İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisinin yaz aylarını kapsayan iş cinayetleri raporlarında mevsimlik işçilerin ölümü dikkat çekiyor. Tarım iş kolunda, önemli bir kısmı kadın olmak üzere her yıl yüzlerce işçi hayatını kaybediyor. Mevsimlik tarım işçileri en fazla bir ilden başka bir ile çalışmaya giderken yaşamını yitiriyor. Tarım işçilerinin zor koşullar ve ölüm arasında çalıştığını dile getiren İSİG Meclisinden Murat Çakır, daha iyi koşullar ve iş cinayetlerinin önlenmesi için örgütlü olmak gerektiğini vurguladı.

Evrensel’den Eren Ergine’nin haberine göre; kamyon ve römork kasalarında sadece toplanan hasat değil, Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinden ekmek parası için yollara düşen mevsimlik işçiler de taşınıyor. Hiçbir trafik denetimine takılmadan tıklım tıklım doldurulan “servislerde” taşınan mevsimlik tarım işçilerinin ölüme giden yolculuğunu iktidar yetkilileri görmüyor. Yaşanan iş cinayetlerine ve zor çalışma koşullarına rağmen mevsimlik tarım işçilerinin çalışma koşullarını kolaylaştıracak bir adım da atılmış değil.

“Her yıl 400-500 tarım emekçisi hayatını kaybediyor”

İSİG Meclisinden Murat Çakır, nisan ayı ile beraber Türkiye’nin dört bir yanından tarım iş kolunda iş cinayetleri haberlerinin gelmeye başladığı ifade etti. Çoğunluğu mevsimlik tarım işçisi olmak üzere her yıl 400-500 tarım emekçisinin hayatını kaybettiğini tespit ettiklerini aktaran Çakır, “Oysa özellikle ulaşıma dair alınabilecek önlemlerle tarımdaki iş cinayetlerinin büyük bir çoğunluğunun önlenebileceğini biliyoruz” dedi.

Cumhuriyet döneminden beri mevsimlik tarım işçiliğinin olduğuna dikkat çeken Çakır, “Öncelikle mevsimlik tarım işçiliğinin farklı biçimleri var, onları açıklamak gerekiyor. Birincisi kendi bölgesinde çalışan yerli mevsimlik tarım (tarla-bağ bahçe) işçileri. İkincisi bir tek bölgeye giderek oraya bir mevsim boyunca yerleşen tarım işçileri, örneğin Urfa’dan Adana’ya pamuğa giden tarım işçileri. Üçüncüsü ise gezici mevsimlik tarım işçileri. Mersin’de bir iki hafta boyunca seralarda portakal limon toplayıp sonra Aydın’da tütün, Balıkesir’de çilek, Adapazarı’nda Ordu’da fındık, dönüş yolunda da Yozgat’ta nohut topluyor” diye konuştu.

Kadınlar 18 saat çalıştırılıyor; daha az ücret ödeniyor

Üçüncü grubun, yani gezici tarım işçiliğinin 1990’lardan önce nadir görüldüğünü belirten Çakır “1990’lı yıllarda köy yakmalar ve özellikle 2008 ekonomik krizi sonrası büyük bir artış gösterdi. En kötü çalışma koşullarına maruz kalan gezici tarım işçilerini topraksız köylülerin yanı sıra geçinemeyen küçük üreticiler ve ortakçılar (ve mülteciler/göçmenler) oluşturuyor. Gezici tarım işçiliğinin en çok görüldüğü şehirler ise Adana, Adıyaman, Hatay, Urfa ve Düzce’dir” dedi.

Çalışma ve yaşam koşullarının zorluğundan en çok etkilenen kesimin ise kadınlar ve çocuklar. Çadır işleri, çocuk bakım işleri de dahil diğer işler tamamen kadının üzerinde. Kadınlar neredeyse günlük 16-18 saat süren mesaileri var. Çakır, “Tarımda kadın işçiler toplam istihdamın neredeyse yarıdan çoğunu oluşturuyor. Kadın tarlada çalışmanın yanı sıra ev içindeki işleri de üstlenmiştir. Ayrıca emeğinin karşılığı olan ücretinin denetimi kendinde değil aile otoritesi olan babaları ya da eşlerindedir. Ücreti erkekten düşüktür. Yine çocuk emeğini de değerlendirirken bu mevcut durumdan ayrı bakmamalıyız” dedi.

Güvencesiz, insanlık onuruna aykırı koşullarda çalıştırılıyorlar

Mevsimlik tarım işçilerine dair yasal düzenlemelerin ise neredeyse yok denecek kadar az ve yetersiz. Sigortasız güvencesiz çalışan tarım işçilerinin kendi sigorta primlerini ödemeleri gerekiyor. Çakır şunları söylüyor: “Mevsimlik tarım işçileri kurulan çadır kentlerde kalıyor, çadır kentlerin durumu ise televizyonların verdiği gibi değil. Yerel halkla görüşmeyi engelleyen yani fiziksel olarak tecrit edilen tarım işçileri barınma, beslenme, altyapı gibi olanaklardan yoksun bulunuyor. Yine çocuklar eğitim imkanına sahip olamıyor. İşçiler kapalı kasa kamyonet, traktör römorku gibi uygun olmayan koşullarda taşınıyor ve her yıl yüzlerce tarım emekçisi yollara savruluyor. Çalışma saatleri günde ortalama 12 saattir. Oysa mevsimlik tarım işçilerinin çalışma ve sosyal hayatlarının iyileştirilmesi, ulaşımı gibi genelgeler çıkarılmasına rağmen devlet kendi yasalarına uymamaktadır.”

“Yüz binlerce tarım işçisi en ağır sömürü koşullarıyla karşı karşıya”

Mevsimlik tarım işçiliğinde yüzlerce işçiye aracılık yapan ve her işçinin yevmiyesinden ortalama yüzde 10 pay alan dayıbaşları da “Tarımdaki taşeron” diye adlandıran Çakır şunları söyledi: “Dayıbaşı akrabalık, köylülük vb. ilişkiler vasıtasıyla işçilerle kurduğu feodal güven ilişkisi üzerinden tarımdaki üretim sürecinin denetimini gerçekleştirir.

Yaşanan iş cinayetlerine ve güvencesiz çalışma koşullarına karşı çözümün işçilerin örgütlenmesinde olduğunu belirten Çakır “Tarım iş kolunda çalışan işçiler sigortasız ve örgütsüz durumda. Oysa yüz binlerce işçi en ağır sömürü ve yaşam koşullarıyla karşı karşıya. Bu noktada atılan olumlu adımlar (Adana ve Mersin’de) çoğaltılarak bütünsel bir karşı duruş oluşturulmalı diye düşünüyorum” dedi.

Çocuklar eğitime ulaşamıyor; tarlalarda çalıştırılıyor

Tarım işçileri aileleriyle beraber geldikleri kentlerde ailece çalışıyor. İşçiler, çocuklarının kendileri gibi yoksulluğa itilmemesi için “Onlar da bizim gibi çürümesin, okusun” deseler de eve giren ücretin artması için çocuklar tarlalarda çalıştırılıyor. Eğitime ulaşmada yıllardır dezavantajlı olan çocuklar pandemi günlerinde de internet ve tablete ulaşımları olmadığı için eğitimin tamamen dışında kalmışlardı.

6 ayda 159 tarım-orman işçisi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti!

İSİG Meclisinin verilerine göre 2021 yılının ilk 6 aylık bölümünde en az 1115 emekçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Tarım-orman işkolunda 159, inşaat-yol iş kolunda 150 işçi hayatını kaybederken vefat etme nedenlerine bakıldığında yüzde 34’ünü Koronavirüse bağlı nedenler oluşturdu.

Haziran ayında ise tarım iş kolunda 28 üretici, 15 işçi hayatını kaybetti.

Bir Cevap Yazın