Eğitim Haberler Manşet

Türkiye’de milyonlarca kişinin kullandığı Kürtçe kamu desteğinden yoksun

Kürtçeye yönelik asimilasyon politikalarına karşı aktif siyaset kararı alan HDP Kürtçe Yol İzleme Komisyonu’nun sözcüsü Dersim Dağ, her evde Kürtçe konuşulması gerektiğini belirtti. Halkların Demokratik Partisi (HDP), geçtiğimiz yıl 21 Şubat Dünya Anadil Günü’nde “Kürtçe Yol Haritasını İzleme Komisyonu” kurarak, anadilde çalışmalar yürüttü. HDP’nin 4’üncü Büyük Olağan Kongresi’nde ise Kürtçe üzerinde artan baskı, asimilasyon politikalarına karşı mücadele etmek ve anadilde eğitimin sağlanması konularında aktif bir siyaset yürütmek konularında karar aldı. 

 PARTİNİN KADEMELERİNE KURS 

Parti içerisinde Kürtçe’nin yaygınlaşması, kamusal alanda aktif kullanılması için alınan kararlaşmanın ardından bunların takip edilmesi için de Kürtçe Yol Haritasını İzleme Komisyonu kuruldu. Komisyon kurulduğu günden bu yana dil mücadelesi yürüten sivil toplum örgütleriyle dayanışma içerisinde bulundu. Parti içerisinde il, ilçe yöneticilerinden, Parti Meclisi’ne (PM) ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinden milletvekillerine partinin organlarında bulunan tüm yapısına yönelik Kurmanci ve Zazakî dil kurslarını başlattı. Meclis’te ise soru önergeleri, araştırma önergeleri, kanun teklifleri ve Meclis kürsüsünden anadilde eğitim, Kürtçe üzerindeki baskılar, kamusal hizmetlerde çok dillilik çalışmalarını aktif olarak yürüttü. Kürtçe Yol Haritasını İzleme Komisyonu’nun yürüttüğü çalışmalarını ve yol haritalarına ilişkin komisyonun sözcüsü Dersim Dağ, değerlendirmelerde bulundu.  Kürtçe Yol Haritasını İzleme Komisyonu’nun partilerinin çok dillilik ve çok kültürlülük esasına bağlı olarak kurulduğunu kaydeden Dağ, komisyonun temel hedefinin dil mücadelesinin kamusal alanda, örgütsel yapıda, eğitim alanında ve parlamentoda koordineli bir şekilde yürütülmesi için bütün süreçlerin takibini yapmak olduğunu belirtti. Anadilin bir toplumun kimliğini, varlığını sürdürebilmesi için hayati bir önemde olduğunun altını çizen Dağ, dillerin varlığının sürdürülebilmesi için kamusal bir desteğe ihtiyaç olduğunu vurguladı.

 KİMLİKSİZLEŞTİRİLME POLİTİKASI 

 Türkiye’de milyonlarca kişinin kullandığı Kürtçe’nin kamu desteğinden yoksun bırakılmasının yanı sıra sürekli engellemelere maruz kaldığına işaret eden Dağ, “Cumhuriyetten beri Kürtler; sistematik bir şekilde sosyal, kültürel ve dilsel kırıma uğruyor. Türkiye hükümetleri, Kürtçeye dönük asimilasyon ve baskı politikalarından hiç vazgeçmedi. Partimizin Kürt dilinin gelişimi ve ilerlemesi adına yapılan tüm çalışmaları zorbalık ve kanunsuz uygulamalarla engellenmeye çalışıldı. Devlet geleneği olan asimilasyon politikaları, günümüzde AKP-MHP iktidarının yönetsel aygıtına dönüşmüş durumda. Amaçlanan Kürtçeyi toplum içinde konuşulan bir dil olmaktan çıkartıp Kürtleri kimliksizleştirmektir” diye belirtti. 

ASİMİLASYON 

 HDP olarak çok dilliliği desteklediklerini ve kaybolmaya yüz tutmuş birçok dilin eğitimde, siyasette, kamuda hatta hayatın her alanında yer almasını savunduklarını anlatan Dağ, “Asimilasyonist ve baskıcı politikalara karşı en büyük sorumluluğumuz Kürtçeyi daha ileriye taşımaktır. Hayatın her alanında Kürtçeyi öncelik haline getirmek istiyoruz. Kürdistan’da hâkim siyaset dilinin Kürtçe, illerin özelliklerine göre Arapça ve diğer halkların dillerinin tercih edilmesini önemli buluyoruz” dedi.

