Mültecilere yönelik saldırıların organizeli olduğunu belirten sosyolog Halit Karahan, saldırıların tarihsel arka planına dikkat çekti.  Türkiye’de mültecilere dönük gelişen nefret söylemleri, ırkçı saldırıların gerçekleşmesine önemli bir zemin sunuyor. Suriye, Irak, Afganistan başta olmak üzere savaştan kaçan mülteciler ya geçiş yolu olarak kullandıkları ya da yaşamak için sığındıkları Türkiye’de yoksulluk ve ırkçı saldırılarla karşı karşıya kalıyor. Mültecilerin yoğun olarak geldikleri kentlerden biri olan İstanbul’da, 11 Ocak’ta Bayrampaşa’da Suriyeli mülteci Naif Elnaif , ırkçı bir grubun saldırısı sonucunda evinde uyuduğu sırada katledildi. 9 Ocak’ta ise Esenyurt ilçesinde mültecilere dönük ırkçı saldırı gerçekleştirildi.  Türkiye’nin göç ve mülteci politikasını değerlendiren Göç İzleme Derneği’nin (GÖÇİZDER) saha araştırma görevlisi sosyolog Halit Karahan, ülkede mülteci karşıtlığının artmasının nedenlerini anlattı. 

 ÖTEKİLEŞTİREN POLİTİKALAR

 Hiçbir dönem mültecilere ve diğer etnik gruplara saldırıların bu kadar artmadığını vurgulayan Karahan, mültecilere karşı ırkçı saldırıların tüm dünyada arttığını ifade etti. Karahan, “Şu an içinde bulunduğumuz yüzyıl toplumsal ve ekonomik anlamda büyük bir kriz yaşıyor. Bu kriz bütün toplumu etkiliyor. Egemenler bütün sorunların ve kötü gidişatın sorumlusu olarak mültecileri görüyor. Türkiye ve Avrupa’da aynı durum yaşanıyor. Şu anda toplumu yöneten ırkçı iktidarlar, daha çok mülteciler üzerinden bir siyaset yürüyorlar. Türkiye’de Altındağ, İzmir’de, Bolu’da, Konya’da ya da İstanbul’da mültecilere karşı gerçekleştirilen sistematik saldırılarını nedeni egemenlerin ırkçı ve ötekileştiren politikalardır” diye konuştu.  

 TARİHSEL ARKA PLANI

 Irkçı saldırıların kendiliğinden gelişmediğini belirten Karahan, bunun tarihsel arka planına dikkat çekti. Irkçı ve şoven refleksin Türkiye’de yüzyıllardır devam ettiğini vurgulayan Karahan, mültecilere saldırıların münferit olaylar olmadığına, “Ermenilere ve Rumlara karşı saldırılar ile yakın tarihte Alevilerin yakılması, Türkiye’de yaklaşık 4 bin köy yakılmasını” örnek olarak gösterdi. Geçmişin toplumda bir düşünce ve sistem haline geldiğini kaydeden Karahan, “Türkiye’de mültecilere karşı ırkçılıktan bahsettiğimizde bu geçmişe bakmamız gerekiyor” dedi. 

 SALDIRILARIN ÖNÜ KESİLMELİ 

Yaşanan bu durum artık rejimin tehlike olarak gördüğü kişilerin dışında bir bütünen mültecilere karşı bir nefret ve ayrımcılığa dönüştüğünü ifade eden Karahan, “Başka bir ülkeden gelen mültecilerin Türkiye toplumuna karışmalarından, melezlikten, kendi dillerini konuşmalarından rahatsızlar. Bu rahatsızlık tüm topluma yayılmış ve bu nefret dili en son sanatçılara kadar uzandı. İnsanlar Arapça konuştukları için saldırıya uğruyor. Arapça konuşmasına bakılıyor ve ırklarından dolayı saldırıya uğruyorlar. Bu saldırıların önünün kesilmesi gerekiyor. Ancak ne sivil toplum örgütleri ne de şu an yönetimde olan partiler propagandanın ötesine geçmiyor” şeklinde konuştu. 

CENEVRE SÖZLEŞMESİ 

Uluslararası koruma ve mülteciler ile ilgili hukuksal düzenlemeleri içeren Cenevre Sözleşmesi’ne değinen Karahan, Türkiye’nin sözleşmeyi imzalayan ülkelerin içinde olduğunu hatırlattı. Ancak Türkiye’nin yalnızca Avrupa Konseyi üyesi ülkelerden gelen kişilerin iltica başvurusunu kabul ettiğine dikkat çeken Karahan, şunları söyledi: “Uluslararası devletlerde mültecilik anlaşmaları var. Ama pratikte bu hakların uygulanmasında sorun var. Türkiye’de bu anlaşmaların bazılarını kabul etmiş. Ama yeterli değil, bunu diğer ülkeler içinde söylemek mümkün. Çünkü anlaşmaları yazılsa da bütün herkesin hakları var dese de kağıt üzerindeki anlaşmalar yeterli değildir. Bunun işlevli hale getirilmesi, sivil toplum örgütleri ve aktivistlerin aktifliği, toplum üzerindeki etkileri önemlidir. Yine hukuk mekanizmaları, mültecilere karşı işlenen suçlara karşı görevlerini yerine getiriyor mu, getirmiyor mu? Dertleri insan haklarını korumak mı değil mi?  Yani bu değilse bu sorunları her daim devam edecek demektir:

” MÜLTECİLER KORKUYOR 

Mültecilerin herhangi bir haksızlık ve saldırıya maruz kaldıklarında hukuk mekanizmalarına başvurmaktan korktuklarını vurgulayan Karahan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çoğu mülteci geldikleri zaman sınır kapısında birçok tehlikeyi göze alarak Türkiye sınır kapısından geçiyor. Sınırı geçtikten sonra göç idarelerine başvuruyorlar. Hangi şehrin sınırından geldilerse o şehirde kayıtları yapılıyor ve o şehirde kalmaları gerekiyor. Başka bir şehre gittikleri zaman yeniden uzun bir prosedür gerekiyor ve zorlu bir süreç onları bekliyor. Kayıtlı olmadıkları bir şehre geldiklerine polis onları görürse, onları ya kayıtlı oldukları şehre gönderiyor ya da sınır dışı ediyor. Bu tehlikelerle karşı karşıya kalan on binlerce mülteci, herhangi bir haksızlık ve saldırı karşısında hukuki yollara başvurmaktan korkuyor ve bu tehlikeler kaşı da sessiz kalıyor.”

 CEZASIZLIK POLİTİKALARI

 Yaptıkları saha çalışmalarında Suriyeli mültecilerin en fazla dil ve etnik kimliklerinden dolayı ayrımcılığa uğradıklarını paylaşan Karahan, “Bu ötekileştirme ve ırkçılığa hayatın her alanında uğruyorlar. Devlet dairelerinde de eğer Türkçe bilmiyorlarsa, bu ötekileştirmeye maruz kalıyorlar. Ya da üç beş mülteci yan yana geldiklerinde ana dilleriyle konuşuyorlarsa yine karşı tarafın sözlü ya beden diliyle gösterilen tacizlere maruz kaldıklarını anlatıyorlar” dedi.

 ORGANİZELİ SALDIRILAR 

9 Ocak’ta Esenyurt’ta gerçekleşen ırkçı saldırı nedeniyle olay yerine gidip yerinde inceleme yaptıklarını dile getiren Karahan, “Gittiğimiz yer daha çok mültecilerin yoğunlukta yaşadığı bir yerdi. 60’a yakın iş yeri var ve hepsi de Arapça konuşan insanlar. Onların aktardıklarına göre; bazı çeteler ara ara onlara saldırıyor, gasp ve haraç alıyor. Bu saldırıların münferit değil, gayet organize saldırılar olduğunu gözlemledik. Birçoğu parkta bile rahat dolaşamadıklarını söyledi. Saldırganlara göre, ‘Suriyeliler bunu hak ediyor ve zaten durumları iyi mallarını gasp etmek hakkımız’ diye düşünüyorlar. Dükkanların duvarına ‘Burası Türkiye, Suriye değil’ şeklinde ırkçı yazılar yazmışlar. Buna rağmen kimsenin hiçbir şey yapmadığını, şikâyet etseler bile saldırganların cezalandırılamadığını aktardıklarını söyledi” şeklinde konuştu. 

Bir Cevap Yazın