Haberler

Sedat Göçmen – Fikri Sönmez’i “Terzi Fikri” diyerek aşağılamaya çalıştılar, Oysa bu sıfatı hep onurla taşıdı

Yaşamda bazı kavramlar karşıtıyla anlam kazanıyor. Doğru’nun doğru olduğunu anlatmak için yanlışın varlığını göstermek gerekiyor. Yalanın yalan olduğu da ancak hakikat ortaya koyulunca anlaşılıyor.

Ama Türkçede her kelimenin tam olarak zıttı yok ne yazık ki. Örneğin, “güneş” ya da “insan” kelimelerinin. Aynı şekilde “terör”, “diktatör”, “darbe” kelimelerinin de. Bu kavramları ancak benzetmelerle ya da uygulanmış örneklerle açıklayabiliyoruz.



Bu karşıtlıklara ve benzetmelere durduk yere gelmedik elbette. Her şeyin bir sebebi var! Bu hikâye aslında insanlığın tarihi kadar eski, ama biz o kadar eskiye gitmeyelim, 42 yıl öncesinden başlayalım. Bilmeyenler öğrensin, unutanlar hatırlasın, yalan söyleyenler (umudumuz olmasa da) utansın!

Yıl 1979’du. Memlekette kan gövdeyi götürüyor, tefecilik ve karaborsa almış başını gidiyor, halk her zamanki gibi yalnızca seçimden seçime sandığa giderken hatırlanıyordu. Ekim ayında Ordu’nun Fatsa ilçesinde görevli belediye başkanı yaşamını yitirince ara seçime gidildi.

Seçimleri, terzilik yaparak geçimini sağlayan ve açıkça devrimci olduğunu söyleyen bağımsız aday Fikri Sönmez büyük bir farkla kazandı. Fikri Sönmez, halka tek bir vaatte bulundu “Fatsa’yı birlikte yöneteceğiz. Alınan her kararda söz ve yetki sahibi halk olacak!”

“Çamura Son Kampanyası”

Öyle de oldu. Her siyasi görüşten Fatsalı, Halk komiteleri aracılığıyla şehrin yönetimine doğrudan katıldı. Belediye yönetimi, kasaya giren ve çıkan her kuruşun hesabını Fatsalılara verdi. Halk yığınları kendi kendisini yönetebildiğini görünce yanlışlara itiraz eder oldu, giderek ilçede tefecilik ve karaborsacılık sona erdi. Fatsa’da dokuz aylık dönemde Çamura Son Kampanyası’ndan, Halk Şenliğine kadar pek çok şey oldu. Ama en önemlisi çalışanlar, üretenler, kadınlar, gençler, çocuklar kendi hayatlarıyla ilgili söz sahibi olmaya başladı.

Ülke genelindeki çatışmalar ise Çorum’da alevi yurttaşlara yönelik katliamlarla hız kazanmıştı. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, “Çorum’u bırakın Fatsa’ya bakın” diyerek sorunun adresini değiştirdi. Fatsa’da Adalet Partisi dahil tüm siyasi partilerin ilçe başkanları birleşerek “Biz burada huzur içinde yaşıyoruz” diye açıklamada bulundu.

“Fatsa’ya iki ay önce gelen 12 Eylül”

Buna rağmen Temmuz ayında Fatsa’ya “Nokta Operasyonu” yapıldı. Belediye Başkanı Fikri Sönmez’in de aralarında bulunduğu yüzlerce insan tutuklandı, işkenceden geçirildi. 12 Eylül darbesi Fatsa’ya iki ay erken gelmişti. Darbeyle ülkenin yönetimini ele geçiren Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, şöyle diyordu: “Orada Terzi Fikri diye biri çıkmış, ‘Devlet benim’ diyor. Komite kurmuş, Fatsa’yı o komite yönetiyor. Ne yapılıp yapılmayacağının kararını halk veriyor. Veya halk adına o komite!”

Fikri Sönmez, halk komitesiyle birlikte yaptığı her işi mahkemelerde göğsünü gere gere anlattı. Savunmasını yaparken “Bu ülkenin kaynaklarını sömüren, İsviçre ve Amerikan bankalarında para tutanlar, beni vatan haini ilan ediyor” diyerek iktidarı teşhir etti. 42 yıl önceki bu savunmayı aklınızın bir köşesinde tutun, sonra sık sık hatırlamanız gerekecek.

“Salasını okutmadılar, namazını kıldırmadılar”

Fikri Sönmez’i “Terzi Fikri” diyerek aşağılamaya çalıştılar. Oysa bu sıfatı hep onurla taşıdı. Terzilikten gelerek seçildiği belediye başkanlığı makamını asla şahsi çıkarı için kullanmadı. Ailesine ya da yakınlarına hiçbir ayrıcalık sağlamadı. Oğullarına gemicikler almadı. Kızlarını vakıfların başına getirip yurtdışına para çıkarmadı. Adaleti pazarlık konusu yapmadı; halkını ve yoldaşlarını satmadı! Bir devrimci olarak yaşadı ve beş yıl kaldığı cezaevinde bir devrimci olarak yaşamını yitirdi. Ölüsüne bile zulmettiler Fikri Sönmez’in. Salasını okutmadılar, namazını kıldırmadılar!