 UNESCO’YA RAPOR 

Komisyon aracılığıyla partili çalışanlara yönelik Kürtçe öğrenme seferberliği başlattıklarını anlatan Dağ, “Mezopotamya Dil ve Kültür Araştırma Derneği (MED-DER) ile birlikte bütün parti yapımıza dönük Kirmançkî/Zazakî ve Kurmancî dil kurslarını başlattık. 2021 yılının Mayıs ayında birinci devre eğitimler tamamlandı. Kurslarımız yüzlerce arkadaşımızın katılımıyla aktif bir biçimde devam ediyor. Birçok kez vekilimiz Meclis kürsüsünden dil yasaklarını ve baskılarını teşhir etmiş, yasak ve baskılara dikkat çekmek için Meclis’te açıklamalarını Kürtçe yapmışlardır. 25’in üzerinde sivil toplum örgütü, yayınevi, dil kurumu, baro ve basın kuruluşuyla görüşmeler gerçekleştirerek karşılıklı koordinasyonun ve dayanışmanın geliştirilmesi için çalışmalarda bulunduk. UNESCO’ya Türkiye’deki anadil yasaklarının, asimilasyon politikalarına karşı öngördüğümüz çözüm önerilerimizi rapor halinde sunduk. Tüzük ve programımızda da belirtildiği gibi partide ve kamuoyunda dil alanının ciddi bir politik mücadele alanı olduğuna dair bir farkındalık yaratmak için çalışmalarımızı yürütmeye devam edeceğiz” diye konuştu. Yaptıkları kurslara 650’ye yakın kişinin katıldığını dile getiren Dağ, kursların “başlangıç düzeyi, birinci kademe, ikinci kademe ve üçüncü kademe” olmak üzere dört kademede açıldığını ve 10’dan fazla öğretmenin katıldığını belirtti. Kürtçe eğitim seferberliğinin halk buluşmalarına, etkinliklerde Kürtçe konuşmada olumlu etkilerini de gördüklerini ifade eden Dağ, “Bölge halkının anadili Kürtçe, doğal olarak halk, kendisini temsil edenin de Kürtçe bilmesini, konuşmasını istiyor. Derdini, sevincini, hüznünü kendi dilinde anlatmak, yaşamak istiyor” dedi. 

‘TEKÇİ ANLAYIŞ AKP İLE SÜRÜYOR’ 

Kürt ve Kürtçe’ye tahammülsüzlüğün artarak devam ettiğine dikkati çeken Dağ, “Kürtçe yayın yapan gazete, TV, dergi ve internet siteleri yasaklanıyor, engelleniyor. ‘Kürt müziği’ gerekçesiyle konserler iptal ediliyor, izin verilmiyor. Birçok Kürt sanatçı gözaltı ve tutuklama tehdidi ile karşılaşıyor. Kürtçe oynanan tiyatrolar engelleniyor. Mecliste Kürtçe ‘Bilinmeyen bir dil’ olarak kayıt altına alınıyor. Kürt diline reva görülen yasaklama ve saldırı konsepti, Türkiye’nin kuruluşundan beri yarattığı tekçi politikasından ayrı düşünülemez. Demokratik ve halk temelli bir anlayışa evirilemeyen cumhuriyet, tekçi anlayışını AKP ile sürdürüyor” ifadelerini kullandı. 

DİL TRAVMASI

 “Kürtler bu ülkenin her karış toprağında var” diyen Dağ, şunları ekledi: “Bu ülkenin her noktasında Kürt kanı, Kürt emeği var. Şiddetle öğretilen bir resmi dil gerçeği ile karşı karşıyayız. Kürt çocukları dışlana dışlana eğitim görüyor, öğretmenlerden dayak yiye yiye kendi dilleri dışında bir dile maruz bırakılıyor. Her Kürt çocuğunun dil ile ilgili bir travması var. Bu durum pedagojik sorunlar yarattığı gibi aynı zamanda Kürtlerin varlığına kast etmektir de. Bu anlayışı kabul etmiyoruz. Kendi dilimizde konuşmak, eğitim almak en temel hakkımızdır. İktidarın ikiyüzlü politikası Kürtçe seçmeli derslere olan yaklaşımında görüldü. 2012 yılında seçmeli ders statüsüne giren Kürtçe, geçen 10 yılda, henüz ataması yapılan Kürtçe öğretmen sayısı 70’tir. Milyonlarca Kürt öğrenciye 70 öğretmen atanıyor. Bunun adı pişkinlik değilse nedir? Öğretmen ataması, materyal hazırlığı yapmadan nasıl bu dersi vereceksin? Kürt Dili ve Edebiyatı alanında mezun olan 500 öğretmen atanmayı bekliyor. Dolayısıyla eğer samimi bir yaklaşım isteniyorsa öncelikle Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu öğretmenlerin atamasının yapılması gerekiyor.

” ‘KÜRTÇE KONUŞULMALI’

 Tüm bunlara karşı atölyelerini sürdüreceklerini de aktaran Dağ, “Dil kültürel bir mesele olduğu kadar aynı zamanda siyasi bir meseledir. Herkesin ‘Türk’ denildiği yerde varlığımızı korumak ve ileriye taşımak zorundayız. Asimilasyon politikaları ile mücadele etmek için herkese büyük sorumluluklar düşüyor. Anadilimizi kaybedersek kültürümüzü de toplumsal geleceğimizi de kaybederiz. Her evde Kürtçe konuşulmalı. Dilimizin kıymetini bilmeliyiz. Elde ettiğimiz bütün kazanımları anadilde eğitim hakkına dönüştürmeliyiz. Yok olmak istemiyorsak anadilimize sahip çıkmalıyız. Kürt aydınlar, yazarlar, sanatçılar ve siyasetçiler Kürtçeye daha çok sahip çıkmalıdır. Mücadeleden bir an olsun taviz vermemeliyiz” dedi.

 MA / Berivan Altan

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir