Söyleşi: Kemal Sağlam

Bağımsız Maden-İş Sendikası Örgütlenme Uzmanı Kamil Kartal, hayatı boyunca sendikal mücadele içinde yer aldı. Kartal, 13 Mayıs 2014’te Soma Katliamının yaşandığı günden bu yana bölgede. Katledilen maden işçilerinin aileleriyle dava süreçlerini takip etti, işçilerin hakları için mücadeleyi sürdürdü, 2018’de Bağımsız Maden İşçileri Sendikası’nın kuruluşunda rol aldı. Şu anda aynı sendikanın örgütlenme ve eğitim uzmanı. Kamuoyu Kamil Kartal’ı, tazminatsız işten çıkarılan ve alacakları ödenmeyen Somalı madencilerin Ankara’ya başlattığı yürüyüşle tanımıştı. Kartal’ın, kıdem ve ücret alacakları için yürümek isteyen Somalı maden işçilerinin, jandarma tarafından engellenmesinin ardından jandarma komutanına yönelik yaptığı ve  “öyle mi alay komutanı?” diye başlayan konuşması gündem olmuştu. 

Merhaba Kamil Bey, önce sizi tanıyarak başlayalım.

Merhaba, ben 1956 İstanbul Üsküdar doğumluyum. Aslım Artvin Şavşat. Nüfusum hala oraya kayıtlı.16 yaşından beri çalışıyorum, işçiyim. 18 yaşından itibaren iş yeri temsilciliği, şube yöneticiliği, şube başkanlığı yaptım. Daha sonra çeşitli sendikalarda; enerji iş kolunda, maden iş kolunda, basın iş kolunda yöneticiliklerim var. İki sendikada da başkanlık yaptım. Çok uzun süre de DİSK başkanlar kurulu üyeliği yaptım. Yaklaşık yedi senedir de yani 13 Mayıs 2014’’ten itibaren de   -katliamın olduğu günden beri-Soma’dayım. Soma’da maden işçilerinin örgütlenmesi doğrultusunda ve katledilen madencilerin aileleriyle birlikte ceza davalarının örgütlenmesi, ceza davalarının taşınması, mahkeme sürecinin organize edilmesi gibi süreçlerde çaba sarf ediyorum. Bir taraftan da Sosyal Haklar Derneğinin bölge temsilciliğini yapıyorum. Yani sonuç olarak yedi yıldır Soma’dayım. Evliyim. Üç çocuğum var, dört tane torunum var.

Ben size Soma’ya hoş geldiniz diyeyim. İyi ki gelmişsiniz. Ben Somalı olmama rağmen madenle ilgili çok bilgim yok ve birçok şeyi yeni yorumluyorum. Öğrenci olduğum dönemlerde yani 84-90 yılları arasında köyümüzde madende çalışan sayısı çok azdı. Bir iki kişiydi. Tütün işiyle uğraşırdık. Herkes memnundu.90’lardan sonra ne oldu, ne değişti birden herkes madene gitmeye başladı. Birden maden servisleri köye gelmeye başladı. Bu süreci biraz bize anlatır mısınız?

Soma’da madencilik çok eski. Önceleri özel bir şirket tarafından işletilirken, Deniz Baykal’ın Enerji Bakanlığına gelmesiyle bütün madenler kamulaştırıldı. Tabii Soma’daki maden de kamulaştırılıyor ve Türkiye Kömür İşletmeleri(TKİ) adı altında yeniden organize ediliyor. Önceleri Etibank üzerinden yürütülen maden, Türkiye çapında; Zonguldak ve havzası, Bartın, Karabük, Amasya, Amasra havzaları Türkiye Taş Kömürü İşletmeleri olarak organize ediliyor. Tabii bu dediğimiz havza çok eski bir havza 300 yıllık geçmişi var.

TKİ kurulduktan sonra da Soma ‘da kömür işletmeciliği gündeme getiriliyor –linyit üretimi-. 1974’lerden sonra da yani santralin kurulmasıyla beraber de kömürde üretim artışı gerçekleştiriliyor. Soma’nın kömürü linyit açısından en kaliteli kömür. Kalori oranı en düşüğünün bile 5000 kalori civarıdır. Deniş mevkiinde çıkarılan kömürün kalori oranı biraz düşük olduğundan oradan çıkan kömürde santralde yakılıyor. Özellikle Eynes, Karanlıkdere bölgeleri kömürün çok çok kaliteli olduğu bölgeler. Tabii buralarda ağırlıklı olarak kamu işçisi çalışıyor. Toplam 3500 çalışan söz konusu o zamanlar.  

