Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilmesinin Dersimliler için kapanmayan bir yara olduğunu belirten yönetmen Devrim Tekinoğlu, Dersim Tertelesi ile yüzleşmeden bu yaranın kapanmayacağını söyledi. Dersim direnişinin önderi Seyit Rıza ve arkadaşları Uşenê Seydi, Aliyê Mirzî Silî, Hesenê İvaîmê Qıjî, Hesen Ağa, Fındık Ağa, Resik Uşen’in idam edilmesinin üzerinde 84 yıl geçti. 15 Kasım 1937 yılında Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan yasadışı bir mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşları, hiç kimsenin bilmediği bir yere defnedildi. 84 yıldır yakınlarının tüm uğraşlarına rağmen Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri devlet tarafından açıklanmadı.  Seyit Rıza’nın idam edilişinin ardından Dersimliler için sürgün günleri başlarken, Dersim halkının “tertele” şeklinde dillendirdiği katliamda, resmi rakamlara göre 1937’de bin 737, 1938’da ise 6 bin 868 kişi katledildi. Ancak, tarih araştırmacıları ve birçok kaynağa göre, katliamda aralarında binlerce çocuk, yaşlı, kadın olmak üzere 70 bin civarında insan katledildi. Yine, on binlerce kişi sürgün edildi, ailelerinden alınan kız çocukları ise askerlere verildi. 1938 Tertelesi’nin devamı olarak gördüğü 1994 yılı uygulamalarını işleyen “Bin Dokuz Yüz Doksan Dört” adlı belgeselin yönetmeni Devrim Tekinoğlu ile Seyit Rıza’nın idamını ve terteleyi konuştuk.

  SOYKIRIMIN HABERCİSİ İDAMLAR

 Dersim Katliamı’nın tarihsel bir süreç içerisinde işlenmesi gerektiğini belirten yönetmen Devrim Tekinoğlu, 1937-38 katliamının Yavuz Selim’e kadar gittiğini söyledi. Osmanlı’nın fetih politikalarıyla sürecin 1921 Koçgiri Katliamı’na kadar geldiğini söyleyen Tekinoğlu, Koçgiri Katliamı sonrası devletin Dersim için planlı bir süreç başlattığını ifade etti. Bu süreçte toplum mühendisliği şeklinde hesaplanmaların yapıldığını ve yapılan planlar dahilinde 15 Kasım 1937’de Seyit Rıza ve öncü isimlerin idam edildiğini kaydetti. İdam edilerek katledilenler birlikte 70’e yakın kişinin cezaevine konulduğu ancak cezaevine konulanlar konusunda bugüne kadar bir bilginin edinilemediğini söyleyen Tekinoğlu, “Elbette bu durum 1937 ile bitmedi, 38’de de soykırıma dönüştü bu süreç” dedi. 

DEVLET POLİTİKASI

 Dersim’de yaşanan katliamın “soykırım” olduğunu ifade eden Tekinoğlu, “Dersim soykırımı, Seyit Rıza ve diğer öncülerin idam edilmesi ile planlanmadı, plan bu idamlardan önce planlandı. Yani başından itibaren bir soykırım politikası vardı ve bu adım adım uygulandı. Seyit Rıza ve önde gelenlerin öldürülmesi sadece bir plan dahilinde ve ‘biz sadece belli insanlara yönelik operasyon yapıyoruz. Bir bütün olarak halka yönelik bir şey yapmıyoruz’ denilmesi de aslında bir çeşit oyalama yöntemi olarak uygulanmıştır. Dolayısıyla en başından beri plan soykırıma yönelikti. Bu plan bir devlet politikası olarak yürürlüğe girmiştir” diye belirtti. Katliamda kaç kişinin katledildiğine ilişkin net bir bilginin olmadığını belirten Tekinoğlu, “Bir soykırımda, bir halkın tamamına yakınının öldürülmesi ya da bir bölümünün öldürülmesinin çokta bir anlamı yok. Resmi rakamlara göre 15 bin insan katledildi. Ama Dersim ile ilgili yapılan çalışmalarda, 70 bine yakın insanın katledildiği tahmin ediliyor” dedi. 

KÜLTÜREL SOYKIRIM

 Dersim’e yönelik fiziksel olarak başlatılan soykırımın ilerleyen süreçlerde çeşitli yöntemlerle kültürel soykırıma dönüştürüldüğünü vurgulayan Tekinoğlu, “Soykırım halen devam ediyor. Bizim için 1950’liler, 12 Eylül, 1990’lar sıkıntılı süreçlerdir. 1994’te Dersim köylerinin yarısından fazlası yakıldı, boşaltıldı ve yerinden edildi. Bugün de bu politika, asimilasyonu en üst seviyeye çıkartarak sürdürülüyor. Bunun da çeşitli yöntemleri mevcut; bu yöntemlerden biri de inanca yönelik bazı çalışmalardır. Dersim’in doğa da sürdürülen inancı, bugün biraz daha kurumsal ilişkilerle asimile edilmeye çalışılmakta. Diğer yandan coğrafya barajlara boğuldu. Gençlerin çeşitli uyuşturucu maddelerle uyuşturulması için önünün açılması süreci işletiliyor. Dolayısıyla baktığımızda tarihsel bilinç, kültürel miras artık aktarılamıyor” şeklinde konuştu.

 DİL VE KÜLTÜR VURGUSU 

Yıllardır sürdürülen asimilasyon politikalarına karşı halkın verebileceği en büyük direnişin anadilleri ve kültürlerinde yaşaması olduğunun altını çizen Tekinoğlu, “İnsanlarımız kendine ait olandan vazgeçmemesi gerekir” ifadesine yer verdi.

 KAPANMAYAN YARA 

Dersim Katliamı’nın halen kapanmayan ve kanayan bir yara olduğunu söyleyen Tekinoğlu, “Bu yaranın kapanması için ancak bu yara ile hesaplaşması ile olur. Dersim’de yaşanan soykırımın hukuksal hesabının verilmesi ve her türlü kaybın tanzim edilmesinin önünün açılması gerekir. Dersim’de yerinden edilip altüst edilen yaşam, dil, kültür, inanç son derece negatif duruma düşmüştür. Bunun tekrar canlanması için gerekli olanakların açılması ve engellerin kaldırılması şeklinde olabilir” dedi. 

MA / Cengiz Özbasar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here