Doğu Akdeniz’de deniz suyuyla soğutulacak Akkuyu Nükleer Santrali’nin ilk ünitesinin 2023 yılında işletilmesi planlanıyor. Nükleer karşıtları, gelen tehlikeye karşı mücadeleyi büyütme çağrısı yaptı.Mersin’de Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin (NGS) inşaatı tepki ve uyarılara rağmen ısrarla sürdürülüyor. Mersin’in Gülnar ilçesine bağlı Yanışlı Mahallesi’nin Akkuyu mevkiinde yapımı süren santral sahası için Türkiye Elektrik Kurumu’nun Nisan 1976 tarihli başvurusu üzerine 30 Haziran 1976’da yer lisansı verildi. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun (TAEK) talebi doğrultusunda ise yeniden ele alınan lisans 2014 yılında güncellendi. 1976’da ihaleyi alan İsveç merkezli ASEA Atom şirketi, dış kredi bulamayınca inşaata başlanamadı. Türkiye ve Rusya arasında Mayıs 2010’da imzalanan yapım anlaşması kapsamında, birinci ünitenin temeli 3 Nisan 2018’de atıldı. Bilim insanları ve çevre örgütlerinin tüm çabasına rağmen bu süreçte,  santralin ikinci ve üçüncü ünitelerinin temeli atıldı, dördüncü ünitenin inşası için temel kazma çalışmaları başlatıldı.  2023 yılında tamamlanması hedeflenen santralin barındırdığı tehlikelere dair uyarılar da çağrılar da devam ediyor. Mersin Nükleer Karşıtı Platform (NKP) üyeleri, deprem fay hattında bulunan santralin yaratacağı zararların nesilden nesile devam edeceğini belirterek, inşattın durdurulmasını istedi. 

ÇÖZÜM ALTERNATİF ENERJİ 

 Mersin Nükleer Karşıtı Platform Sözcüsü ve Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Şube Başkanı Uğur Tülay, nükleerin Türkiye’nin ihtiyacı olmayan bir proje olduğunu belirtti. Ülkede alternatif yöntemlerle enerjinin elde edilebildiğini söyleyen Tülay, Mersin’de kış mevsiminde dahi güneşten enerji elde edilebilecekken doğayı ve yaşamı yok edecek santralin anlamsız olduğunu aktardı. Tülay, “Alternatif enerji yöntemlerinden oldukça az yararlanıyoruz. Neden nükleer enerjiye ihtiyaç duyuyoruz? Mevcut kaynaklarımız yeterince kullanılmıyor. İyi bir enerji politikasıyla bunun elde edileceğini düşünüyoruz. Bu noktadan enerji için böylesi bir riskin içerisine girilmesini doğru bulmuyoruz ve nükleerin çözüm olmadığını belirtiyoruz” ifadelerini kullandı.  Santraldeki enerji üretimi için 3 buçuk milyon ton Uranyum kullanılacağından söz edildiğini kaydeden Tülay, “Bunun daha büyüğü yani kullanılmayacak şekli 14.5 milyon ton. Kullanılacak 9 milyon ton Uranyum cevherinden bahsediyoruz. Dünyada, bu cevherin tamamı nükleer santrallerde kullanılsa, yaklaşık 50 yılda biter kaynak. Sonuç olarak bu durum nükleer santral kurmaya değer bir çalışma değil. Ülkemizde böylesi bir Uranyum kaynağı da yok. Bunun işlenmesi de ayrı bir sorun. İşlendiği zaman dışarıya bırakılması durumunda radyasyon nedenidir. Ayrıca bu Uranyum kaynaklarını çıkarmak için fosil kaynaklara ihtiyaç var. Uranyum metrelerce yerin altında. Devasa maliyet gerektiriyor” belirtti. 

 TARAFSIZ UZMANLAR İNCELEMELİ

  Ayrıca olası bir depremde büyük risklerle karşı karşıya kalınacağına dikkati çeken Tülay, şöyle dedi: “Depremde nasıl bir durumla karşı karşıya kalacağımızı bilmiyoruz. Santral alanında ne olduğunu bilmiyoruz. Yaşanan bir depremden dolayı betonun çatladığı iddiası var. Ama bunun ne durumda olduğunu kimse tam olarak bilmiyor. Orada ne olduğunu bilmemiz için tarafsız uzman kişiler, santral alanında incelemeler yaparak, halka doğru raporlar yayımlaması gerekiyor. Santral ile birlikte radyasyon yayılacak. Üretim esnasında soğutma çalışması için kullanılacak su ile birlikte balıkların aracılığıyla yayılacak. Diğer yandan toprak, hava aracılığıyla yayılacak. Böylesi sağlığı, yaşamı ve doğayı tehlikeye atacak bir şeyde ısrar etmenin mantığı yoktur. Diğer ülkeler vazgeçmişken ülkemizi kullanmaya çalışanlara, siyasi baskılarla izin vermemek gerekiyor. Yaşamı ve geleceğimizi korumamız lazım.”   

MÜCADELE ÇAĞRISI 

NKP üyesi Çiğdem Serin de, bölgede patlatılan dinamitlerle doğa ve insanlara geri dönüşü imkansız zararlar verildiğini vurgulayarak, olası bir deprem ve kazada sadece Mersin değil, Doğu Akdeniz’in zarar göreceği uyarısında bulundu. AKP Hükümeti’ne nükleer santral projelerinden vazgeçme çağrısı yapan Serin,  kapitalist sistemin ataerkil yönüne dikkat çekerek, doğa mücadelesinin antikapitalist ve kadın mücadelesi olduğunu belirtti. Güçlü bir mücadele ve kamuoyu ile hükümete geri adım attırılabileceğini söyleyen Serin, nükleer karşıtı mücadeleyi yükseltme çağrısında bulundu.

 MA / Cemil Uğur

Bir Cevap Yazın