“Mesela diyerek bir paragrafa başlanmaz mesela, o şekilde başlamak yazının ortasından başlamaktır, konuyu darmadağın etmektir.”diyor danıştığım yardımcı ders kitabı. Diyor ama ben bu günlerde hiçbir konuyu anlamıyorum, toparlayamıyorum. Her şeyin biraz başına, en çok ortasına, azcık da sonuna değinip anlamadan, anlatamadan geçiyorum.

Eskilerde kalmış bir tanıdığım vardı. Konuşurken her sözcüğü iki kere söylerdi. Konuyu anlatırken de daldan dala atlar, dağdan dağa geçer konunun başını unutur, temasını kaybederdi. O zamanlar onun o heyecanlı konuşma tarzını Sunay Akın’a benzetirdim. Şimdilerde ben dahil çevremdeki herkes bu şekilde konuşuyor.

Bir de ben bazı isimleri tek düşünemiyorum sürekli yanında bir başka isimle birlikte hatırlıyorum. Hatta bu isimleri birbirine karıştırdığım da oluyor. Mesela Faruk Nafiz ÇAMLIBEL ile Fazıl Hüsnü DAĞLARCA ‘yı çok karıştırmışımdır. Yukarıda Sunay AKIN dedim ya hemen aklıma Volkan KONAK geliveriyor. Bu günlerde televizyonu her türlü izlediğimden olsa gerek. Volkan Konak tekrar program yapmaya başlayınca yeni programını bir iki kere izledim. Ne zaman Volkan KONAK izlesem-eskiden de öyleydi-kafamda onun taklidini yaparım. “Kadinum” deyip evde kim varsa hemen yanına varıp kafamı omzuna gömdüğümü, sonra birden kollarımı havaya kaldırıp “ Göklerde kartal gibi” diyerek bağırmaya başladığımı düşünürüm.

Bu günlerde televizyon reklamları da iyice dikkatimi çekmeye başladı. En çok da banka reklamları.Sanki hepsi yukarıda söz ettiğim edebiyatçılar gibi (F.N.ÇAMLIBEL,F.H.DAĞLARCA) memleket edebiyatı eşliğinde Anadolu’yu keşfediyorlar. Eskiden salonda gezip Mozart çalarlardı şimdi taşraya inip türkü çalıyorlar. Ama tipler hiç değişmiyor. Nereye giderlerse gitsinler Yeşilçam jönü gibi İstanbul ağzı ile konuşan kravatlı tipler.

Ya o sigorta reklamı kime sesleniyor bilmiyorum. Bazen sabaha kadar bu ses kulaklarımda” öyle değil mi keçi!” diye sorup duruyor.” Keçinin buradaki anlamı nedir?” şeklinde binbir soruya binbir cevap aradım kafamda. Cevap yine internette epey gezmek oldu. Aslında tam olarak bir şey buldum sayılmaz. Sadece Yunan Mitolojisinde orman ve çoban tanrısı Pan’a rastladım. Bu yarı keçi yarı insan olan tanrı kırlarda gezer, aniden insanların önüne çıkar onları korkuturmuş. Panik sözcüğü bu şekilde doğmuş. Hatta güzel bir kızı kovalarken ona sarılacağım diye yanlışlıkla dere kenarındaki sazlıklara sarılmış Pan. Kız kaçıp gitmiş. O da aşk acısından yedi tane sazı bir araya getirerek bir flüt yapmış. ”Pan Flüt” böyle ortaya çıkmış. Pan, Panik, Pan Flüt derken aklıma “Pandemi” sözcüğü de mi buradan geliyor acaba diye düşündüm.

Ha bir de son günlerde internetten videolar izlemeye başladım. Seri halinde yayınlanması çok iyi. Heyecanımı zirvede tutuyor. Dil ve anlatım olarak da oldukça anlaşılır ve akıcı. Bazı hitap sözcükleri bana eski dokuz yüzlü hatların tanıtımlarını hatırlattı. “Öp beni Neriman, Cilveli Pembe, Süslü Pakize…”

KIR ŞARKISI

Tam otların sarardığı zamanlar

Yere yüzükoyun uzanıyorum

Toprakta bir telâş, bir telâş

Karıncalar öteden beri dostum.

Ellerime hanım böcekleri konuyor

Ne şeker şey onlar!

Uç böcek, uç böcek diyorum

Uçuyorlar

Pan’ın teneffüsü bile

Ilık, okşamakta yüzü.

Devedikenleri, çalılık vesaire

Bir âlem bu toprakların üstü.

Tabiatla haşır neşir

Kırlarda geçen ikindi vakti.

Sakin, dinlenmiş, rahat

Bir gün daha bitti.

Behçet NECATİGİL

Kemal Sağlam: 1973 yılında Soma’ da doğdu. Eğitim fakültesi, Türk dili ve edebiyatı öğretmenliği mezunu. Eğitimci; tiyatro, şiir ve türkülerle yaşıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here