“Bugüne kadar eğitim sistemimizin başarısını veya başarısızlığını ve kalitesini hep öğrenci üzerinden ölçtük. Yani çıktıya baktık. Bunca yıldır bu yöntemle eğitim kalitemizi artırdığımızı söyleyemeyiz.  Eğitimdeki tüm bileşenleri ölçmek lazım. Yani okul ve öğretmen üzerinden de ölçmemiz lazım. Öğretmenlerimiz ne kadar yeterli, öğretmenlerimiz gelişen bilgiye ne kadar adapte olabiliyor?”

Mahmut Özer, Milli Eğitim Bakanı

Bu sözleri sayın Milli Eğitim Bakanımız söylemiş. Kendisi Elektronik Mühendisliği eğitimi almış bir akademisyendir, eğitimci, eğitim bilimleri kökenli biri değil ama bu söyledikleri yanlıştır anlamına gelmez hatta büyük ölçüde katılıyorum da sadece eksik bulduğum bazı şeyler var onları da duymak isterim. Ben de 28 yıllık bir öğretmen ve birazcık da camiasında ve öğrencilerce bilinen, az buçuk başarılı kabul edilen bir coğrafya eğitimcisiyim ve elbette bir kamu yönetimi bilim uzmanı olarak da birkaç şey sormak, eklemek isterim.

Birincisi; sistemin çıktılarını ölçtük deniyor. Çıktı diye kast edilen “öğrenciyse” neyini, hangi yöntem ve araçlarla ölçtünüz hangi ölçeklerle ölçtünüz, değerlendirdiniz de eğitimde sorunun sadece öğretmenlerde olduğu sonucuna ulaştınız kamuoyuyla paylaşırsanız çok seviniriz.

İkincisi; öğrenci, eğitim yöneticileri, merkez yöneticileri, bakan diye yukarıya doğru gidersek, bunlardan “yeterliliklerini ölçeceğiz çünkü çok merak ediyoruz, bilmiyoruz” denilen “öğretmenler” bir üniversite sınavı kazanarak, orada dört yıl alanları ve eğitim bilimleriyle ilgili pek çok sınava girerek, bu dört yılın sonunda bir de alan ve eğitim bilimleriyle ilgili KPSS’yi kazanarak ardından da bir de mülakata aldığınız sonrasında da aday öğretmenlik eğitimi ve değerlendirmesine tabi tuttuğunuz öğretmenlerin yeterliliklerini tüm bunlarla anlayamadınız ama sadece belli başlı konuları videodan online izleyip “aha buradan soracağız” “valla çok kolay soracağız” denilerek ellerine tutuşturulup “ezberlemeleri” istenen 500 sayfadan sorulacak tek bir sınavla mı ölçüp anlayacaksınız? Bu mu yani söylemek istediğiniz? Sizce bu söylediklerinizde o öğretmenlere yaz tatili boyunca izletilen videolardaki ölçme değerlendirme niteliklerine aykırı bir şey yok mu?

Peki, madem 500 sayfalık bir metni ezberlemek “iyi öğretmen olmak için yeterli” ya canhıraş öğrencilerini geliştirmek için çabalamak, onların her türlü sorunuyla ilgilenmek, okul iklimini etkileyen ve öğrencilerin hayatına dokunarak onların ufuklarını açan ve bunları çoğu zaman desteksiz ve hatta mobbinge uğramak pahasına karşılıksız yapan ve binlerce öğrencinin gönlüne “hocamız” olarak yerleşen o isimsiz kahramanların, on binlerce öğretmenin bu çabalarını ölçebilecek misiniz? Yoksa zaten bunlar önemli değil mi?

Üçüncüsü; madem öğretmen yeterliliklerini çok önemli ve bu ezbere dayalı tek bir sınavla ölçülebilecek bir şey neden en nitelikli öğrencilerin gittiği Fen, Sosyal Bilimler ve Anadolu Liselerine öğretmen alınırken yapılan sınavı ve ek değerlendirmeleri kaldırdınız? Göz bebeğimiz denilen proje okullarına öğretmen ve idareci atarken mesela neyi hangi ölçekle ölçerek atama yapıyorsunuz?

Dördüncü ve son olarak:

Çok güçlü bir merkeziyetçiliğin hâkim olduğu bakanlık teşkilatınızda, kendisine hiçbir yetki ve inisiyatif bırakılmamış, önüne konulan kitabı ve müfredatı aktarmakla memur ettiğiniz öğretmenlerden mi kaynaklıdır problem?  Ne denilirse yapan, sıralı amirlerinin sırasıyla gönlünü hoş tutmakla kendisini mükellef gören, tavrını hatta sendika tercihini bile idarecilerine göre yapan öğretmen kitlesinden mi kaynaklıdır sorun? Onların mı mesleki yeterliliklerini ölçeceksiniz?

Peki; hiç girmedikleri sınıflar, hiç temas etmedikleri öğrenciler, hiç gezmedikleri okul koridorlarında ömrünü harcamış öğretmenlere eğitim ile ilgili engin bilgileriyle talimat yağdıran İlçe, il ve merkez teşkilatına atadığınız eğitim, kurum yöneticileri ve bürokratlarının “yönetim becerilerini” ne ile ölçüyorsunuz?

Son bir not düşmek isterim. O çok “önemsenen” artık tezsiz ve online olarak da yapılan yüksek lisansı tezli olarak çok seçkin bir kurumda yaptım. Yapılacak sınavda sorulacak sorular da benim için çerez yani bu sınav meselesinde benlik bir durum yok itiraz etmemi gerektiren. İtirazım rencide edici bu sürece ve yaklaşıma. İtirazımız ilkeleri için yaşayan işini ve eğitimin “çıktısı” dediğiniz öğrencilerimizi coşkuyla seven fikri, vicdanı ve aklı özgür, eleştirel ve sorgulayıcı düşünmeye yani bilime adanmış eğitimcilerden biriyim işte itirazım bundandır işte bir eğitimci böylesi bir “ölçme değerlendirme sürecine bunun için itiraz eder.” 

Bir söz de meslektaşıma;

Hocam bu eziklikle, siniklikle nereye kadar? Bu pasif agresiflikle edilgenlikle sana söylenenleri aslında hat ettiğini doğrulamış olmuyor musun? Muhtemeldir ki “aslında çok katıldığın” bu satırları beğenmekten bile çekineceksin. Sevgili hocam, sen bile kendini bu derece değersizleştirirsen sana hak ettiğin itibarı hangi sınav verebilir? Daha ne kadar bir gün bile sınıf tozu yutmamış, öğrencisinin derdiyle dertlenmemiş, bir çocuğun hayatına dokunup onu dönüşümüne katkı yapmamış insanlardan “nasıl öğretmenlik yapılır?” dersleri almaya devam edeceksin. Sen memurlaşmayı içine nasıl sindirebilirsin hocam? Sen bile akıldan, hakikatten haklıdan değil güçlüden yana olursan sen bile kıymeti akıl değil makam sahibi olanlara verirsen kendine göstermediğin saygıyı ve itibarı halktan öğrencilerinden nasıl bekleyebilirsin?

 Sen alimsin, aydınsın, bilimin ve özgür düşüncenin meşalesinin taşıyıcısın, bulunduğun yerde toplumsal dönüşümün mimarısın sen bunları hak etmiyorsun, ben bunları hak etmiyorum.

Yapma öğretmenim!

Uğur Türe
Kamu Yönetimi Bilim Uzmanı, Coğrafya Eğitimcisi
ugurture@gmail.com

1 YORUM

Bir Cevap Yazın