İnsan hayatı üç önemli geçitten geçer, derler: Doğum, evlenme ve ölüm… Bu yazı ikincisi hakkında…

Ölümden sonra bir yaşam var. İnanın. Çünkü yaşadım ve yaşıyorum. Çünkü öldüm ve yaşıyorum mu demeliydim yoksa? Hani filler öleceklerini anladıklarında bir yolculuğa çıkarlar ya… Yıllar önce çıkmıştım o yolculuğa. Gülümün solduğunu hissediyordum. Çoktandır güneşi görmüyordum zaten. Köklerimin toprakta çürüdüğünü anlıyordum. Toprakla bir bağım kalmamıştı nicedir. Sevmiş, sevilmemiş; sevilmiş sevmemiştim. Işığını yitirmiş, gücünü kaybetmiş, yenilmiştim. Şimdi yolculuk vaktiydi. Binlerce kilometre öteden gelen bir çağrıya uymuş, köklerimi geride bırakmış yola koyulmuştum.

Tengri Tagh derler bir yer vardır. Uçmağa gitmeye hak kazananlar bu dağa çıkar ve buradan kendilerine muştulanan uçmağa ulaşırlar. O dağa çıkmış, uçmağa açılan kapıdan geçmiş, seni bulmuştum. Işık olmuştun bana, su olmuştun; nefes olmuştun, güç vermiştin. Bir şeyler filizlenmeye başlamıştı yeniden içimde. Tomurcuk güller açıyordu.

Uçmağa açılan o kapıdan geçince bir yolculuğa çıktık seninle. Bir hedef belirlemeden… Biliyorduk ki varılacak hedefin bir önemi yok. Yolun kendisidir önemli olan. Yolda tanıdık birbirimizi. Yol olduk, yok olmadık. Yol değiştirdi bizi, benzetti birbirimize. Ben kopmuştum zaten nicedir köklerimden, senin köklerini de kopardı yol. Aşıladı bizi birbirimize. Kendi köklerimizi salıverdi. Sıkıca kenetlendi birbirine.

Uçmağa açılan o kapıdan geçince bir yolculuğa çıktık seninle. Yol boyunca geçtik masal ormanlarından. Ormanın masalından… O masal ormanında açan çiçekler olduk, uçan kelebekler, böcekler… Ay ışığının yansıdığı dere, o derede su içen karaca… Yaprağını suda yıkayan söğüt, dalında yuva kuran yalıçapkını… Gövdesinde yürüyen karınca… Güneşe set çeken bulut, bulutun ardındaki güneş… Karanlık gecede yıldızlar… İçimi ısıtan ateş…

Uçmağa açılan o kapıdan geçince bir yolculuğa çıktık seninle. Nice sarp kayalar da çıktı yolumuza. Aşılmaz görünen engeller… Zorlu yamaçlar… Fırtınalar da gördük, yıldırımlar da çaktı üzerimizde. Aştık ama inançla. Umutla, sevgiyle, bağlılıkla…

Uçmağa açılan o kapıdan geçince iki yolcu daha katıldı aramıza. Yolumuzu sevimli kılan… Yolumuza neşe katan… Bizden kopan iki can… Bize benzeyen, bizi andıran… Dallarımız oldu, çiçeklerimiz, meyvelerimiz… Onlar da geçecek bir zaman sonra uçmağa açılan kapıdan, kendi rotalarını çizecekler, Biz devam edeceğiz yolumuza. Birlikte… Sonsuza dek…

Uçmağa açılan o kapıdan geçince anladım ölümden sonra bir yaşam var. Çünkü öldüm, biliyorum. O kapıdan geçtim. Uçmağa açılan o kapının ardından yazıyorum. Ölümden sonra bir yaşam var, biliyorum. Çünkü öldüm, yaşıyorum.

Uçmağa açılan o kapıdan geçince, açılacak önümüze çiçeklerle dolu bahçe…

Hakan TUNCAL/ 1972 yılında İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden 1994 yılında mezun oldu ve o yıl İstanbul’da öğretmenliğe başladı. Bir dönem Eğitim Sen İstanbul 1 Nolu Şube Yönetiminde görev aldı. 2004-2009 yılları arasında MEB tarafından Kazakistan’da görevlendirildi. Kazakistan Türkiye Türkçesi Eğitim Öğretim Merkezinde ve çeşitli üniversitelerde yabancılar için Türkçe dersleri verdi. Halen İstanbul’da bir devlet okulunda Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Katya, Bir Fenerbahçe Romanının yazarıdır.

2 YORUMLAR

  1. Ne güzel yazmışsıniz öykünüzü Hakan hocam. Ölümün de doğumun da , gerçek mutluluğun da aslında bu dünyada , hayat yolculuğumuzda gizli olduğunu ne güzel anlatmışsınız. Keyifle okudum. Kaleminize saglik.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here