağlılıklarını vurguluyor.
Gündemi pandemi gibi, ekonomi gibi konulardan AK Parti sularına çeviren bir tartışma sürüyor.

Yeni Anayasa uvertürleri

Montrö Sözleşmesinin, Karadeniz’de Rusya’ya karşı daha çok savaş ve daha büyük savaş gemisi sevk etmek isteyen ABD’yi öteden beri rahatsız ettiği biliniyor.
2019’daki tartışma Cumhurbaşkanının Kanal İstanbul’u savunurken “Montrö geçiş parası kazandırmıyor, zaten ne kazandırdığı belli değil” demesiyle başlamıştı. Erdoğan sadece CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu değil, Montrö’yü savunan müttefiki MHP lideri Devlet Bahçeli’den de tepki gelmişti. Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Aleksei Erkhov o tartışma sırasında “Kanal İstanbul Montrö’yü bozmadıkça Türkiye’nin meselesi” demişti. Tartışma o zaman Erdoğan’ın “Kanal İstanbul’un Montrö ile ilgisi yok” düzeltmesi ile son bulmuştu.
Şimdi üstelik darbecilik gibi toplumda henüz tam soğumamış bir yara üzerinden yeniden gündeme taşındı. Konu sadece iç politikayla değil, ABD, AB, Rusya ile ilişkilerle ve Türkiye’nin egemenlik haklarıyla da ilgili.
Erdoğan’ın bu tartışmayı “değiştirilemez maddeler” üzerinden 12 Eylül Anayasasına, oradan da yeni Anayasa ihtiyacına bağlama ihtimali yüksek. Sonuç getirip getirmeyeceğini kestirmek güç.
Ancak Türkiye’nin kurucu anlaşmalarının siyasi tartışmalara konu etmek, kim ederse etsin doğru değil.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here