ADANA EKOLOJİ PLATFORMU KURULDU

Adana Ekoloji Platformu kuruluşunu bugün yapmış olduğu basın toplantısıyla açıkladı.

Açıklamanın tam metni:

Bugün bulunduğumuz noktada dünyamızın ve insanlığın içinde bulunduğu durumu ekolojik açıdan şöyle değerlendirebiliriz: “İnsanlık tarihinde potansiyel felaketler hiç bu kadar küresel olmamış, bu çapta sosyal ve ekolojik krizler hiç bu kadar eşzamanlı tehdit oluşturmamış; ayrıca, bizi tehdit eden tehlikeler hakkında da hiç bu kadar çok bilgiye sahip olmamıştık.”

Kapitalizm ve endüstri çağı ile, yani kömür, petrol, gaz yakılmaya geçilmesiyle birlikte muazzam değişiklikler oldu. Atmosferi çöplük gibi görüp, iki yüzyıl boyunca salınan zararlı gazlar dünyayı battaniye gibi sardı ve küremizin ısısı giderek artmaya başladı. Şu anda yaşamakta olduğumuz muazzam yangın, sel, hortum felaketlerinin, görülmemiş sıcak dalgalarının bütün kıtalarda aynı anda yaşanmasının sebebi budur.

Küresel ısınma bir sistem sorunudur. İçinde yaşadığımız bu kapitalist sistem özellikle de 1980’lerden sonra hiçbir sınır tanımadı. Muazzam bir gelir dağılımı adaletsizliği olmasına rağmen milyarderlerin yönetiminde, sadece ve sadece daha fazla para kazanmak amaç oldu. Akılla, mantıkla ya da sağduyuyla izah edilmesi mümkün olmayan bir tüketim buna eşlik etti. Bilim bize böyle devam edersek öleceğimizi, yok olacağımızı söyledi ama bu bilgi karşılık görmedi. Yangınların, sel felaketlerinin ve yaşanan bütün iklim anormalliklerinin baş sorumluları, uzun sürede bunun geleceğini bilmelerine rağmen bunu gizleyen, hatta aksine faaliyetlerini arttıran büyük petrol, gaz, kömür şirketleri ve onların dümen suyunda politikalar izleyen siyasetçilerdir.

Münür Korkmaz

Sınırları olan bir gezegenin sınırsız olduğunu sanıyorlar. Sınırlı bir dünyayı sınırsız bir şekilde tüketemeyeceklerini bir türlü anlamadılar. Kapitalizmin bir özelliği olan sürekli büyüme, sürekli kar etme kuralından kaynaklanan bu anlayışsızlık gezegenimizdeki hayatı uçurumun kenarına getirdi.

Ülkemizde de durum bu kötü gidişattan farklı değil. Doğusundan batısına ülkenin “değer” biçilen her doğa parçası, maden, enerji, inşaat, turizm tesislerinin işgali altında; orman varlığı azaldı; meralar, yaylalar, otlaklar, tarım alanları küçüldü, kurulan tesislerle yıkıma uğratıldı; göller, dereler, sulak alanlar, akarsular ya betonlarla “ıslah” edilip zincire vuruldu, ya da izin verilen şirket etkinlikleri yüzünden kurudu; henüz kuramayan nehirler, bırakılan sanayi ve tarımsal atıklar nedeniyle zehir akıyor; denizler oksijensiz bırakıldı, koca Marmara denizi ölüm döşeğinde; biyolojik çeşitlilik azaldı; yaban hayvanları avcılara pazarlandı; korunma dereceleri düşürüldüğü için korunan alanlarda, aynı şekilde tarihi ve kültürel varlıkların bitişiğinde yapılaşma ve sanayi etkinlikleri aldı başını yürüdü; içerisinde plastik ve tehlikeli maddelerin bulunduğu atıkların ithal edilmesine ve asbestli gemilerin ülkeye girmesine izin verildiği için Türkiye emperyalist devletlerin ve tekellerin çöplük alanına döndü.

Şehrimiz Adana’da ekolojik tahribat bütün hızıyla devam ediyor. Yumurtalık Sugözü Köyünde yirmi yıldır çalışan, çevreyi zehirleyen İsken yetmiyormuş gibi, şimdi de hemen yanı başında EmbaHunutlu kömür santralinin yapımına yetkililer izin verdi, bu yıl içinde açılışının yapılması bekleniyor. Tufanbeyli İlçesinde kurulu olan santral de on yıldır çalışmaya ve kömür yakmaya devam ediyor. Oysa, Paris anlaşmasını 2021 yılında onaylayan Hükümet yetkililerinden beklenen mevcut kömür santrallerinin kapatılması için tarih verilmesi idi. Adana dünyanın her yerinden getirilen plastik çöplerin merkezi olmaya devam ediyor. Çağımızın kanseri olarak nitelenen plastiğin üretimini ve tüketimini sınırlamak ve giderek azaltmak gerekirken, Ceyhan’da plastik hammaddesi üretecek olan bir tesise izin ve her türlü yatırım teşviki hükümet tarafından verildi. Bereketli Çukurova topraklarının kimyasal gübre ve tarım zehirlerinin her yıl artan oranda kullanılması sonucunda yapısı değişti, adeta kanser oldu.

Anlatılan bütün bu olumsuz gelişmeler göz önüne alınarak; doğamızı, hayatımızı, geleceğimizi yaşanan ve yaşanacak olan ekolojik tahribatlara karşı savunmak üzere; var olan bir boşluğu doldurmak adına, güçlerimizi ve mücadelemizi çevre ve ekoloji alanında birleştirmek adına; biz aşağıda adları yazılı olan kişi ve kurumlar olarak “Adana Ekoloji Platformu”nu oluşturmaya karar vermiş bulunuyoruz.

Var olma ve çalışma ilkelerimizi şöyle sıralayabiliriz:

—- İklim krizi, parçası olduğumuz ekolojik dengenin karşısındaki en önemli tehdittir, bu tehdide karşı mücadele etmek ise sorumluluğumuzdur. Gezegenimizde yaşayan tüm canlıların yaşam hakkını savunmak üzere yola çıkıyoruz.

—- Tüketimin azaltılmasını, gerçek ihtiyaçların ise sürdürülebilir yöntemlerle karşılanmasını savunuyoruz.

—- Temel değerlerimiz çeşitlilik, çoğulculuk, şeffaflık ve şiddetsizliktir.

—- Çevre duyarlılığını ve dayanışmasını geliştirmeyi, ekoloji mücadelesini demokrasi ve haklar mücadelesinin bir parçası haline getirmeyi amaçlıyoruz.

—- Platformumuz fonlardan para almaz, giderlerini kendi bileşenlerinin katkılarından karşılar.

—- Platformumuz doğal olarak, kapitalizm karşıtıdır. Küresel sermayenin istek ve tercihlerine göre dizayn edilen neoliberal politikaların uygulanması sonucunda, yaşam alanlarının  kirlenmekte ve yok olmakta olduğu, çevre sağlığı ve canlı yaşamının tehlikeye girdiği gerçeğini görmezden gelmez.

—- Savaşlar insanlarla birlikte tüm canlıları yok edip doğanın dengesini bozmaktadır.

Platformumuz, çevreyi kirleten ve yaşamı yok eden savaşa karşıdır ve barıştan yanadır.

—- Nükleer santraller ilk kurulmaya başladığından bu yana birçok açıdan insanlığın ve tüm hayatın başına bela olagelmiştir. Platformumuz nükleer santrallere karşıdır ve kendisini nükleer karşıtı platformun doğal bir parçası olarak görür.

—- Bilimsel bilgiler ışığında kamuoyunun bilgilendirilmesi, koruma bilincinin geliştirilmesi ve yaygınlaşması, her türlü çevresel kirlenme, doğal değerlerin bozulmasına yönelik faaliyetler konusunda kamuoyunun bilgilendirilmesi ve uyarılması, bu kirletici ve doğal ortamı bozucu faaliyetlerin önüne geçmek için, her türlü hukuksal yola başvurmak, demokratik baskı grubu işlevini görmek, bu konuda yapılan yasal düzenlemelerin ve yönetim faaliyetlerinin ulusal ve uluslararası hukukun tanıdığı yollarla takipçisi olmak; amaçladığımız çalışma hedeflerimiz arasındadır.

Yolumuz açık olsun.

Saygılarımızla.  09.11.2022

ADANA EKOLOJİ PLATFORMU

Dersim’de ‘Biz kazanacağız’ mitingi

DERSİM  -Ekosistemi, yaşam alanlarını korumak ve sahip çıkmak için Dersim’de düzenlenen mitingde konuşan HDP Ekoloji Komisyonu Eş Sözcüsü Naci Sönmez, “Bu siyasal politik bir mevzudur. Sadece yeşili koruma meselesi değildir. Bu mesele politik saldırı olduğu için biz de politik olarak cevap verebiliriz” dedi.   Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, “Biz kazanacağız, yaşam alanlarını savunuyoruz” şiarıyla Seyit Rıza Meydanı’nda bölgesel miting düzenledi. Binlerin katıldığı mitinge emek ve meslek örgütleri, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dersim Milletvekili Alican Önlü, HDP Ekoloji Komisyonu Eş Sözcüleri Menekşe Kızıldere, Naci Sönmez,  Özgür Kadın Hareketi (TJA),  Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), HDP Bingöl İlçe Örgütleri, Bölge illerinden ekoloji aktivistleri, CHP Dersim İl Örgütü ve çok sayıda çevre örgütü katıldı.

  BİNLER YÜRÜYÜŞE GEÇTİ  

Binlerce kişi;  mitingden öncesi “Yaşam alanlarımızı savunuyoruz, biz kazanacağız” pankartıyla Sanat Sokağı’ndan, Seyit Rıza Meydanı’na davul zurna ve zılgıtlarla yürüyüşe geçti. Yürüyüş sırasında kitle sık sık,  “Madene hayır Dersim’e sahip çık”, “Dersim’de maden istemiyoruz” sloganlarıyla yürüdü.  

