tel zaatar
napalm –
                günleri açar.
tel zaatar
orada –
                yanınca çocuklar.
tel zaatar
acıya –
               bu kaçıncı katar.
tel zaatar
işgal –
              edilmiş tomurcuklar.
tel zaatar
burada –
             gömülüyüm.
tel zaatar
burada –
             gönüllüyüm.
tel zaatar
biz-
             ne kadar
tel zaatar
ölürsek –
             o kadar
tel zaatar

yaşayacak filistin.

(Tel Zaatar, Behçet Aysan)

1976 yılının yaz gündönümünde, 21 Haziran’da, %40’ı Lübnanlı yoksullar geri kalanı Filistinli savaşçılar ve sivillerden oluşan otuz bin kişilik Tel el Zaatar kampı tam bir kuşatma altına alındı. 53 gün boyunca kamp, Suriye ordusu ve İsrail’in desteklediği Lübnanlı Falanjist milis güçleri tarafından sürekli top ve roket ateşine tutuldu. Ne kampa yiyecek, içecek ve ilaç sokulmasına ne de Kızılhaç’ın yaralıları dışarıya çıkarmalarına izin veriyorlardı. Sadece 2 Temmuz’da bir kez kuşatmada bir delik açılmış ve içerdekilere bir miktar yardım yapılabilmişti. Elbette ki yoğun top ve roket atışı altında kuyulardan elde ettikleri çok az bir miktar su ve enkaz altından çıkarabildikleri sınırlı yiyecekle, ilaçsız, çok az cephaneyle direnebilmek pek güçtü. Ama yine de “dünya halklarına” şu inançla seslendiler: “Bütün cephanemiz tükense ve silahlarımız sussa da bu kampı çıplak ellerimizle savunmaya, açlıktan ölmemek için kemerlerimizi sıkmaya devam edeceğiz. Edeceğiz; çünkü biz teslim olmamaya karar verdik ve teslim olmayacağız da… Açlığa, susuzluğa ve tam bir ilaçsızlığa hiç kimsenin felç edemeyeceği ve kıramayacağı bir kararlılıkla meydan okuduk. Bunu yapabilmemizin nedeni kampımızı savunmakla varoluşumuzun ta kendisini, halkımızın yaşamını, onun var olma iradesini ve anayurduna geri dönme savaşımını sürdürme kararlılığını savunuyor olmamızdır.”

53 gün süren yoğun bombardıman sonrası Arap Birliği ve Kızılhaç arabuluculuğuyla ateşkes sağlandı. Direnişçiler kampı terk etmeyi kabul ettiler. Ne var ki silahsızlandırılmış savaşçılar kampı terk ederken gerici milisler hem onları, hem de kadınları, çocukları, yaşlıları yaylım ateşine tuttular. Sağlıkçılar dahi bu ateşin altında can verdi. Sonuç: üç bin civarında ölü ve tamamen yıkılmış yerle bir edilmiş bir kamp.

O sıcak yaz günlerinde hani ablukanın bir kez delinip küçük de olsa bir umudun filizlendiği 2 Temmuz gününden tam 17 yıl sonra 2 Temmuz 1993 tarihinde, Sivas’ta Madımak Oteli’nde gerici karanlığın yaktığı ateşle yaşamını yitirenlerin arasında şair Behçet Aysan da vardı. Yukarıdaki dizeler ona ait. Gericilerin yakıp kül ettikleri bir kampın enkazında kalan binlerce can için yakılmış bu ağıtın şairi başka bir gerici katliamın sonucu yakılarak can verdi.

Orada onu yakan yobazlar bu şiiri okumamışlardır elbette. Bu satırların da okuyucuları olduklarını sanmam. Keşke okusalardı, keşke 1976 yılında Lübnan’da, Tel el Zaatar kampında, Siyonist İsrail destekli Hıristiyan Falanjistlerin 53 gün abluka altına alarak katlettikleri çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan üç bin Filistinli için düşman belledikleri şairin akıttığı gözyaşını görebilseydi. Onun, şiirin son dizesinde taşıdığı umudu belki birlikte büyütebilirdik böylece.

“Yaşayacak Filistin”

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı 337926_10150562988974720_1741023506_o-926x1024.jpg
Hakan Tuncal
1972 yılında İstanbul’da doğdu.  Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden 1994 yılında mezun oldu ve o yıl İstanbul’da öğretmenliğe başladı. Bir dönem Eğitim Sen İstanbul 1 Nolu Şube Yönetiminde görev aldı. 2004-2009 yılları arasında MEB tarafından Kazakistan’da görevlendirildi. Kazakistan Türkiye Türkçesi Eğitim Öğretim Merkezinde ve çeşitli üniversitelerde yabancılar için Türkçe dersleri verdi. Halen İstanbul’da bir devlet okulunda Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Katya, Bir Fenerbahçe Romanının yazarıdır.

      

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here