Her 1 Mayıs’ta olduğu gibi bu yıl da var olan tüm eşitsizlikler, ayrımcılıklar gün yüzüne çıkmış, salgın ile birlikte bu durum apaçık görünür olmuştur.

Fakat, deniliyor ki, bu salgın sürecinde hepimiz aynı gemideyiz. Deniliyor ki covid 19 zengin – yoksul ayrımı yapmıyor… bu vb. söylemler dünyada sınıf çelişkilerini gizlemek için yapılmış kocaman yalanlardır. Yapılan araştırmalar ve somut hal, işçi sınıfı ve halkın yoksul kesimleri ile sermaye sınıfları arasında uçurum olduğunu ve bunun daha da derinleştiğini ortaya koymaktadır. Yani aynı gemide değiliz!

Covid 19 dünyanın ekonomik, politik yapısındaki ve sağlık sistemindeki pek çok açığı ve çelişkileri net bir şekilde açığa çıkardı gözle görülür hale getirdi. Risk devam ederken çalışanlara yönelik tedbirler konusunda da ayrımcılık sürdü, pandemi dönemi boyunca açıklanan ekonomi paketlerinden işçilerin payına hep yokluk, yoksulluk, işsizlik, hastalık ve ölüm düştü.

Pandemi döneminde, sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı zamanlarda bile çalışmak zorunda olanların evde kalması mümkün olmadı. Başta işçi sınıfı olmak üzere emekçiler pandemiye açık halde yaşamak zorunda bırakıldılar.

Hayati önemdeki ilaç, sağlık, enerji, gıda üretimi dışında da işçiler çalışmayı sürdürmek zorunda kaldılar. Yani bu köhne soygun-sömürü sistemi işlesin, devam etsin diye emekçiler gözden çıkarıldılar. Kapitalist sistem daha da vahşileşti.

Başka boyutlarıyla da hastalık karşısında eşit değiliz. Hastalık bağışıklık sistemi zayıf olanı vuruyor. Sağlıksız koşullarda yaşayanla ve sağlıksız beslenenle tedavi koşullarına erişimi iyi olmayanla kısacası halkla, egemenlerin koşulları bir ve aynı mı?

Pandemiyle birlikte yoksulluk ve sefalet de kontrolden çıktı. İnsanlarımız hastalıktan ölmezse açlıktan ölme noktasına geldi-geliyor.

Hiçbir birikimi ve sosyal güvencesi olmayanlar günlük yevmiye usulüyle çalışalar, işten çıkarılanlar, hazlihazırda işsiz olanlar, ücretsiz izne çıkartılanlar hem hastalık korkusunu hem açlığı birlikte yaşıyorlar.

Her kriz döneminde olduğu gibi sağlığın sosyal belirleyicileri; servet tepede birikti, riskler dipte.

Bilim çevrelerinin ısrarlı uyarılarına rağmen var oluşlarına ters geldiği için önlem almayan neoliberal sistem devlet yönetimleri var oldukça, bu dünyada işçiye-emekçiye yaşam haram kılındı. Gerekenler yapılsaydı bu salgın olmayabilir daha az bedelle atlatılabilirdi. Geç olsa da bu tedbirlerin alınmasını bekliyor, işçilerin emekçilerin sağlıklı koşullarda çalışmalarının sağlanması için adımların atılmasının gerekliliğini hatırlatmak istiyorum.

Şimdi bir kez daha vurguluyorum ki; 1 Mayıs, işçinin emekçinin bayramıdır!

İşimiz, aşımız, özgürlüğümüz ve sağlığımız için bu 1 Mayıs’ta da mücadelemizi sürdüreceğiz.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da tüm heyecanımızla, coşkumuzla bayramımızı kutlayacağız.

Devam eden salgın koşulları nedeniyle, bu yıl da belki alanlarda olamayacağız. Fakat yurdun her bir köşesinde, fabrikalarda, madenlerde, şantiyelerde pandemi sınırları çerçevesinde bayramımızı kutlayacağız…

Kani Beko: 1953 yılında Makedonya’da doğdu. İşçi, sendikacı… 29 Mart 1977’de DİSK Genel-İş Sendikası’na üye oldu. 12 Eylül’de DİSK Genel-İş Sendikası kapatıldıktan sonra, ESHOT Troleybüs Atölyesinde 7 yıl Belediye-İş Sendikasının baş temsilciliğini yaptı. 1992-1995 yılları arasına Bornova Belediyesinde işçi olarak çalıştı. 2004 -2013 yıllarında DİSK Genel-İş Genel Sekreterliği yaptı. DİSK Ankara Bölge Başkanlığı ve Genel-İş Genel Başkanlığının ardından Nisan 2013’te DİSK Başkanı seçildi. Şu an CHP İzmir milletvekili olarak TBMM’de görev yapmaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here