‘ŞİRKETLERE PEŞKEŞ ÇEKİLİYOR’ 

Mitingde ilk olarak konuşan Emek ve Demokrasi Platformundan Kenan Çetin, “Bugün birçok şirket, Dersim nasıl bir tepki verecek? Diye gözünü buraya dikmiş. Dersim on yıl önce yaptığını, bugün yine yaptı” diye konuştu.  Çetin, “Ülkemizde doğa alanları şirketlere peşkeş çekiliyor. Karadeniz’deki direnişi de Dersim’den selamlıyoruz. Kaz Dağlarında, İliç’te bölge halkı tehlike altında. Ege’de zeytin ağaçları da saldırı altında. Ege’ye de selamlarımızı iletiyoruz” dedi. 

‘ÖRGÜTLÜ GÜÇ TEK ÇARE’ 

Dersim’deki doğa katliamının aylardır ağaç kesimleriyle sürdüğünü belirten Çetin, “Ovacık’ta Hozat’ta orman kesimleri yaşanıyor. Hükümet odun kıyımına izin veriyor. Ağaçlarımızı kesenlere  ‘biz kazanacağız halk kazanacağız’ diyoruz. Dersim’e sefer olunur ama zafer olunmaz. Bunu 150 yıl önce Osmanlı döneminde denediler, 38 kıyımı ile denediler.  İnsanımıza, inancımıza saldırılardılar ama biz Dersimliler geçmişte olduğu gibi bugünde dimdik duruyoruz. Bugün doğaya sahip çıkmak için buradayız. Bu katliama karşı duruş daha da gelişecektir. İzin vermeyeceğiz, biz kazanacağız, doğa kazanacak. Emekten ve demokrasiden yana olanların birleşmesi gerekiyor. Örgütlü bir güç tek çaredir. Geride yaşanacak daha güzel bir dünya için mücadeleyi büyütmeliyiz” diye konuştu.  

‘DEĞERLERİMİZİ YOK EDİYORLAR

Çetin’in ardından konuşan TMMOB Yönetim Kurulu İkinci Başkanı Selçuk Uluorta da “İçinden geçtiğimiz bu zor zamanlarda hepimizin sözü var; yarınlarımız hakkında konuşmak için buradayız. Biz konuşmazsak; ormanlarımızı bitirecekler, zeytinlerimizi kesecekler, madenlerimizi yağmalayacaklar, değerlerimizi yok edecekler, kaynaklarımızı peşkeş çekecekler. Bizler buna asla izin vermeyeceğiz” dedi.

 ‘EKOLOJİ MÜCADELESİ POLİTİKTİR’ 

Dana sonra konuşan HDP Ekoloji Komisyonu Eş Sözcüsü Naci Sönmez

Fatsa’nın özgürlük geçmişinden söz ederek şunları söyledi: “Bizim tarihimiz kapitalizme, faşizme karşı mücadelenin tarihidir. Ezilenlerin, yoksulların, kadın düşmanlığına karşı sürdürülen mücadelenin tarihidir. Biz ne Cudi’yi ne Kazdağları’nı kapitalizme vermeyeceğiz. Bugün Türkiye’de kapitalizme karşı mücadeleyi yükselteceksek bunun yegane adresi ekoloji alanlarına sahip çıkmaktır. Dünyada da Türkiye’de de kapitalizm özellikle ekolojik alanlarda sürdürdüğü rantçı talancı siyasetiyle yer edinmeye çalışıyorlar. Kürdistan’da ise ekoloji talanı savaş tahribatı olarak kendini gösteriyor. Bu iki mücadeleyi dikkate alarak, harekete geçmeliyiz. Bu siyasal politik bir mevzudur. Sadece yeşili koruma meselesi değildir.  Bu saldırılar politik saldırı olduğu için, bizde politik olarak cevap verebiliriz. Bu mücadeleyi merkezine almış partilerle birlikte birleşik mücadeleyi vereceğiz, bu ülkede özgürlük ve demokrasi mücadelesi için bedel ödemeye hazırız” ifadelerini kullandı

 ‘ÖRGÜTLÜ DİRENİŞE GEÇMELİYİZ’ 

Ekolojik Birliği’nden Hatun Esen ise, “Son yıllarda 81 ilde doğa katliamları yıkımlar hız kazandı. Bu coğrafya üzerindeki oyunları bizlerde biliyoruz. Burada kesilen bir meşenin ahını diğer iller de hissediyor. Biz ekolojistlerin yan yana mücadele vermesi gerekiyor. Her toprak kutsaldır. Özellikle maden şirketleri ile gezenlere sesleniyorum; o paralar size zehir olacaktır. İliç’te yakın örneğini gördük. Orada artık kuşlar uçmuyor. Hakkâri’de doğa kaybediliyor. Doğa yok olduğu zaman bizlerin yaşamı olmayacak. Doğamızı sahip çıkmak için local direnişleri bırakalım örgütlü direnişe geçelim. İklim krizi kapıda, sular azalıyor. Munzur’u da Dicle’yi de Zilan’ı da koruyalım. Biz kazanacağız” diye konuştu.  Konuşmaların ardından Dersim Doğa ve Kültür Derneği’nin ekolojik talanlara dikkat çeken skeci oynanıp, ardından miting halay ve zılgıtlarla sonlandı. 

Ayrıntılar geliyor…

Ercüment Şahin Cervatoğlu: ”Tarımın kimyasal gübre kullanılmadan, ‘zehirsiz tarım’ yapılarak halkın olanın halka verilmesi gerektiğini” söyledi

Rize’de Fındıklı Belediyesi ve Fındıklı Ziraat Odası’nın; doğal ve gübresiz tohum üretme projesinden arta kalan sebzeler düzenlenen etkinlikle ücretsiz olarak Fındıklı halkına dağıtıldı. Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Şahin Cervatoğlu, bu tür etkinliklerle yurttaşlara tarımsal faaliyetleri özendirmeye çalıştıklarını söyledi.

Rize’de Fındıklı Belediyesi ve Fındıklı Ziraat Odası’nın ortaklaşa ürettiği doğal ve gübresiz tohum üretme projesinden arta kalan sebzeler düzenlenen etkinlikle ücretsiz olarak Fındıklı halkına dağıtıldı. Fındıklı’da düzenlenen etkinlikte konuşan Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu Türkiye’nin kalkınmasının yolunun tarımdan geçtiğine, tarımın kimyasal gübre kullanılmadan, ‘zehirsiz tarım’ yapılarak halkın olanın halka verilmesi gerektiğine dikkat çekti.

“ZİYAN OLMASIN DİYE BUNLARI DA PAKETLEDİK FINDIKLI HALKINA ÜCRETSİZ DAĞITIYORUZ”

Dağıtılan sebzelerin geleneksel tohum üretiminden arta kalan tohumları alınmış kabaklar olduğunu söyleyen Fındıklı Ziraat Odaları Başkanı Mehmet Ali Özsoy yaptıkları çalışmayla ilgili şunları söyledi:

“Geçen yıl ve daha önceki yıllardan en son geçen de iki milyon tohum üretmiştik. Bu yıl tekrar aynı tohumları ilave ederek tohum üretmeye devam ettik. Ürettiğimiz tohumları aldık tohumları aldıktan sonra da artan kabakları halkımıza dağıtıyoruz. Akabinde yine tohumları da fındıklı halkına dağıtacağız. Dediğim gibi bunlar tohumlarını aldığımız kabaklar, ziyan olmasın diye bunları da paketledik fındıklı halkına ücretsiz dağıtıyoruz.”

ATIKSIZ ÜRETİM YAPIYORUZ”

Fındıklı Belediyesi’nde yönetime geldikleri günden beri Ziraat Odası’yla birlikte tarım politikalarını geliştirdiklerini ifade eden Başkan Çervatoğlu ise şöyle konuştu:

“Tarım birimimize Fındıklı Organik Üreticiler Birliği de katılmış oldu. Fındıklı’daki aslında geleneksel doğal tarımı geliştirmek için çalışmalar yürütüyoruz. Bugün de burada MECİ Tarım Parkı’nda gübre bile atılmadan doğal olarak üretmiş olduğumuz ürünleri ücretsiz olarak Fındıklı halkına dağıtmaya çalışıyoruz. Buradan tohum elde ettik oda başkanımızın da söylediği gibi, şubat, mart aylarında yine halkımıza tohumlar dağıtacağız. Bir de atıksız üretim yapıyoruz, gübreye dönüşen atıklarımızı gübreye dönüştürüyoruz, diğer ürünlerimizi turşu yapıyoruz orada turşu yapılıyor diğer ürünlerden. Bugün burada da kabağın tohumluklarını aldık artan kabaklarımızı hazırladık halkımızın kullanımına sunuyoruz.

“KENDİMİZE YETEN BİR ÜLKEYKEN ASLINDA MUHTAÇ BİR ÜLKEYE GELDİK”

Biz aslında tarımın ülkenin kalkınmasının temeli olduğunu düşünüyoruz. Tarımdan tamamen vazgeçtik kendimize yeten bir ülkeyken aslında muhtaç bir ülkeye geldik. Muhtaç bir ülke olmayalım diye kendi coğrafyamızda, kendi topraklarımızda halkımıza da tarımı özendirmeye çalışıyoruz. Bu anlamda yapılan her türlü çalışmaya belediye olarak da destek veriyoruz bir fiil kendimiz de içerisindeyiz. Çünkü biz halkız, çünkü zehirsiz bahçeden zehirsiz gıdalar yemek istiyoruz. Çünkü biz halkın olanı halka vermek istiyoruz. Tarım parklarımızda ürettiğimiz milyonlarca tohumu da halkımızla ücretsiz buluşturacağız.”

HABER- GENÇAĞA KARAFAZLI– ANKA

Eğitim Sen : Öğretmenlik Meslek Kanunu, eğitim hayatını çok olumsuz etkileyecek, eğitimde niteliği düşürecek, çalışma barışını bozacak!

Eğitim Sen’in Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun iptal edilmesi için başlatılan kampanyada toplanan imzaları sunmak için TBMM Çankaya Kapısı önünde açıklama yapmasına izin verilmedi. Ankara Madenciler Anıtı önünde açıklama yapan Eğitim Sen Genel Başkanı Necla Kurul, söz konusu kanunun iptal edilerek “yeni, kapsamlı, eğitim sendikalarının tamamının katılımına izin veren, öğretmenler odasında konuşulmuş, tartışılmış bir yasanın TBMM’den geçirilmesi” talebini dile getirdi.

Eğitim Sen, Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun iptal edilmesi için başlattığı kampanyada topladığı imzaları TBMM Başkanlığı’na sunmak üzere Çankaya Kapısı önünde toplanarak açıklama yapmak istedi. Ancak sendika yönetimi ve üyelerinin Çankaya Kapısı önünde toplanmasına ve açıklama yapmasına izin verilmedi. Bunun üzerine Madenci Anıtı önüne gidilerek burada açıklama yapıldı. Eğitim Sen Genel Başkanı Kurul, şöyle konuştu

“Bugün TBMM’nin açıldığı gün olan 1 Ekim’de Meclis’te ana muhalefetin ve aynı zamanda tüm muhalif partilerin itirazına rağmen çıkmış olan Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun geri çekilmesi, iptal edilmesi için buradayız.

Az önce TBMM kapısındaydık. Ve ‘Meclisimize daha yakından bir ses verelim’ dedik. Dedik ki ‘Sözümüzü meclis yakınından ifade edersek vekillerimiz, özellikle AKP ve MHP’li ve diğer ortaklarla birlikte vekiller daha iyi duyarlar’. Ama yine karşılaştık ki hakim vekiller orada duruyor, milletini unutmuş durumda. Bizim sesimizi duymak istemiyorlar. Ama bugün yine buradayız. Meclis’in yine kıyısındayız, yakınındayız ve buradan itirazımızı dile getirmek istiyoruz.

Öncelikle, sorulmamış bir hesabı yeniden hatırlatalım. Madenciler Anıtı’nın önündeyiz. Bir iş cinayeti, Soma iş cinayetinde yitirdiğimiz bütün madenci emekçilerini buradan saygıyla bir kez daha selamlıyoruz.

“YASAMA GÖREVİNİ YAPMAK, BU YANLIŞI DÜZELTMEK DURUMUNDA”

1 Ekim’de TBMM’nin açıldığı gün neden onun kapısında bir açıklama yapmak istedik? Nedeni çok net. Öğretmenlik Meslek Kanunu’na itirazımızı dile getiren on binlerce öğretmenizin imzasını TBMM Başkanlığı’na vermek için onun kapısındaydık. Bunu, kapısının önünde yapamadık ama açıklamamızı buradan yaptık. Ama salı günü TBMM’de olacağız, vekillerimizin gözlerinin içine bakarak bu bir dönem yapılmış yanlışın düzeltilmesi talebiyle imza kampanyamızın hazırladığı onlarca dosyayı kendilerine teslim edeceğiz. Güçlerin ayrılığı ilkesini sonuna kadar bağlıyız. Yasama görevini yapmak durumunda. Bu yanlışı düzeltmek durumunda. Yargı, Anayasa Mahkemesi, Danıştay bu süreci düzeltmek durumunda.

Güçler ayrılığı zemininden, yürütmenin ısrarla yanlış olmasına rağmen hala süreci işletiyor olması ve 19 Kasım’da sınavı yapıyor olması büyük bir sorun. Öğretmenlerimiz 3,5-4 aydır sosyal medyada seslerini duyurmak istiyorlar TBMM’ye. Ama başta az aşağıdaki Milli Eğitim Bakanlığı’na bunu duyurmak istiyorlar. ‘Bu yanlıştan dönün’ diyorlar. ‘Bizim hayatımızı olumsuz etkileyecek bu yasadan vazgeçin’ diyorlar.

“ÖĞRETMENLİK MESLEK KANUNU ANAYASAYA AYKIRI”

Elimizde yanlış bir yasa var. Neresi yanlış diyecek kamuoyu haklı olarak. Eğitim hayatını çok olumsuz etkileyecek. Eğitimde niteliği düşürecek. Çalışma barışını bozacak. Öğretmenleri bir hiyerarşiye tabi tutacak. Öğretmenler ve tüm eğitim emekçileri arasında eşitsizlikleri derinleştirecek bir yasa var. Bu bir yasa değil, proje adeta. Neden proje? Her zaman eğitim emekçilerinin kuşkusuz bir yasaya ihtiyacı olduğunu söyledik. Bir meslek kanununa ihtiyacı var. Ama bu kanun başta Anayasa’ya uygun olmak zorunda. Anayasaya aykırı bugünkü Öğretmenlik Meslek Kanunu. İkincisi, uluslararası sözleşmelere uygun olmak durumunda. Oysa bugünkü yasa öğretmenliğin statüsü tavsiyesine aykırı bir biçimde çıkarılmış, Türkiye’nin de kabul ettiği bir metne aykırı bir biçimde çıkarılmış bir yasadır.

“YASAL KAYIRMACILIĞIN, YANDAŞLIĞIN ÖNÜ AÇILMIŞ OLACAK”

Yasanın birinci sorunu, yeniden bir liyakatsizliğin önünü açmaktır. Aday öğretmenler için merkezi sınav ortadan kaldırılmıştır. Ne kadar güvenirsek merkezi sınavlara, KPSS 2022 ile ilgili hâlâ bir açıklamanın yapılmadığı koşullarda sınav yeniden yapıldı. Bakanlığın yapacağı değerlendirmelere mi güveneceğiz biz? Birincisi aday öğretmenlerin değerlendirmesini, keyfiyete açık bir biçimde ve liyakat dışı yaklaşımlara açık olarak il değerlendirme kurullarına bıraktılar. Bu şu anlama geliyor. Genç öğretmenlerin içinden kendilerine yakın olanları seçmeye çalışarak, bir yasal kayırmacılığın, bir yandaşlığın önü yeniden açılmış olacak.

İkincisi, kariyer basamakları. Öğretmenlerimiz yoksulluk sınırının altında yaşamlarını sürdürmek zorundalar. 9 bin ile 11 bin arasında değişen ücretlerle hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de kiralar 7-8 binlere ulaşmışken hayatlarını sürdürmeye çalışıyor öğretmenlerimiz.

Sadece öğretmenlerimiz mi bu sıkıntıları yaşıyor? Hayır. Biz yıllardır eğitim emekçileri diyoruz. Eğitime destek veren yardımcı hizmetler sınıfından arkadaşlarımız var. İdari personel, teknik personel var. Bu arkadaşlarımızın emeği olmaksızın eğitimde nitelikli bir çalışma sürdürülemez. O yüzden kapsamlı bir yasaya ihtiyaç var. O yüzden bütünsel bir yasaya ihtiyaç var. Uluslararası normlara uygun, eğitimin gerçek sorunlarını gören bir yasaya ihtiyaç var.

“ÖZEL SEKTÖRDE AÇLIK SINIRININ ALTINDA ÇALIŞTIRILAN ÖĞRETMENLER VAR”

Haftalar önce özel sektör öğretmenlerini nasıl dağıttıklarını gözlemledik alanlarda. ‘Alın bunu içeriye’ dediler öğretmenlerimize. Özel sektörde yoksulluk sınırının değil açlık sınırının altında çalıştırılan öğretmenlerimiz var. Özel rehabilitasyon merkezlerinde, özel özel eğitim merkezlerinde sömürünün ağır darbeleri altında ezilen emekçilerimiz var. Bu yüzden bütünsel bir yasa dedik. Yakınından TBMM’ye sesleniyoruz. Bu yanlış, bu proje, bu kadrolaşma hareketi olan yasayı iptal etmelisiniz, diyoruz.

Öğretmenlerimizin nitelikli bir eğitim vermesinin, insan onuruna yaraşır bir yaşam sürdürmesiyle mümkün olmasıyla biliyoruz. Öğretmenlerimizin nitelikli bir eğitim vermesinin demokratik bir okul ikliminde, otoriteye karşı söz söyleyebilecek konumda olmaları yani ifade özgürlüğünü kullanabilmeleriyle ilgili olduğunu biliyoruz. Öğretmenlerimizin okullarında açık ve net bir biçimde görüşlerini, itirazlarını rahatça söyleyebildiği koşullarda, bir ekip işi olarak niteliğin yükseltilebileceğini biliyoruz. MEB eğitimin niteliğindeki düşüşün sorumlusu olarak öğretmenlerimizi görüyor, eğitim emekçilerini görüyor. Eğitimde niteliğin düşmesi sorununun birinci nedeni eğitim politikalarındaki yanlışlardır. Öğretmenlik Meslek Kanunu da bu bağlamda yanlış bir kanundur. Bunun iptal edilip yerine yeni, kapsamlı, eğitim sendikalarının tamamının katılımına izin veren, öğretmenler odasında konuşulmuş, tartışılmış bir yasanın TBMM’den geçirilmesini talep ediyoruz.

“İKTİDAR ÖĞRETMEN İŞSİZLİĞİNE ÇÖZÜM ÜRETMİYOR”

Öğretmenlerimiz, ataması yapılmayan 600 bin öğretmenimiz bir tür işsizlik tehdidi altında yaşamını sürdürmek zorunda kalıyorlar. Çünkü siyasal iktidar, öğretmen işsizliğine bir çözüm üretmiyor. Başka ve daha anlamlı bir kamu hizmeti tanımıyla bu işsizlik sorununu çözebiliriz. Buna açık olarak talip iktidarlar söz konusu olabilir Türkiye’de. Bunu net bir biçimde görüyoruz. Bu nedenle, bir yandan ataması yapılmayan öğretmenlerin acısını bu sahaya taşıyoruz. Bir taraftan, 80 binleri aşmış ücretli öğretmenlerin acısını, travmasını, sömürü koşullarını buraya taşıyoruz. Bir taraftan gencecik öğretmenlerimiz sözleşmelilikle, güvencesizlikle karşı karşıya kalarak adeta örgütlenme özgürlükleri, ifade özgürlükleri elinden almış biçimde okullarımızda çalışmaya mahkûm ediliyorlar.

“OKULDA 5 ÖĞRETMENLE KARŞILAŞACAKSINIZ”

Değerli velililerimiz, okula geldiğinizde 5 öğretmenle karşılaşacaksınız. Ücretli öğretmen, sözleşmeli öğretmen, düz öğretmen yani öğretmenlerimizin kendi ifadeleriyle genç öğretmen, uzman öğretmen ve baş öğretmen. Şaşırıp kalacaksınız. Öğretmen öğretmendir. ‘Tümünün niteliği birbirine yakın değil midir’ diyeceksiniz. Ama bu yanlış Öğretmenlik Meslek Kanunu’na göre öğretmenleri yeterli ve yetersiz olarak ayrıştırılan bir sınav süreciyle karşı karşıyayız. Bu nedenle velilerimizin desteğini de bu bağlamda bekliyoruz.

“15 EKİM MİTİNGİMİZE GELİN”

Biz mücadelemizi parasız, kamusal, bilimsel, laik, anadilinde, demokratik ve cinsiyet eşitlikçi bir zeminden ve ekolojiyi gözeten bir zeminden mücadelemizi güçlendirmeye büyütmeye devam ediyoruz.

15 Ekim’de Ankara mitingindeyiz. Emeğimiz için, onurumuz için, çalışma barışı için buradayız. O günün rutinini kırın lütfen. Binin otobüslerinize 15 Ekim mitingimize gelin ve daha güçlü bir biçimde hem yasamaya hem yargıya sesimizi söyleyelim.”

BOZGEYİK: HALKIN SÖZ SAHİBİ OLDUĞU YASAMA ORGANINI BİRLİKTE İNŞA EDECEĞİZ

Kurul’un ardından söz alan KESK Eş Başkanı Mehmet Bozgeyik ise şöyle konuştu:

“Tek adam rejimiyle birlikte, Meclis’in de tamamen yetkilerinin tek adama bağlandığı, Meclis’in demokratik işleyişinin ortadan kaldırıldığı yasama, yürütme, yargının da tek adam rejimiyle beraber tamamen sarayın denetimine girdiği bir süreçle karşı karşıyayız.

Sizin iradenizle seçilen ve bugün sarayın çoğunlukta olduğu bir parlamentonun kapıları işçilere, kamu emekçilerine, eğitim emekçilerine, kadınlara, gençlere kapatılmıştır. Ancak biz şunu çok iyi biliyoruz ki. Az kaldı. Önümüzdeki günlerde gerçekten işçilerin, kamu emekçilerin, kadınların, gençlerin temsilcileri o Meclis’te olacak. Üretenlerin de kamu emekçilerinin de halkın da söz ve karar sahibi olduğu yasama organını sizlerle birlikte inşa edeceğiz.

Bugün TBMM açılacak. Sayın Meclis Başkanı bizleri de davet etti. Ancak bugün eğitim emekçilerine, emekçilere, işçilere, halka bu meclisin kapılarını kapatan Meclis Başkanı’nın bu davetini de reddediyoruz. Açılışı gitmeyeceğimizi ifade ediyoruz.

Türkiye çok kritik bir dönemden geçiyor. İki gündür açıklanan Sayıştay raporlarına bakıyoruz. Kamu kurumları talan edilmiş. Yolsuzluk diz boyu. Kamu emekçilerinin, işçilerin, kadınların, gençlerin yaşamış olduğu yoksulluk giderek daha fazla derinleşmiş. Bizim temel görevimiz yoksulluğa, işsizliğe, tek adam rejimine karşı mücadeleyi yükselttiğimiz bir dönemde bir yıldır ve uzun süredir aslında AKP ve MHP iktidar bloğu uygulamış olduğu neoliberal politikalarla ekonomiyi getirdiği nokta belli. Çalışma yaşamında uygulamış oldukları neoliberal politikalar, kamuda yaratmış olduğu güvencesiz istihdam politikaları ile çalışanları karşı karşıya getirecek, çalışma barışını bozacak birçok istihdam politikalarını hayata geçirmiştir.

“SORUNLARIMIZI DERİNLEŞTİREN POLİTİKALARA KARŞI MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”

Bu süreçte iktidara destek olan, tüm antidemokratik uygulamalarına sesini çıkarmayan sendikalar ve diğer tüm toplumsal kesimler bunun sorumlu olduğunu ifade ediyoruz.

Emekçilerin sorunlarını görmezden gelen çözüm üretmeyen ve gittikçe sorunlarımızı derinleştiren bu politikalara karşı mücadelemizi devam ettireceğiz. Bizler üniversitede 4 yıl eğitim fakültelerinde okuyarak, Anayasa’da tanımlı olan öğretmenlik mesleğine başladık. Bugün bizi yönetenlerin liyakatinden, diplomasından söz etmek gerekiyor. Bugün ülkeyi yöneten bu liyakatsizler, bu niteliksiz kadrolar, bu yandaşlar ülkeyi bu hale getirdiler. Esas mücadelemiz bunlara yöneliktir.”

”Kendi topraklarımızdan attılar bizi, 11 kişi 250 askeri nasıl darp edebilir, haksızlık bu.”

Akbelen davası ertelendi: Yargılanan biziz, bizim olmamamız gerekiyordu

Muğla’nın Milas ilçesi Akbelen Ormanı’nda Yeniköy-Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş.’nin iki termik santrale kömür sağlamak için maden sahasını genişletme çalışmasını engellemek için direnen İkizköylü yurttaşlara açılan davanın, üçüncü duruşması yapıldı. Mahkeme, davayı 21 Kasım’a erteledi.

Milas’a bağlı İkizköy Mahallesi’nde çevreciler ve köylülerin Akbelen Ormanı’nda maden sahası için ağaç kesmek isteyen YK Enerji’ye karşı direnişi sırasında jandarmaya mukavemet ettikleri gerekçesiyle 2 kadına açılan davanın üçüncü duruşması, dün Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapıldı.

Mahkemede, bir önceki duruşma sonrasında çevrecilerin avukatlarının reddi hâkim talebine ilişkin verdiği dilekçe okundu. Dosyanın reddi hâkim talebiyle ilgili karar verilmek üzere Bodrum Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderileceği ifade edildi. Duruşma, Bodrum Ağır Ceza Mahkemesi’nin reddi hâkim talebine ilişkin değerlendirmesinin beklenmesi için 21 Kasım tarihine ertelendi.

“AKBELEN ORMANINDAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

Duruşma sonrası adliye önünde açıklama yapan Karadam Karacahisar Mahalleleri Doğayı Doğal Hayatı Koruma Güzelleştirme ve Dayanışma Derneği (KARDOK) Başkanı Nejla Işık şunları söyledi:

“3 senedir insanca yaşam için direniyoruz. Akbelen Ormanı’nı gitmesin, zeytinliğimiz gitmesin diye canımızı ortaya koyduk. Burada yargılanmamız haksızlık. Burada cezalandırılması gerekenler malum. Yangın zamanında yangını fırsata çevirip 100’ün üzerinde ağaç kesenleri aslında burada yargılanması gerekenler, ağacını koruyanlar değil. Çocuklarımızın geleceği için çıktığımız bu yolda yolumuza devam edeceğiz. Bizi bunlarla yıldıramazlar, sindiremezler, susturamazlar. Yolumuzdan dönmeyeceğiz. Akbelen Ormanı’ndan da İkizköy’den de zeytinlerimizden de vazgeçmeyeceğiz. Kendi topraklarımızdan attılar bizi, 250 askerle. 11 kişi 250 askere nasıl darp edebilir, haksızlık bu.”

Haber- ESMA TURAN – ANKA

Eğitim Sen, Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun yürürlükten kaldırılmasına ilişkin ülke genelinde toplanan imzaların 1 Ekim’de TBMM’ye sunulacağını açıkladı

Eğitim Sen, Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun yürürlükten kaldırılmasına ilişkin ülke genelinde toplanan imzaların 1 Ekim’de TBMM’ye sunulacağını açıkladı. Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul, “Siyasal iktidardan talebimiz, öncelikle kariyer basamakları sınavının yapılmaması, Öğretmenlik Meslek Kanunu Yönetmelik ile ilgili Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın kararlarının beklenmesidir” dedi.

Eğitim Sen Merkez Yürütme üyeleri, bugün sendika Genel Merkezi’nde Öğretmenlik Meslek Kanunu ve yönetmeliğiyle ilgili basın açıklaması yaptı.  Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul, şunları söyledi:

“YÖNETMELİK YOĞUN ELEŞTİRİ ALMIŞTIR: Öğretmenlik Meslek Kanunu ile ilgili olarak yasama ve yargıyı göreve çağırıyoruz. Söz konusu Öğretmenlik Meslek Kanunu ve yönetmelikle öğretmenler arasında dayanışma ilişkilerini yıkan, yerine öğretmenleri daha fazla ayrıştıran bir sistem getirildiği açıktır. Öğretmenlik Meslek Kanunu düzenlemesi, öğretmenlerin ekonomik sorunlarına çözüm üretmeyen, eşit işe eşit ücret ilkesini ortadan kaldıran özlük haklarını zayıflatan öğretmenler arasındaki ayrımcılığı eşitsizliği derinleştiren bir içeriğe sahip olduğu yönünde yoğun eleştiri almıştır.

YÖNETMELİĞİN İPTALİ İÇİN AÇILAN DAVALAR: Milli Eğitim Bakanlığı’nın bildiğini okumaya devam etmesi kabul edilemez bir tutumdur. Öğretmenlik Meslek Kanunu yasalaşmasının hemen ardından ana muhalefet partisi tarafından Anayasa Mahkemesi’ne taşınmış ve Anayasa Mahkemesi konuyu esastan görüşmek üzere gündemine almıştır. Benzer bir şekilde sendikamız tarafından da Danıştay’a dava açılmıştır. Hem Anayasa Mahkemesi’ne hem de Danıştay’a çağrımız yapılan başvurulara öncelik tanıyarak bu konuyu ivedilikle gündeme almaları ve karara bağlanmalıdır.

1 EKİM’DE MECLİS’TEYİZ: Tüm hükümleriyle birlikte yürürlükten kaldırılması talebiyle sendikamız tarafından Türkiye çapında bir imza kampanyası başlatılmıştır. Toplanacak imzalar, 1 Ekim 2022 Cumartesi günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunulacaktır. Siyasal iktidardan talebimiz, öncelikle kariyer basamakları sınavının yapılmaması, Öğretmenlik Meslek Kanunu ve yönetmelikle ilgili Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın kararlarının beklenmesidir.”