Fikri Sönmez’e bunları yapanlar, memlekete neler yapmazdı! Ölümler, işkenceler, tutsaklıklar… Darbecilerin beslemeleri yönetti ülkeyi bunca yıl. Yalanla, zulümle, kanla, kumpasla, hırsızlıkla, çirkeflikle…

“Muhalefet bedel ödemeye alışık”

Ya şimdi?
Yasama, yürütme, yargı tek bir kişinin ellerinde.
Halkın iradesi gasp edilmiş, belediyeler kayyımlara teslim, Kürt siyasetçiler cezaevine atılmış.
Memleket parsel parsel satılmış, oteller için zeytinlikler yakılmış, madenler için dağlar siyanürle oyulmuş, dereler kurutulmuş.
Yoksul çocuklar tarikat yurtlarına mahkûm edilmiş.
Kanun Hükmünde Kararnamelerle insanlar işlerinden, ekmeklerinden edilmiş…
Herkesin bildiği şeylerle geldik mi şimdi 2022’ye!
Geldik gelmesine de iktidar cephesinde işler karışık, muhalefet ise bedel ödemeye alışık!

Gezi’de dolaşan Fatsa hayaleti

Fatsa’nın hayaleti dokuz yıl önce Taksim’deki Gezi Parkı’nda dolaştı bir ara. Gezi’nin birlikte karar alıp hareket etme, dayanışma, direnme gibi kolektif değerleri Fatsa’dan izler taşır. İki dönemi de yaşamış, iki yerde de bulunmuş biri olarak söylüyorum bunu. Fatsa’da insanlar imeceyle yollarını yaparken sofralarını birbirleriyle paylaşırlardı. O güzel insanların çocukları, yıllar sonra Gezi’de biber gazından kaçanlara evlerini açtı, vurulanların yaralarını sardı!

Gezi direnişinin bakiyesi sekiz kişiye kesildi. İsimlerini anmasam haksızlık olur. Osman Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Mine Özerden, Can Atalay, Hakan Altınay, Tayfun Kahraman ve Yiğit Ali Ekmekçi’ye 18 yıl hapis cezası verildi.
Fatsa ve Gezi’nin bir ortak yanı daha var. İkisi de kimisi için bir hülya, kimisi için bir kabus! Fatsa ve Gezi’yi ödül olarak görenler bunun bedelini hiç yakınmadan ödüyor. Ama ceza olarak görenler sürekli kaçma halinde.

“Seçim dönemi, iktidarın sıkışma dönemi”

Yarım kalmış Fatsa serüveninden tam 42 yıl sonra 24 Temmuz’da, Fikri Sönmez’in yoldaşları olan Sol Partililer ilk kez bir Fındık Mitingi düzenledi. Fındık üreticileri o mitingde iktidara seslenip, haklarını istedi. Mitingden üç gün sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ordu’da fındık taban fiyatlarını açıkladı. Açıklanan rakam öyle komikti ki, bunun tartışılmasını önlemek için 42 yıl önceki darbecilerin yalanından medet umdu ve Fikri Sönmez için “terörist” göndermesi yaptı.

“Bombalar patladıkça oylarımız artıyor”, “Allah’ın bir lütfu” sözlerini de duymuş kulaklarımız, bu sözlere de şaşırmadı elbette.

Terzi Fikri’nin yoldaşları

Tamam, devrimciyiz; zulümlere uğramaya, bedel ödemeye şerbetliyiz, yalanlarla mücadele etmeye yeminliyiz. Ama insan 40 küsur yıl sonra da aynı şeyleri yaşamaktan da çok sıkılıyor. Öyle bir bıkkınlık haliyle izliyoruz olan biteni. İnsan düşmanından bile bir yaratıcılık bekliyormuş, bunu da öğrendik.

İktidarlar her zaman sıkıştıklarında, hesap veremediklerinde, suç üstünde yakalandıklarında yalanlarla gündem değiştirmeye çalışıyor. Yine bir seçim dönemindeyiz ve yine iktidar sıkışmış durumda.

Bu yazı da yalnızca bazı zıtlıkların, uzlaşmazlıkların altını çizmek için yazıldı. Biz Terzi Fikri’nin yoldaşlarıyız… Muktedirlerin, diktatörlerin, darbecilerin karşıtıyız. O halde Mahir Çayan’ın sözleriyle dağılabiliriz: Aynılar aynı yere, ayrılar ayrı yere!

Kaynak Bianet

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir