Benim hikâyem çok karışık. Önce evlilik hikâyemi anlatayım. Eşim benim kankimdi,
birbirimizi seviyorduk. Beni istemeye geldiler, babam da verdi. Ertesi gün bana etek ve
küpe getirdiler, taktılar. İki üç ay sözlü kaldıktan sonra annem sözü attı, ben de kaçmak
zorunda kaldım. Annem beni karakola şikayet etti. Ben eşimden şikayetçi olmadım.
Böylece evlendik, bana düğün yaptılar. İlk evlendiğimizde çok zor durumdaydık, çadırda
yaşadık. Kızım çadırda doğdu. İki sene çadırda oturdum. Ama annem de çadırdaydı,
benim küçüklüğüm çadırda geçti. Çadırda oturmak çok zordu; su yoktu, tuvaletimiz
yoktu. Çadırda istediğin gibi banyo yapamıyorsun, yatamıyorsun. Fareler var, böcekler…
Böceklerden nefret ediyorum. Belediye habire yıkıyor çadırı; sen yapıyorsun, belediye
yıkıyor. Yıktıklarında yakındaki fabrikada kalıyorduk bekçilere söyleyip. Tuvalete
metroda gidiyorduk, o şekilde geçiyordu hayatımız. Sonra bir ev bulduk, kirası ucuzdu.
2018 yılıydı, 350 liraydı kiramız. Bu evi tutmak istiyorum, dedim. Annem bana yardım
etti, dayımdan borç aldım. Dayım, annemin hatırına bana bir büyük altın verdi, ona
borcumu da hâlâ ödeyemedim. Gittim, o evi tuttum. Dudullu’daki ev bu işte. 5-6 ay
oturdum o evde. Kiramı ödeyemeyince Hacer Abla’nın numarasını buldum. Hacer
Abla ben kiramı ödeyemiyorum, çok zor durumdayım, dedim. Hacer Abla da bizi
Bakkalköy’den beri tanıyor ama ben o zaman küçüktüm, hatırlamıyorum. Oğlum evde
doğdu, rahat etti. Kızım kartonun içinde, çadırda büyüdü.
Eve çıktıktan sonra da kiraları ödeyemedim. 5-6 tane ev değiştirdim. İlk Anadolu’da
oturuyordum. Dudullu’dan çıktım, Çimen Mahallesi’ne geldim. Çimen’den sonra
Erguvan’da oturdum. Hürriyet Caddesi’nde. Oradan tekrar Ekşi Mahallesi’nde Kanyon
Caddesi’ne taşındım. Eğer ev tutarsam tekrar Çimen’e döneceğim. Birçok ev değiştirdim.
Hep kira yüzünden ev sahiplerim beni attı. Bir tanesi kontrat yaptı ama “istediğim an
seni atabilirim” gibi bir şey yazdı. Benim de okumam yok, bakmadım kontrata. Bu sefer
kontrat yaptırırsam iki senelik yaptıracağım. Kardeşimi götüreceğim yanımda, o okuma
yazma biliyor. Okutturacağım ki habire ev değiştirmek zorunda kalmayayım. En çok Ekşi
Mahallesi’ndeki evi seviyordum ama kirası çok fazlaydı.

Çıkartamıyorduk kirayı. Çocuklar küçüktü. Hep borç alarak ödüyordum. En son, ben
çıkacağım, dedim. Ev sahibi de sağolsun, birikmiş kiranın yarısını aldı. Kirası, elektriği,
suyu ayda 1000 liraya geliyordu. Ben 1000 lira nereden kazanıyorum da vereyim?
En son evimin kirası 500’dü. Karısı, çocukları çok iyiydi, Allah razı olsun, ama ev
sahibim iyi değildi. Hepsi iyiydi, bir kocası iyi değildi. Biz alt katta oturuyorduk, bodrum
gibi bir yerde, ev sahibi üst katta oturuyordu. Kapıya odun koymamı istemiyordu,
çamaşır sermeme izin vermiyordu, çocukların sesine karışıyordu. “Bağırmayacaksınız”
diyordu bana. En son, “Mayısta çıkacaksın” dedi, “ben istemiyorum” dedi. Çıkmak
zorunda kaldım. Eşimin babasının abisinin çocuğunun yanına geldik. Daha önce
evden çıkartıldığımda hep annemin yanına gidiyordum. O ev de çok kalabalık, rahat
edemiyordum, çocuklar kavga ediyordu. Bu kaldığım yer de öyle kötü… Çocuklar
kavga yapıyor, geçinemiyorlar birbirleriyle. Tabii onlar benim çocuğumu dövünce
katlanamıyorum, yapmayın diyorum.

Herkese de ev vermiyorlar. Bir kere eve gidiyorsun,
“Ben sana ev veremem, sen Roman’sın, kiralarımı vermezsin” diyor.


Her ev aradığımda, her bir eve geçtiğimde benim için çok zorluk oluyor. Ev bulmak çok
zor, bir de yerleşmek çok zor. Ha dediğinde yerleşemiyorsun, tutamıyorsun. Bayağı
aramamız gerekiyor ev bulmak için. Herkese de ev vermiyorlar. Bir kere eve gidiyorsun,
“Ben sana ev veremem, sen Roman’sın, kiralarımı vermezsin” diyor. Evi temizlemek,
tutmak, dayamak, döşemek, boya yapmak… Gerçekten çok kötü durumda oluyorum.
Taşındığım evlerde kiracı gibi değil, kendi evim gibi benimsiyorum. Temizlik yapıyorum.
Burası benim, buraya önem vereyim diyorum. Camları siliyorum, perdelerini takıyorum,
yatak odamı güzel topluyorum. Salonu topluyorum, dışarısını yıkıyorum.
Koltuklarımı… Koltuklarım yoktu, Allah razı olsun, bir tane kadın çıkarsa koltuklarını
bana bırakacak. Koltuk da yok evin içinde. Çok zor oluyor taşındığımız evleri
benimsemek de. Taşınırken eşyalarım da mahvoluyor tabii. Dolabım yok. Vardı,
kapağı kırıldı. Makinemin kapağı bozuldu. Çamaşır yıkayamıyorum. Elde yıkamaktan
nefret ediyorum. Yatağım yoktu, yatak odam yoktu. Yatak derken, karyolanın üzerinde
yatıyordum. Şimdi ev sahibim bana bir tane yatak verdi. En zoru zaten bu devirde ne
bir dolabımın ne makinemin olması. Televizyonum zaten yoktu, hâlâ da yok. Eşimin
akrabalarıyla beraber oturuyoruz ya, birlikte izliyoruz televizyonu.
Evden çıkarılınca çocukların da düzeni bozuluyor. Kızım kolay benimseyemiyor. “Burası
misafir anne, biz artık evimize gidelim, çok kaldık” diyor. Oğlum da hep bana “Eski
evimize gidelim” diyor. “Yok anneciğim” diyorum, “oraya gitmeyelim, orada büyük büyük
fareler var.” Dudullu’daki evimizi diyor, fareler vardı orada, koca koca. Çocuklar tuvalete
gidemiyorlardı, korkuyorlardı. Fareler gece ekmeklerin içine giriyor, ekmekleri hep çöpe
atmak zorunda kalıyordum. Yemekleri yiyorlar. Dolabımız da yoktu ya, hep yiyorlardı açık
olunca. Bu yüzden ben ev sahibine söyledim, “Bir çözüm bul” diye, bulmadı. “İstemiyorsan
çık evimden” dedi. Ben de o zaman çıktım evinden. Fareli evde nasıl oturayım ben?

“Ev ara” dedi. Demesi kolay ama gel de bize sor sen. Geçinemiyorsun, paran var mı,
eve çıkabilecek misin… “Sizin bir eviniz var tabii, söylemesi çok kolay” diyorum. Diğer
evlerimde de hep ev sahibi çık dedi. Kirayı ödeyemediğim zaman, ev sahibi kapıya
geldiği zaman ben yerin dibine giriyorum. Ev sahibinin lafları benim çok gücüme gidiyor.
Bağırıyor, çağırıyor. “Günü gününe neden vermiyorsun? Geçti, neden vermiyorsun?”
Kirayla geçindiğini söylüyor bana ama biraz da bizi anlasa, pandemi dolayısıyla işe
gidemiyoruz, bir şey yapamıyoruz. Bizi anlasa dediğim, o da zor durumda kalsa bize
bağırmaz. Yok, anlamıyor.
Korona yokken daha kolaydı, işe gidebiliyorduk. Eşim sokağa çıkma yasağında korona
oldu. On yedi gün yasak, üzerine beş gün daha eklenmiş. Hiç dışarı çıkamadı. Geçen
market de kapandı, alışveriş de yapamıyorsun. Çocuklar da sürekli bakkala gitmek
istiyor. İşe gitmeyince para da gelmiyor. Çok zor oluyor bizim için bu yasak.
Kira, faturalar da çok zor oluyor. Elektrik yardımım var, onu devlet ödüyor. Suyu da Derin
Yoksulluk Ağı ödüyor, gıdayı da Yoksulluk Ağı gönderiyor. Gıda az gelince çocuğum
hastalanıyor. Çocuklar sürekli dondurma istiyorlar, başkalarında görüp onlar da istiyor.
Bakkal onlar her gittiğinde veresiye veriyor. Bakkala her gittiğimizde oğlum “ver” diyor.
Ver demesi kolay ama ben nasıl ödeyeceğim onu? Bir yere de gitmiyorum. Böyle, nasıl
diyeyim?
Kaçak göçek maskemi takıp kâğıt topluyorum, arkaya çuval yapıyorum. Arabam yok,
çekçek yok, hiçbir şey yok. Dışarı çıkma yasağı var, bir yere gidemiyorsun. Hep ortada
kaldım. Bu pandemi bitse de bir an önce rahatımıza kavuşsak. Koronayı da yeni
atlattım, yine de maske takıyorum. Çocuklara da maske takıyorum. Biz bir sefer ayakta
atlattık ama ikinciye yatakta geçirilirmiş, öyle söylüyorlar.
Geçen gün sokağa çıkma yasağında mecbur kaldım, evde hiçbir şey yoktu, aldım bir
tane çekçek, çocukları da yanıma aldım, kağıt toplamaya gittim. Yukarı kadar gittim
çocuklarla, polis çevirdi bizi. Allah’tan çevirdi yoksa bayılacaktım. Su içemiyorum,
çocuklar ağlıyor. “Anne su al” diyor. Para yok, nasıl su alayım? Geçenlerden istiyorum,
vermiyorlar. Hemen eve geldim, hemen çeşmeden çocuklara su verdim. Elimi yüzümü
yıkadım, kendime geldim.
Polis, “Eve dönün, yasak olduğunu bilmiyor musunuz?” dedi. “Biliyoruz ama sadece
yasak demeyi biliyorsunuz” dedim, “Evde ekmeğiniz, yemeğiniz var mı diyor musunuz?”
Yasağı koydunuz, insan bir yardım eder. Geçen kaymakamlığa gittim. Sen korona oldun
ya, koli getirdik, bir de haziranda gelip yazılacaksın, o zaman alacaksın kolini diyor.
Bir de haziran, düşünebiliyor musun? Korona olduğumda getirmiş, bir de haziranda…
Bana bir sıra bekletti, 41 kişiyi bekledim ben oraya girmek için.

Biz hep kâğıt topluyoruz. Eşimin arabası vardı, kâğıda gidip geliyordu, bakıyordu bize.
Küçük bir arabamız vardı, böyle küçücük. Arabası da bozuldu, hiç çalışmıyor. Biz de
kirayı verebilmek için arabayı hurdaya verdik. E, şimdi arabamız da yok. Bir yere de
gidemiyoruz. Düzenli gelirimiz olsa neler yapmak istemezdim ki… Eşim güzel bir işe
girse, çalıştırsalar onu, her ay bana düzenli bir maaş gelse kiramı öderim, elektriğimi
öderim.


Bak, biz sürünüyoruz. Ben oğlumun da böyle sürünmesini istemem. Oğluma bir ev almak
isterim. Biriktiririm. Birazını yiyorsam birazını kenara koyarım. Araba alırım kendime.
Elimden geleni yaparım. Hayalim bir ev almak. Kendime ait bir arabam, bir evim olsun.
Çalışıp çocuğum için bankaya biraz para atarım. Başka hiçbir şey istemiyorum. Kendime
ait bir evimin olmasını çok istiyorum. Hiçbir şeyim de olmasa evim olsun istiyorum.
Çocuklarımla mutlu mesut yaşamak istiyorum. Ha bire ev değiştirmekten gerçekten
bıktım. Kendime ait olsa taşınmam. Düzenli bir hayatım olur, düzenli bir uykum olur.

HİKAYENİN SAHİBİ: İSİM PAYLAŞMAK İSTEMİYOR
GÖRÜŞMEYİ YAPAN VE HİKAYELEŞTİREN: SELEN YÜKSEL
*Hikâyede geçen mahalle ve sokak isimleri gerçeği yansıtmamaktadır.

Yoksulluk alanında çalışırken karşılaştığımız hikâyeleri en iyi anlatacak kişilerin, o hikâyelerin sahipleri olduğu inancıyla; yoksulluğu doğrudan deneyimleyenlerin sesinin bu kitapta duyulabilmesini amaçladık.

Kitabın ilk bölümünde, Derin Yoksulluk Ağı’nın parçası olan on dört kişinin hikâyesini bulacaksınız. Bu hikâyeler, sahipleri tarafından anlatıldı, Derin Yoksulluk Ağı ekibi tarafından hikâyeleştirildi. Anlatıcıların kimlikleri ya kendi istekleri doğrultusunda gizli tutuldu ya da hikâyeye dahil edildi. Her hikâyenin sahibi, yayımlanmadan önce metinleri okudu ve son halini şekillendirdi.

Katılımcıların anlattıklarıyla ilgili mevzuat, araştırma verisi, haber gibi bilgileri de hikâyelerin sonuna eklemeyi uygun gördük. İkinci bölümün ilk hikâyesi, 20 yıldır yoksulluk alanında çalışan gazeteci ve aktivist Hacer Foggo tarafından kaleme alındı. Derin Yoksulluk Ağı olarak yaptığımız mahalle ziyaretleri, telefon görüşmeleri ve destek süreçleri esnasında duyduğumuz günlük insan hakları hikâyelerini de, tıpkı bir günce gibi, bu bölümde derledik.

Yoksulluğun bir insan hakları ihlali olduğunu; yoksulluğu ortadan kaldırabilmenin ise öncelikle görerek, kabul ederek ve hak temelli bir yaklaşımı benimseyerek mümkün olabileceğini kabul ederek, yoksulluk üzerine düşünebilmek,
tartışabilmek dileğiyle…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here