Makale Telgrafın Telleri

Tırşikçi kapitalistler ve Dünya Öpüşme Günü- Sevilay Çelenk

Park ve bahçelerde öpüşmek yasak ama memleketin her köşesinde “öpülmek” serbest! Tırşikçi kapitalistler en son tütün üreticilerini öpmeye kalkmışlar…

Bugün biri Türkiye gündeminden diğeri de küresel gündemden olmak üzere iki güzel konu nur topu gibi önümde duruyor. Nur topunu başta bitişik yazmıştım, meğer ayrı yazılıyormuş. Bence TDK akıllı olsun… Kafasına göre ayırıp birleştirmesin. Öyle ya, kartopu bitişik ama nur topu ayrı. Sebep?

Birinci konumuz Adıyaman ve Malatyalı tütün üreticilerinin direnişinin sembolü olan şu muhteşem slogan: “Tırşikçi kapitalistlere hayır!” Olayı zaten biliyorsunuz ama bilmeyenler için güzel bir yazı şu linkte mevcut.

Evde misafirim var. Haberleri filan askıya almış, mutfağa paspas olmuşum. Sloganı bir toplantıda duydum, toplantı esnasında bir yandan da eve geçince ne yemek yapacağımı düşünüyordum. Ona göre alışveriş yapacaktım. Bu nedenle ilk refleksim “Bugün de tırşik mi yapsam?” diye düşünmek oldu. Muhteşem sloganı ve tütüncülerin yol kapatma eylemini layıkıyla kavramam bu nedenle biraz zaman aldı. Fakat anlayınca da bütün havam birden değişti. Dediğim gibi birkaç gün boyunca gündemi boşladığımdan slogan da az kalsın gözümden kaçacakmış. Şükür ki salı günü HDP Parlamento Kadın Grubu toplantısına katıldım. Kadınların inadı, isyanı ve heyecanı yanında, oradaki arkadaşların sözünü etmesiyle haberdar olduğum slogan da ruh çökmesinin içinden çekip çıkardı resmen.

Geçen hafta yazı bile yazamamıştım. Çökelmiş ruhum diş apsesi olarak yanağımdan fırlamıştı. Olmaz demeyin ruhunuza çökülünce en çok dişler zarar görüyor. Dişini sık sık nereye kadar? Birikmiş duygularınız slogan olarak çıkamıyorsa böyle apse yapıyor. O yüzden de Meclis’ten eve dönerken yol boyunca dişimi sıkmak yerine “Jin Jiyan Azadi,” “Tırşikçi kapitalistlere hayır” diye diye kısık sesli sloganlarla yürüdüm. Çenem baya bir rahatladı. Allahtan maske takıyoruz da kendi kendine konuşarak yürümek artık sorun olmuyor. Evde de gün boyu karşıma kim çıktıysa ona yerli yersiz “Tırşikçi kapitalistlere hayır!” dedim durdum.

Sloganın sahibi tütün üreticisi arkadaş bir Rus romanından fırlamış gibi pos bıyıklı ve güleç yüzlü, ki pos bıyığın güleç yüzle bir arada olmasını en son Ekim Devrimi illüstrasyonlarında görmüşlüğüm var. Çünkü pos bıyık genellikle yer çekimine uygun biçimde yüzü düşürüp asık suratlılıkla sonuçlanıyor. Gülüşü kurtarmak için yer çekimine filan meydan okuyan tarihsel bir olay lazım geliyor kısacası… Mehmet Efe Dindar adlı arkadaş bir çırpıda çırptığı bu güzel sloganın ezilmiş bir proleterin bir anlık patlaması olduğunu söylemiş. “Birikmiş duyguların ortaya çıkardığı bir slogandı. Gelen vuruyor, giden vuruyor” demiş. O birikmiş duyguları çok iyi biliyoruz, hepimizin tırşikçi kapitalistler tarafından çökülmüş ruhuna tercüme oldu. Allah tuttuğunu altın etsin…

Anladığım kadarıyla son yazımda okuyucuyu biraz zorlamışım… Bu yüzden bu hafta biraz esneme hareketi yapalım dedim. Dün ne yazsam diye düşünürken, genellikle Biritiş Sarayı yazıları için dürtükleyip duran bir arkadaşım, “Dünya Öpüşme Günü” olduğunu hatırlattı. Şu linki göndererek “Sen buradan bir malzeme çıkarırsın” dedi. Yazıda öpüşmenin tarihinden de söz ediliyor. Söz konusu tarihin bu coğrafyada da çalışılması lazım. Bir çocukluk hatırası bana böyle söylüyor. Mahallemizin kadınlarının Dallas izledikten sonra Ewing ailesinin fertleri Lucy, Pamela ya da Ceyar’ın partnerleriyle öpüşmelerini kıkır kıkır etüt ettiklerini hatırlıyorum. Bilhassa Fransız öpücüğü modeli onları epeyce güldürüyor ve şaşırtıyordu.

Demek ki öpülmek ya da öpüşmenin farklı kültürlerde farklı tecrübelere tekabül etmesi söz konusu. Fakat günümüzde öpüşme manasında değilse de “öpülme” söz konusu olduğunda Ardahan’dan Edirne’ye epeyce ortaklaşmış bir kültürümüz de var nihayetinde. Dünya Öpüşme Günü haberini duyar duymaz da aklıma gelen mütemadiyen “öpüldüğümüz” oldu. Bebeklikten başlayarak o çocuklar niye öyle şapur şupur öpülüyor? Vatan toprağı da anaların ayağının altı da milletin yanağı da öpülüp duruyor. Siyasi (ve ekseriyetle sağ) iktidarlar tarafından mütemadiyen “öpülmeye” alıştırılıyoruz. En son elektrik, yol, su ve gaz zamlarıyla öpüldük. Park ve bahçelerde gençlerin cıvıldaşması ve öpüşmesi yasak ama memleketin her bir köşesinde “öpülmek” serbest! İşte tütün tarımına getirilen yasak da bunun göstergesi. Tırşikçi kapitalistler en son tütün üreticilerini öpmeye kalkmışlar…

İşte görüyorsunuz, böyle alakasız iki konu birbirine bir şekil bağlanıyor. Bir konuyu diğerinden ayıramıyoruz. Bir tarafta “Tırşikçi kapitalistlere hayır” diyen emekçi arkadaş, öte tarafta milleti orada burada kıstırıp öpmeye kalkan “İktidarlar Partisi.” Gel de yazma. Oysa sadece “Tırşikçi kapitalistlere hayır” demenin dayanılmaz güzelliğinden söz etmekle yetinecektim bugün. Fakat olmuyor, sadece AKPMHP iktidarı değil, muhalefet de bizi “öpmeye” kalkıyor. İkisini birden yazmak şart oluyor böylece.

CHP de tabiri caizse milleti öpmelere doyamıyor bu ara. Mesela Kılıçdaroğlu’nun Deniz Baykal açıklaması var ki hiç girmeyelim bu konuya, çünkü değil yazmak hatırlamak bile diş apsemi zonklatıyor… Fakat o da yetmedi, dokunulmazlıkların kaldırılması konusunu bütünüyle şahsi alması da ayrı bir gündem oldu. Bir baktık dokunulmazlığının kaldırılması girişimi karşısında “Hemen kaldıralım dokunulmazlığımı, birlikte yapalım!” diyor. Meydan okuyor. Sanırsın bu konu sadece şahsıyla ilişkili. Bu konuyu Ertuğrul Kürkçü epeyce sert ama çok da düşündürücü biçimde açıkladı. Dokunulmazlığa atıfla “Koruyucu kalkanını çatışmaya bile girmeden hasmına teslim ediyor” dedi.

Doğruya doğru. Kılıçdaroğlu vakti zamanında toplumu alçakgönüllü bir uygarlığın inşasına çağırdığında nasıl heyecanla “Kılıçdaroğlu’nun cumhuriyeti tırşikçilere bırakmayacağını” ifade eden bir yazı kaleme aldıysam bugün de yazacağım. Kimse darılıp gücenmesin. Bizim oralarda tırşiğe “tırşik” denir.

Dokunulmazlığını Kılıçdaroğlu AKPMHP ile “birlikte kaldırdığında” ne olacak sanıyoruz? Cezaevlerini yine esasen kimler dolduracak? Elbette olan yine haklarında CHP’den kat be kat fazla fezleke bulunan HDP’lilere olacak. Kılıçdaroğlu’nu şu konjonktürde cezaevine mi koyacaklar? Oradan kahramanlar gibi çıkmasını istiyorlarsa yaparlar tabii ama şu ara buna hiç ihtimal vermem. Kısacası yine Kürtleri ve HDP’yi öpmek istiyorlar bacım. Kılıçdaroğlu da -belki hiç böyle bir niyeti yok ama- “Buyrun birlikte öpelim” demiş oluyor. Türkçesi budur.

Dün ayrıca sosyal medyada gece saatlerinde CHP’nin Cumhurbaşkanı adayının Kemal Kılıçdaroğlu olduğunu söyleyen bazı açıklamalar da oldu. CHP Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu partisinin Çankaya İlçe Başkanlığının açılışında bunu söyledi. Açıkçası bu söylenti bir zamandır var. Gerçekten de neden olmasın? Hele de güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönülecekse, bu geçiş süreci bakımından Kılıçdaroğlu en makul adaylardan biri olur. Her ne kadar seçim kazanma hem de Erdoğan’a büyük oy farkı yaparak kazanma bakımından Ekrem İmamoğlu’nun şansının daha yüksek olacağını düşünüyorsam da onu “icracı” olarak gören ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denen sistemin nimetlerinden parlamenter sistem lehine vazgeçmeyeceğini düşünenler de var. Aynı fikirde değilim. Üç çocuğu olan ve hayatla, “mutluluk” temelinde ilişki kurmakla arasının iyi olduğunu çeşitli biçimlerde göstermiş, bir bardak suda skandal kovalayanlara eyvallah etmemiş bir adam, köşesinde çiçek gibi cumhurbaşkanlığı yapmaktan niye gocunsun. Daha neyin icrası?

Tabii bunun tam tersi bir tablo da bence gayet mümkün ve makuldü. Kılıçdaroğlu siyasal muhalefetin HDP dahil tüm bileşenlerinin açık desteği aranırsa rahatlıkla cumhurbaşkanı seçilebilirdi ve İmamoğlu da güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişle birlikte iyi bir başbakan olabilirdi. Bu senaryoda tek risk ceberut bir sağ siyaset blokun HDP’ye karşı sürdürdüğü dışlayıcı ve ırkçı söylemin yanına, Kılıçdaroğlu’na karşı mezhepçi saldırganlığı eklemesi olurdu. Hoş, bunun üstesinden gelmiş, Kürtlük ve Alevilik üzerinden sürdürülen istismar siyasetine Kılıçdaroğlu’nu seçerek dur demiş, diğer bir deyişle “Tırşikçi kapitalizme hayır!” demiş bir Türkiye çok güzel olmaz mıydı? Olurdu…

Kuşoğlu’nun açıklaması bunları düşündürdü. O halde sıkıntı ne? Sıkıntı başka bir senaryonun da yine sosyal medyada dolaşıp durduğunu görüyor olmamız. Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayının Kılıçdaroğlu, güçlendirilmiş parlamenter sistemin başbakanının da Akşener olduğu senaryo… Eğer bu senaryo gerçekten söz konusuysa, Millet İttifakı’nın HDP’yi açıkça kapsayan bir ittifaka yanaşmayacağını kestirmek zor değil. Zaten yanaşmıyor. HDP’nin de böyle bir ittifak içinde yer almak gibi bir hevesi hiç yok. Fakat bir demokrasi bloku oluşturmaya yanaşılmaması ve HDP’nin kapalı biçimde desteğinin aranması eğilimine cevabını da her türlü verdi. Mithat Sancar da Selahattin Demirtaş da parti tabanı da partiye yakın entelijansiya da söylenmesi gerekeni söyledi. Buna rağmen senaryo böyleyse, 2023’te de sonrasında da AKP ile devam edileceğine kesin gözlüyle bakabiliriz. Bence Özer Sencar’ın şu söyleşide yorumladığı tablo bile bunu söylüyor.

Gelin görün ki Millet İttifakı bambaşka bir rüya görüyor ve muhalif entelijansiya içinde bile bu basit hakikati görmeyen çok… Oysa parti kapatma gündeminin olduğu, parti kapatma AKPMHP iktidarını sürdürme amacı bakımından elverişli olmazsa HDP’yi içeriden bölecek elverişli koşulları yaratma yönündeki çabanın açıkça gözlendiği bir zamanda, her adım enine boyuna düşünülmeli bence. Dünya öpüşme gününde, Kılıçdaroğlu ve Akşener senaryosuna bakıp enine boyuna düşündüğümde, “Bizi yine öpmek istiyorlar” dedim ben. Fakat hiç kolay değil de dedim… Kürdün kültürü biraz farklıdır. Kürtler çocuklarını bile öpüp durmaz, olur olmaz yakın temastan hoşlanmazlar…

Dikkat etsinler de AKPMHP bloku bir yolunu bulup yine Millet’i öpmesin…

G.Duvar


Sevilay Çelenk Kimdir?
Sevilay Çelenk Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümünde öğretim üyesi iken barış imzacısı olması nedeniyle 6 Ocak 2017 tarihinde 679 sayılı KHK ile görevinden ihraç edildi. Lisans eğitimini aynı üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünde 1990 yılında tamamladı. 1994 yılında kurulmuş olan ancak 2001 yılında kendini feshederek Eğitim Sen’e katılan Öğretim Elemanları Sendikası’nda (ÖES) iki dönem yönetim kurulu üyeliği yaptı. Türkiye’nin sivil toplum alanında tarihsel ağırlığa sahip kurumlarından biri olan Mülkiyeliler Birliği’nin 2012-2014 yılları arasında genel başkanı oldu. Birliğin uzun tarihindeki ikinci kadın başkandır. Eğitim çalışmaları kapsamında Japonya ve Almanya’da bulundu. Estonya Tallinn Üniversitesi’nde iki yıl süreyle dersler verdi. Televizyon-Temsil-Kültür, Başka Bir İletişim Mümkün, İletişim Çalışmalarında Kırılmalar ve Uzlaşmalar başlıklı telif ve derleme kitapların sahibidir. Türkiye’de Medya Politikaları adlı kitabın yazarlarındandır. Çok sayıda akademik dergi yanında, bilim, sanat ve siyaset dergilerinde makaleleri yayımlandı. Birçok gazetede ve başta Bianet olmak üzere internet haberciliği yapan mecralarda yazılar yazdı.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir