Haberler Makale Manşet

ÖSYM Yalnız Değildir!- Uğur Türe

Peki, özelde ÖSYM, genelde memleketin üst düzey stratejik kurumlarında böyle şeyler yaşandı diye bundan ders aldık mı? Cevabı en trol adam bile evet diye veremez, çünkü herkesin bildiği gibi cevap, hayır.  Öyleyse hep aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemek saçmalığında bu ısrar niye? Günümüzde düşük profilli, üsttekilere tabasbus, alttakilere zart zurt eden, eyyamcı, yağcı, bürokrat tipi tercih nedeni olduğu sürece sonuçlar da aynı olur dün Fethullahçı şebekeler bugün başka birileri, yarın başka birileri.

Ben 2008’den bu yana ÖSYM’nin yaptığı hiçbir sınava güvenmiyorum o zamandan bu yana da bunu söylüyorum ancak “güvenmemek” bu sınavların “sızdırılmış” olduğunu “düşünmek” subjektif şeyler olduğu için ispat edemezdim. Ancak bu tarihten sonra soruların çalınması, şifrelenip şifrelerin sızdırılması, doğrudan soruların “belli adaylara” sızdırılması veya bazı yayın evlerine sızdırılması skandalları yaşandı ve bunlar yargıya da yansıdı. Aslında geçmişte soruların kimlere sızdırıldığı bilgisi devletin elinde var. Bu rakam on binlerle ifade ediliyor bu kişilerin kaçı hakkında işlem yapıldı kaçı hala kamu görevlisi “bilmiyoruz.”

Aslında ÖSYM ve yaptığı sınav 2010’lara kadar neredeyse soru güvenliği açısından hiç tartışılmazdı hatta ÖSYM en güvenilen kuruluşlardan biri olarak çıkardı kamuoyu araştırmalarında.

Peki, o zaman ne oldu 2008’den sonra?

ÖSYM Fethullahçı bir çete tarafından “ele geçirildi” “solcuların, laiklerin” elinden kurtarıldı. Oysa ÖSYM’de çoklu bir yapı vardı ve ideolojik bir tutumu olmayan uzman kişiler tarafından yönetiliyordu. Böylece kurum hem “dürüst” kişilere emanet edilmiş hem de bu kişiler gerek farklı eğilim ve görüşlerde kişiler olduğundan gerekse şeffaf ve hesap verilebilir bir yapı bulunduğundan bir “iç denetim” söz konusuydu. Böyle sağlıklı işleyen, hakkında somut hiçbir şaibe olmayan bir yapıyı niye ele geçirmek, tek tipleştirmek istersin? Ve niye ele geçirip tek tipleştirdin? Aslında cevabı herkes biliyor olmalı?

ÖSYM’ye çöken Fethullahçı çete oraya kendi gücüyle gelmedi atamalar yoluyla çöktüler oraya. Soruları hem kendi cemaatlerinin seçkinlerinden öğrencilere ve  bundan daha önemlisi kurdukları ve yönettikleri devasa yayın organizasyonuna sızdırdılar. Böylece yayınları, dershaneleri bu güçten istifade etmek isteyenler tarafından daha çok ilgi gördü. Bu sayede piyasada tekelleştiler ve çok büyük paralar kazandılar eğitim sektöründen.

Bu yazdıklarımı 2011’de söylemiş yazmış birisiyim lakin o çetenin oraya çökmek istemesi onlar açısından gayet normaldi adamların zaten tarzları oydu. Tipik bir şarklı, köylü dinciliğiyle hitap ettikleri kitlenin şu özelliğini iyi biliyorlardı; “güç biriktir insanlar güce gelir senden olur.” İyi de nasıl bu kadar kolay çöktüler, ne isterlerse ona sahip oldular, gak dedi mi et guk dedi mi balı kim verdi ağızlarına onların bu işlerde onların vebali yok mu?

Peki, özelde ÖSYM, genelde memleketin üst düzey stratejik kurumlarında böyle şeyler yaşandı diye bundan ders aldık mı? Cevabı en trol adam bile evet diye veremez, çünkü herkesin bildiği gibi cevap, hayır.  Öyleyse hep aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemek saçmalığında bu ısrar niye? Günümüzde düşük profilli, üsttekilere tabasbus, alttakilere zart zurt eden, eyyamcı, yağcı, bürokrat tipi tercih nedeni olduğu sürece sonuçlar da aynı olur dün Fethullahçı şebekeler bugün başka birileri, yarın başka birileri.

Ey buraya kadar yazılanlardan rahatsız olup, o klişeyi üzerimize boca etmeye hazır bekleyenler “yaw hocam anca eleştiriyon hani çözüm” diyenler (aslında ben bir yurttaş olarak çözüm merciinden değilim çözümü ben bulacaksam o adamlar niye o koltuklarda ama ben mizacım gereği üzerime farz almayan meselelerden aklımın yettiklerine bile çözüm/proje üretir bunu da paylaşırım) işte çözüm:

Güvenlik soruşturması yapıyorsun ya, orada neyin güvenliğini soruşturuyorsun? Mesela bu adam güvenilir bir kişi buna kamu adına yetki, makam, bilgi ve para emanet etsek bu adam bu emanete ihanet eder mi? Kendi adına veya yakınları lehine bu kamu gücünü istismar eder mi? Diye soruşturuyor musun?

Böylesi bir soruşturma çok kolay oysa, en ücra ilçenin en kıyıda köşede kalmış kamu kurumunda bile orada çalışanlar, orada işi olanlar kimin yalaka, kimin enseci, kimin tırnakçı ve vasıfsız olduğunu bilir. Burada en dürüst, konusuna vakıf, işini en iyi yapan insan kim diye sorduğunuz da bunu da bilir herkes. Şimdi o iki tipten hangisini tercih ediyor devleti yönetenler, kurumların başında olanlar ona bakmak lazım; zira bu tercih aslında sadece kişi tercihini değil devletin nasıl yönetileceğine yönelik devlet aklının veya üst aklın bir tercihine de işaret ediyor. Yani düşük profilli ve etik değerlere sahip olmamak bir tercih nedeniyse tercih edilmek için can atana değil tercih edene de bir bakmak lazım.

Güvenilir olmak dışında bir diğer konu da sadakat mesesi; çok duymuşluğumuz vardır siyaset esnafından, nüfuz komisyoncusundan “ne liyakati ulan asıl olan sadakattir” atarlanmasını. Peki bir kamu görevlisi veya bir kamu yöneticisi neye sadakat gösterir, göstermelidir? Vatan, millet, sakarya, ezan, bayrak, din, iman, şehadet gibi değerleri üzerine ve çevresindeki görünür yerlere serpiştiren, sosyal medyada ve girdiği ortamlarda ne zaman ağzını açsa bu değerler üzerinden ajitasyon yapan, her konuyu ilgili ilgisiz bunlara bağlayarak aslında basbayağı bu değerleri istismar eden kişilerin sadakati mi sadakattir mesela?

Kamu hizmeti verdiklerine, astlarına, yaptığı işe değil de kendisini o göreve getirenlere sadık olması mıdır sadakat denince akla gelen. Öylesi insanlar kendilerini o makama getiren kişilere değil aslında çıkarlarına sadık olduklarından kendilerine çıkar sağlayan herkese konjonktürel olarak sadakat gösterebilirler. Mesela; beleşe tatil imkanı sağlayan, çocuğunu bir işe yerleştiren, kendisine aldığı ihaleden pay veren, işini görünce kendisine güzellik yapan herkese sadıktır bu adamlar. Bunlar şahsen menfaatlendikleri insanlara beytülmaldan güzellik yaparak geçimini idare ettiren şahıslardır ve bu çok yaygın bir durumdur. 

Netice ve çözüm:

Vasıflı, irade sahibi, cesur, etik ve namus sahibi çözüm odaklı insanların kıymetini bilin en azından yıldırıp uzaklaştırmayın. Vallahi ben şahidim her yerde varlar itilmiş, kakılmış olsalar da varlar.

Kurumları tep tipleştirmeyin, ele geçirmeyin aksine çeşitliliği artırın çok farklı insanlara, düşüncelere ve dünya görüşlerine sahip insanları kurumun amaçları doğrultusunda çalıştıracak vasıflı lider yöneticilerle birleştirin.   Bu hem bir dinamizm, hem bir rekabet, hem de bir iç denetim sağlayacaktır.

Ve son olarak; bir kamu görevlisinin sadakati ancak ve sadece Anayasaya, kanunlara, demokrasiye işinin mesleki ve etik ilkelerine ve mutlaka kamu hizmeti verdiği kıymetli halkımızadır.

Uğur Türe
Kamu Yönetimi Bilim Uzmanı, Coğrafya Eğitimcisi
ugurture@gmail.com

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir