Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı avukat Selçuk Kozağaçlı ve ÇHD üyesi avukat Barkın Timtik’in tutuklu yargılandığı davanın duruşması bugün saat 10.30’da İstanbul’daki Çağlayan Adliyesi’nde görüldü. Davada, tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verildi. 

Yolculuk’tan Buse Söğütlü’nün haberine göre Davaya, Kozağaçlı’nın hapishaneden yaptığı yaygın ve açık çağrının da etkisiyle onlarca avukat katıldı. Davaya ayrıca TİP milletvekili Ahmet Şık; HDP milletvekilleri Züleyha Gülüm, Hüda Kaya, Ömer Faruk Gergerlioğlu; CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu katıldı. Öte yandan Belçika, Hollanda, İspanya, İsviçre, Fransa, Almanya, Norveç ve İtalya’daki avukat dayanışma grupları ve barolardan 27 kişilik bir gözlem heyeti de davaya katılanlar arasındaydı.

“Yargıtay, kendince nasıl bir avukat olunması gerektiğini anlatmış” 

Savcı, tutuklu sanıkların tutukluluk durumunun devamı yönünde mütalaa verdi. Ardından sanık müdafiilerinin, tahliye talebi ve diğer talepleriyle ilgili beyanlarına geçildi. 18. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ve 37. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ayrı ayrı iki davanın birleştirilmesi sürecinin hukuksuzluğuna vurgu yapan avukat Hasan Fehmi Demir, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin verdiği birleştirme kararını eleştirdi. Dairenin kasıtlı olarak gerçeğe aykırı gerekçe yazdığını ifade eden Demir, söz konusu kararın avukatlık mesleğini tahrif ettiğini aktardı:

“Kendince size nasıl bir avukat olunması gerektiğini anlatıp buradaki avukatların da ona uygun olmadığını anlatmaya çalışıyor ve kararını da buna dayandırıyor. Biz sadece profesyonel, halkında kopuk, hak arama konusunda kendisini görevli görmeyen ‘uslu’ avukatlardan olmadığımızı peşinen bildirelim.”

“Tahliye kararı veren yargıçların evine Emniyet gitmiş”

Soruşturma aşamasında görev alan yargıçların, kovuşturma aşamasında görev alamayacağının altını çizen avukat Demir, Yargıtay 16. Ceza Dairesi, soruşturmada görev yapan yargıçların kovuşturmada da görev yapabileceğine karar verdiklerini aktardı: “Daire, yasanın açık kuralının dahi kendisi açısından önem arz etmediğini ortaya koyuyor.”

37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada tutuklu sanıkların tamamına yönelik tahliye kararı verildiğini anlatan avukat Demir, bunun önemli bir karar olduğunu ancak resmi olmayan yollardan öğrendikleri kadarıyla Emniyet’in tahliye kararı veren yargıçların evlerine gittiğini aktardı: “Namuslu yargıçlar oldukları için kararı geri çekmemişler.”

Akın Gürlek’in dosyadaki rolüne vurgu yapan avukat Demir, “Akın Gürlek’in 37 ağır cezaya atanması, daha önceki heyetin görevden alınmış olmaları ve devamındaki uygulamalar ile hem genel hükümler ihlal edilmiştir hem de sanıkların yasayla kurulmuş bir mahkeme önünde yargılanmaması ortaya çıkmıştır. Gürlek, gizli tanıkların soruşturma aşamalarında da var, onları yargılamış ancak bir yandan da tanık beyanlarını almış.” ifadeleriyle beyanlarına devam etti. 

Tanık beyanlarının mahkeme salonunda okunması talebinde bulunan avukat Demir, dosyaya ilişkin tevsii tahkikat taleplerinin de bulunduğu ifade ederek ek süre talebinde bulundu: 

“Yargıtay 16. Dairesi, 37. Ağır Ceza Mahkemesi ve bu yargılamanın bu aşamaya gelmesine neden olanlar suç işlemişlerdir. Halk arasında ‘bir yalan bin yalanı doğurur’ tekerlemesi tam da bu düzeneği anlatır. Bir yalandan hareket edilerek yürütülen yargılamada Selçuk Kozağaçlı tam 5 yıldır, Barkın Timtik 4 yıl 9 aydır tutuklu.”

“Bu mahkeme salonunun ortasında Ebru Timtik’in tabutu duruyor”

Avukat Oğuzhan Topalkara, beyanlarına, dosyanın bir “yamalı bohça” olduğunu söyleyerek başladı. “Bu dosyada savcılığın delillerini ortada görmek istiyoruz. Bu nedenle gerçek bir yargılama yapacaksak öncelikle bu delillerden bahsetmek gerek.” diyen Topalkara, şu beyanda bulundu:

“Gerçek bir yargılama yapmayı seçerseniz, Türkiye’nin ceza avukatlarını yargılıyorsunuz, işiniz daha da kolay olur. Aslında her gün önünüze gelen davalarda uyguladığınız gibi hukuku uygularsanız daha alınacak çok yolumuz olduğunu anlayacaksınız. Ama bu yamalı bohçaya beyaz bir örtü atacaksanız söyleyecek çok şeyimiz olacak. O beyaz örtü, ilk andan itibaren bu dosyanın kirleriyle pislenecektir. Dahası bu mahkeme salonunun ortasında Ebru Timtik’in tabutu durmakta.”

“Belçika belgelerini getirdikleri iddia edilen polisler, ‘sahte delil üretmek’ten hükümlü”

Belçika’dan getirildiği iddia edilen belgelere ilişkin beyanda bulunan avukat Topalkara, söz konusu belgelerin dosyadan çıkarılması ya da anlamlandırılması, açıklanması gerektiğine vurgu yaparak “Bu dosyaya eklenen belgeler bir kez bile mahkeme huzurunda değerlendirilmedi. Belçika’dan belgeleri Türkiye’ye getirdiği iddia edilen isimler, polislerin isimleri. Bunların bu belgeleri nasıl Türkiye’ye getirdiği belli değildir. Dahası bu polislerin, daha önce çeşitli mahkemelerde sahte delil ürettikleri kesinleşmiş durumdadır.” ifadelerini kullandı. 

“Talebimiz yeldeğirmenlerine savaş açmanız değil, hukuka uygun davranmanızdır”

Topalkara beyanlarını, “Bu dosyada bir delil olduğunu iddia ediyorsanız, getirin tartışalım. Hukukun gerektirdiğini karşılıklı olarak yapalım. Eğer bunun dışında bir şey yapacaksanız bu mahkemenin nihai hükmünü tarih verecektir. Sizden talebimiz yeldeğirmenlerine savaş açmanız değil, hukuka uygun davranmanızdır.” ifadeleriyle sonlandırdı. 

Sanık müdafiilerinden avukat Fikret İlkiz ise “Biz avukatız, bu mesleği icra eden tutuklulardan bahsediyorsak avukatlığın nasıl yapılacağı ile ilgili sınırlara bizi hapsedemezsiniz. Zaten avukatlığın yalnızca yasa ile sınırlandırılmış olmaması da tam bunun içindir. Avukatlığı başka şekilde yaptığı için müvekkil ile özdeş olma durumunu asla doğru bulmuyorum. İddianame bu mantıkla hazırlanmıştır.” ifadelerini kullandı.

Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren, Batman Baro Başkanı Erkan Şenses, İzmir Baro Başkanı Özkan Yücel, Şanlıurfa Baro Başkanı Velat İzol, Mardin Baro başkanı İsmail Elik, Van Baro Başkan yardımcısı Hamza Çiftçi, Ankara Baro Başkanı Erinç Sağkan, İstanbul Baro Başkanı Mehmet Durakoğlu da duruşmada beyanlarda bulundu. Baro başkanları, dosyada verilecek kararın Türkiye yargı sistemini ve avukatlık mesleğini doğrudan etkileyeceğini ifade ettiler. Baro başkanları, “Eğer yasaya birazcık saygınız varsa, bu celse arkadaşlarımızı tahliye edersiniz.” dediler.

Avukat beyanlarının ardından tutuklu sanıklar Selçuk Kozağaçlı, Barkın Timtik, Oya Aslan ve Özgür Yılmaz beyanlarına başladı.  

Selçuk Kozağaçlı’nın savunmasından öne çıkanlar şöyleydi:

“Ben dünyanın her yerinde avukatlık yaptım, Venezuela’da, Filipinler’de. Bugün buraya gelen avukatlara çok teşekkür ediyorum.

Benim dosyamda kaçma ve saklanma şüphesi yok, bu bir yalan. Kaçma ve saklanma şüphesi demeyin bu zoruma gidiyor. Sadece 28 gün kalan bir heyet benim için kaçma ve saklanma şüphesi yok ama tutuklanma gerekçeleri var dedi ve ben bundan çok mutlu oldum huzur içinde yattım o 28 gün. 

37 Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim reddettik. Hakim ne yaptı? Kanunda usul belli ancak hakim hiçbir şey olmamış gibi devam etti ve karar verdi. Yargıtay da buna ilişkin evet usule uyulmamış ancak sizin hakim reddi sebebiniz de pek iyi değilmiş deyip geçti.

Kozağaçlı gizli tanığı anlattı

Siz benim 37. Ağır Ceza Mahkemesinden birleşen dosyaya ilişkin ifademi almadınız. Buna rağmen savcıdan mütalaa istiyorsunuz. Bu mutlak bozma sebebi ancak ben sizi bu dertten kurtarayım. Beyanım şudur: ben suçsuzum. O dosya için şimdi bu şekilde ifade vermiş oldum.

Aleyhime delil olarak gösterilen dijital materyallerden bahsediliyor. Diyorum ki o deliller yok. Fiziken yok. Getirin diyoruz yıllardır getirilmiyor çünkü böyle bir delil ortada yok. Polis bu dijitallerin var olduğunu söylüyor. Siz de var diyorsunuz ben de diyorum ki yok, yalan söylüyorsunuz.

Gizli tanığı anlatmak istiyorum. Kendisine paranoyik şizofren teşhisi konmuş. Annesini ve kız kardeşini öldürmeye çalışmış. Tanık kollarını jiletle kesmiş, görevli memuru öldürmeye çalışmış, silahla saldırı düzenlemiş. ‘Kokain taş içiyorum, bali içiyorum’ diyen bu tanık, bir memuru canavar zannedip öldürmeye çalışmış.

Bu tanık bağırıyor ben şizofrenim diye. Onlarca çok ağır ilaç kullanıyor. Bu gizli tanık 141 ayrı dosyada tanık. Bu adam onlarca ağır ilaç ve uyuşturucu kullanıyor. Bu tanığa bir ilacını eksik versen ben örgüt üyesiyim der.

Neden rahat uyuyacağım biliyor musunuz sayın başkan? Buradan çıkan her avukat, Selçuk Kozağaçlı ve arkadaşlarının yargılanmasına ve cezaevinde kalmalarına neden olan tanığın nasıl biri olduğunu anladık diyecekler.

“5 yılı geçen bir tutukluluk için ciddi bir sebebiniz olmalı”

Biz bu zamana kadar bu dosyanın delillerinin içeriğine hiç girmedik. Çünkü delillerin asılları yok dosyada.Aslını getiremediğiniz, gösteremediğiniz, inceleyemediğiniz delinin içeriğine ben neden gireyim?

25 yıldır evli ve avukatım. Eşim de Betül, dosyanın bir başka sanığı. Yine bu tanıklardan biri, Betül’ün hayatında hiç gitmediği Ümraniye Hapishanesi’nde örgütsel çalışma yaptığını söylüyor Ümraniye Hapishanesinden kayıt getirin bakalım, gitmedim diyor Betül çünkü.

Şimdi 2017 dosyasında nasıl yakalandığıma geleyim. Yakalanmadım aslında, kaçmıyordum çünkü. 2017 de bir arkadaşımın evinde Soma davasına çalışıyorken geldiler. Arkadaşlarımı aldılar. Beni gözaltına almadılar çok gürültü kopuyor seni alınca diye.

Kasım 2017’de, arkadaşlarım alındıktan 2 ay sonra, 2 ay boyunca her gün savcının kapısında olmama rağmen akşam saatlerinde bir yere giderken bir metrobüs köprüsü altında üzerime çullanarak “seni de aldık artık” dediler.

Bana ve avukatıma sormadan hakkımda 160 gün boyunca 5 kere tutuk incelemesi yaptınız. 5 yılı geçen bir tutukluluk için ciddi bir sebebiniz olmalı. Siz beni hala kaçma şüphesiyle tutukluyorsunuz.”

“Avukatlığa dair ne varsa ben bunu Halkın Hukuk Bürosu’ndan öğrendim”

Tutuklu avukat Barkın Timtik’in beyanları ise şöyleydi:

“Tahliye talebinde bulunmayacağım çünkü beni tahliye etmek zorundasınız. Bugün sizden tahliye talep etmeyeceğim çünkü bu dosyaya atandığınız günden beri sizden de çok hukuki kararlar görmedik. Şimdi o yüzden sizden tahliye talep etmeyeceğim. 

Çok dizi izlemem ama geçen gün Şahsiyet diye bir dizi gördüm, “Adalet şahsi bir mesele değil, şahsiyet meselesidir.” diyordu. Av. Ebru Timtik’in istediği adalet, hepimiz için bir şahsiyet meselesiydi.

Ben üniversitesi öğrencisiyken Çağdaş Avukatlar Grubu’nun etkinliklerini görüyorduk ve bu bize avukat yapılabileceğinin umudu oluyordu.

O dönem de ölüm oruçları vardı. Devrimcilerin saygın insanlar olduğunu biliyordum o yüzden ölmesinler istiyordum. Bu mesele ilgimi çekiyordu. Bu meselenin çözümü noktasında İstanbul Barosu’nun girişimleri vardı. 

Devlet ölüm oruçlarının sona ermesi için katliam yaptı. Sadece bir umutsuzluk, çaresizlik hissettim. Bu hissi kıran tek şey katliama rağmen ölüm orucu eyleminin son bulmaması oldu, süreç devam etti. Bu süreç boyunca da ölmelerini hiç istemedim, takip ettim.

Sadece bu eylemin etkisi nedeniyle ben Halkın Hukuk Bürosu’yla tanıştım. Bu sorumluluk vicdandan kaynaklanıyordu. İnsanların hapishanelerde ölmelerini istemiyordum. Avukatlığa dair ne varsa ben bunu Halkın Hukuk Bürosu’ndan öğrendim.”

Mahkeme, saat 15.30’a kadar verdiği ara sonrası sanıkların tutukluluk durumlarının devamına karar verdi. Duruşma 17 Kasım 2021’e ertelendi.

Ne olmuştu?

Yargıtay Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) davasında kısmi bozma kararı vermişti. Yüksek mahkeme kararında, Kozağaçlı’ya “örgüt üyeliği” suçlamasıyla 10 yıl 15 ay hapis cezasını bozmuştu. Kararda, Kozağaçlı’nın başka bir dosyada “örgüt yöneticiliği”nden yargılandığına işaret edilmişti.

Yargıtay, diğer tutuklu sanık Barkın Timtik hakkında “örgüt yöneticiliği” suçundan verilen 18 yıl 9 aylık hapis cezasını da bozmuş, Timtik hakkında yöneltilen suçlamanın somut delillere dayanmadığını belirtmişti.

2017’de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından haklarında yakalama kararı verilen ÇHD üyesi avukatlar gözaltına alınmış ve tutuklanmıştı. Bir yıl sonra görülen ilk duruşmada avukatlar hakkında tahliye kararı verilmiş fakat savcının karara itirazıyla aynı gece avukatlar yeniden tutuklanmıştı.

Yargıtay’ın bozma kararından sonra 7 Nisan tarihinde görülen duruşmada tutuklu avukatlar Selçuk Kozağaçlı ve Barkın Timtik’in tutukluluk halinin devamına karar verilmişti.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here