Soma ve Kınık –Kınık her ne kadar İzmir’e bağlı olsa da Kınık Soma’yla birlikte konuşulur-buralar Bakır Çayı havzası diye geçer. Buralar tarım açısından bereketli topraklardır ve geniş bir arazidir. Bu ovanın yüksek kesimlerinde yani dağ köyleri diye bileceğimiz yerlerde tütün ağırlıktadır. Tütün uzun yıllar köylülerin geçim kaynağı olmuştur. Fakat daha sonraları tütün yasasında yapılan değişiklikle birlikte belli kotaların getirilmesiyle beraber buralardaki yani dağ köylerindeki emekçiler, özellikle genç emekçiler madene sürülmeye başlanır. Tam dediğimiz bu zamanlarda madenler özelleştirilmeye başlanır. 90’lardan başlayarak 2000’lere doğru madenlerde hizmet devri rödavans adı altında devirlerle madenler özel şirketlere peşkeş çekilir. Bu uygulama uzun dönem uygulanacak olan enerji politikalarıyla birlikte yapılır. Doğal olarak Soma’da zaten bir termik santral vardır ve dört santral daha gündeme getirilir. Bir tanesi Yırca ’da yapılmaya başlanır, Kolin tarafından. Yırca ’da toplumsal tepki ortaya çıkar hemen kamulaştırma iptal ettirilir. Fakat bu sefer de Kayrakaltı’nda Soma’nın neredeyse en verimli toprakları satın alınır. Köylüler iş vaadiyle kandırılır. Şu anda faaliyete geçmiş durumda. Hemen arkasından da 1200 megavatlık santral çalışması halen devam ediyor.

İşte demin dediğim gibi tarımın tasfiyesiyle gündelik geçimi elinden alınan köylüler madenlere sürülür. Tabii bu iş sadece Soma’daki gençlerle yürütmek mümkün olmadığından yoğun bir göç alır Soma. Elli altmış binlik bir nüfusa sahip olan Soma şu an 110 bin civarı. On beş bin nüfusa sahip olan Kınık şu an kırk binlerde. Bu dışarıdan gelen nüfusun özelliği ise hepsinin maden geçmişine sahip olmaları. Madencilik deneyimi olan bölgelerden gelmeleri. Kütahya, Ordu, Karabük, Zonguldak’tan insanlar ekmek için Soma’ya gelirler. Bizim tespitlerimize göre 51 ilden maden için Soma ‘ya gelen emekçiler var.

Geçmişte tarım tasfiye edilmeden önce yılda iki milyon ton kömür üretilirken TKİ tarafından şu an yılda 50 milyon ton kömür üretilmekte. Bu durum artarak devam etmekte. Şimdilerde Türkiye’nin en büyük teknolojik tam mekanize diye tabir ettiğimiz şirketler oluşmakta. Bir kaç tane oluştu bile. Bunlardan biri Demir Export, bir tanesi Ternez, bir tanesi Polyak diğeri de İmbat şirketleri. Ayrıca yeni Anadolu’ya ait maden ocakları var. İki ocakta hazırlık yapılıyor. Kolin şirketi de TKİ’nin bir açık işletmesinde faaliyet yürütüyor. Kayrakaltı’ndaki santrale kömür çıkarıyor. Onlarında bir yer altı işletmesi hazırlığı var. Yani demek istediğim önümüzdeki dönemler için yıllık 100 milyon ton üretim planlanıyor. Bu devasa ve korkunç bir şey. Daha fazla üretim daha fazla teknoloji bu da daha fazla meslek hastalığını gündeme getiriyor. İnsanların genç yaşta ciğerlerinin çürümesine neden oluyor. Geçmişte aşırı iş kazalarıyla insanlar katledilirken şimdi zamana yaydılar. Şu an pandemi koşullarında bile pandemi hiç yokmuş gibi üç vardiya üretim devam ediyor.

Kamil bey dediğinizde çok haklısınız. Bizim köy de dağ köyü. Tütüne kota koydular. Yaşıtlarım, ben den küçükler madene gitmek zorunda kaldı. Şirketlerin iştahları kabarınca da o malum katliama da zemin hazırlanmış oldu değil mi?

Ne kadar üretim, o kadar kar. Çıkarılan kömürlerde bir pazar sorunu söz konusu değil. Tamamını devlet satın alıyor. Çıkartılan ton başı ”köynen” diye tabir ettiğimiz taşıyla toprağıyla birlikte tartılıyor ve peşin parası alınıyor. Ne kadar kömür çıkarsa TKİ’ye teslim ediliyor.             

Eynes Kömür İşletmesi katliam süreci ilginç bir süreç. Biz dosyaya hâkim olduğumuz için biliyoruz. Oradaki temel sorunlardan biri yasadışı bir devir söz konusu. Siyasal iktidarın devşirme şirketlerinden biri olan Soma Kömür A.Ş. Bu şirketin o dönem için iki tane ocağı var. Bu ocak vardiyalarda 450 işçinin çalışacağı şekilde planlanıyor. TKİ’nin yaptığı bir ocak. Sonra Park Holdinge devrediliyor yani Ciner grubuna. Cinerler burada bir iki sene çalışıyor, ocağın tehlikeli olduğunu fark ediyorlar. Ciddi bir yatırım yapılmazsa önü alınmayacak kazalar meydana gelebilir diyerek Enerji Bakanlığına yazı yazıyorlar. Sonra da ocağı bırakıyorlar. Bundan sonra yasadışı bir devir teslim gerçekleşiyor. Hiç bir ihale yapılmadan bir protokolle ocak Soma Kömürleri A.Ş. ’ye veriliyor. Devrederken de bir anlaşma yapıyorlar: Yılda 1,5 milyon ton kömür olmak üzere 10 yılda 15 milyon ton kömür üretilecek diye. Burada yapılan rövadans da değil; hizmet satın alınması yöntemiyle yapıyorlar. Temizlik ihalesi yapıyorlar gibi veya bir yemek şirketiyle yemek alma anlaşması yapar gibi.  Bu hukuken mümkün değil ama yapıyorlar.

Bu ocakta iki tane temel sorun var. Biri  “A Panoları” dediğimiz yer. Bu panoda aşırı derecede grizu var. Yani metan yoğunluğu söz konusu. Bu metan gazını gidermek için bir Alman şirketle anlaşıyorlar. Yüzeyden bir sondajlama yapıyorlar ve makinelerle metanı tahliye ediyorlar. Daha sonra metan tahliye edildi diye öylece bırakıyorlar. Araç gereç falan var.

Diğer sorun ise bu ocağın 450 kişi çalışacak şekilde planlanması. Havalandırma sistemleri, galeri, ayakları hepsi 450 kişiye göre planlanıyor. Ancak her vardiyaya 1200 işçi sokuluyor. Doğal olarak da on yılda üreteceği kömürü 4 yılda üretiyor.     

Buraya dayı başları giriyor, taşeronlar giriyor, şirketin sigortalı işçisiymiş gibi giriyor. Ocağın her ayağını taşeronlar çalıştırıyor. Daha fazla kömür için özel bir sistem ortaya çıkarmışlar; “hadi hadi sistemi”. Yoğun bir baskıyla hiçbir önlem almadan çalışma yapıyorlar.

Esas sorun ise havalandırma sisteminin yetersizliği. Çok defa rapor ediliyor, planlama yapılıyor, projelendiriliyor MİGEM(maden İşletme Genel Müdürlüğü)’e gönderiliyor. MİGEM onaylıyor. Maliyetin TKİ tarafından karşılanması kararlaştırılıyor, asıl sahip o. Havalandırma için açılan bütün panolarda-biz bunlara S panosu diyoruz- üretim yapılıyor. Ölen işçilerin %95 ‘i bu panolarda ölüyor. Yani oraya hiçbir havalandırma sistemi yapılmıyor. Kömürü alıp güya orayı kapatacaklar. Bu işleri planlarken 25 -30 kişinin ölebileceğini öngörüyorlar. Yani ölümü kabul ediyorlar. Ve ortaya 301 gibi korkunç bir sayı çıkıyor.

Bir de sizinle Bağımsız Maden İş Sendikasını konuşalım. Eylemler, kazanımlar ve tabii o fenomen sözü-”öylemi alay komutanı”-  konuşalım.

Katliam sonrası bu ocaklarda çalışan 3000 ‘e yakın kişiye ücretli izin verildi. Şirket ve İşsizlik Fonu bu arkadaşlara ücretlerini ödedi. İnfiali bastırmak için tabii. Bu durum 6 ay kadar sürdü. Sonra 30 Kasım 2014 tarihinde 2831 işçinin iş akdi feshedildi. Tazminatların hemen ödeneceği söylenmesine rağmen sarı sendikanın devreye girmesiyle birlikte protokollerle tazminatlar yıllara bölündü. Önce 24 aya bölündü. Bu 24 ayın sadece üç ayı ödendi. Sebebi de Manisa’ya miting için gelen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tam üç kere geldiğinden. Mitingler bitince sözleşmeye uyulmadı. İkinci bir protokol daha yapıldı. Bu sefer 36 aya bölündü. Fakat yine bir kuruş ödenmedi. Yaklaşık altı yıl boyunca kimse tazminatını alamadı. Emekli olanlarında ödenmedi. Yaklaşık 4500 işçinin tazminatı ödenmedi. Mahkemelere gidildi, icraya gidildi yine de ödenmedi.

Sonra Başaran Aksu arkadaşımızın önerisiyle birlikte biz işçileri bir araya getirmek için çaba sarf etmeye başladık. Çeşitli toplantıların sonunda 5 Ekim 2019’da Ankara’ya bir yürüyüş başlattık.  Bu yürüyüşle Eynes’te çalışan arkadaşların –yaklaşık 3000 kişi- tazminatlarını ödettik. Diğer ocaklardaki arkadaşların taleplerini de bu esnada ilettik. Yeni bir yasal düzenlemeye ihtiyaç var dediler. Önceki kazanımı emsal gösterip dava açtık yine Eynes içinden birçok arkadaşın tazminatlarını ödettirdik. Diğer işçilerin de bir araya gelmesini sağladık. Bu kazanımlar sırasında düzenlemenin mart ayı içerisinde yapılacağı söylendi. Fakat pandemi bahane edilerek gündeme bile getirilmedi. Arkadaşları bu süreçte bir araya getirmeye çalışırken sarı sendika ve AKP milletvekillerinin devreye girmeleriyle Uyar Madencilikteki arkadaşları ayırdılar. Sarı sendika organize etmeye kalktı başaramadı. Yine biz üstlendik. Çeşitli hazırlıklardan sonara 12 Ekim 2020 tarihinde Ankara’ya ikinci bir yürüyüş başlattık. Aynı zamanlarda Ermenek’te de işçiler eylemdeydi. Soma’dan çıkışımız engellendi. Biz de maden şehitlerimizi ziyaret edeceğiz diyerek mezarlığa yürüdük. Mezarlığı ablukaya aldılar. Beş gün mezarlıkta kaldık. Sonra bir organizasyonla ablukayı atlatıp yürüyüşe devam ettik. Gecenin bir yarısı Salihli’ye vardık. Orada gözaltına alındık. İşte biliyorsunuz o “öylemi alay komutanı ”konuşması orada gerçekleşti. Bir yasal işlem yapılmadan serbest bırakıldık. Anlaşma sağlanana kadar bize Salihli’de bir çay bahçesinde kalmamıza izin verdiler. Orada bir hafta kaldık. Özlem Zengin’le bir görüşme gerçekleştirdik. Soma’ya dönersek bu meseleyi çözeceğine dair bize söz verdi. Biz çözülmeden geri dönmeyeceğimizi ifade edip öneri olarak ilk eylem yerimiz olan Çam(Soma Kırkağaç arasında bir mesire yeri)’da bekleyeceğimizi söyledik. Kabul ettiler ama Çam’a girişimiz engellendi. Akşam Valiliğin talimatıyla pankart asmama ve sınırlı sayıda kişi bulunması gibi ifadelerle on gün kalabileceğimizi söylediler. Fakat bu sürede sorun yine çözülmeyince biz tekrar yürüyüşe geçtik. Gözaltılar oldu, yollar kesildi. Bu sırada şehirlerarası yollarda yürümek serbesttir diye AYM bir karar verdi. Pandemiyi gerekçe gösterdiler. Biz yine de yola çıktık. Gölmarmara’ya vardığımızda Manisa Valisi arayıp bizimle görüştü. Bu görüşmede Bakanlığın bizimle görüşeceğini hatta Süleyman Soylu ’nun bizi ziyaret edeceğini söyledi. Enerji Bakanlığının değil de İçişleri Bakanlığının bizimle görüşecek olması ilginç olsa da nedeni güvenlikmiş. Çok ses getirdiğinden kayıtsız kalamadılar ve güvenlik sorunu olarak gördüklerinden bize Gölmarmara’da bir spor salonu tahsis ettiler. Bakanla bir görüşme gerçekleştirdik. Sorunun çözümü konusunda söz verdi. Bir komisyon kuruldu. Görüşmelere gittik. Plan ve bütçe görüşmelerine meclise davet ettiler orada bir konuşma yaptık. Sonra yasal düzenleme oldu. Uyar madencilik hariç diğer arkadaşların sorunları çözüldü. Uyar Madencilikle ilgili Süleyman Soylu’nun sözü var. Aynı şekilde Ermenek içinde çözüm sözü verildi ama hala bir gelişme yok. Mayıs ayı içerisinde yasal bir düzenlemeyi gündeme getireceklerini ifade ediyorlar. Toplamda 700 arkadaşın alacağı kaldı. Bağımsız Maden İş sendikası olarak takipteyiz.

Bu pandemi koşulları karşımıza iki şeyi çıkarttı. Biri; sermayenin her koşulda çarklarını döndürebilmek için yoğun bir çaba sarf ettiğini gördük. Diğeri de sermayenin bu istencine her türlü imkân ve olanağı yaratmak için siyasal iktidarların çabalarını yaşayarak gördük.

Sonuç olarak eğer sermaye her koşulda üretim zincirlerini devam ettirecekse o zaman sendikal hareketlerin de her koşulda sermayenin saldırılarını göğüsleyebilecek ve onların olumsuzluklarını ortadan kaldırabilecek örgütlenmeye ve yeni formatları gündeme getirme zorunluluğu var. Buna hazırlık yapmak gerekiyor.                         

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here