Batık, en öz anlamıyla yaşamdan çekilme halidir. Yaşama veya doğası gereği oluşmasının önlenmesi hali de batık sayılır.

Batık, deniz veya nehirlerde bir kaza yahut deniz savaşı sonucu suya batan ve battığı yerde kalan seyahat, ticaret ya da savaş amacıyla inşa edilmiş deniz taşıtlarına verilen isimdir

Kıl batığı farklıdır. Vücuttaki kıllar, orta deri ve üst derinin altında yer alan yağ tabakasına dek uzanırlar ve kıl folikülü keselerinin içinde oluşurlar. Kıl folikülü, deri hücreleri tarafından engellendiğinde tüyler yüzeye ulaşamaz ve deri altında, yanlara doğru uzamaya başlarlar. Bu da kılların deri altında kalarak büyümesine neden olur. (veet)

Batık krediler ise; geri ödeme vadesi belirlenerek kredilendirilmiş, karşılıklı anlaşarak vadesi uzatılmış ancak gelen vadesinde hala ödenmeyen krediler tahsili gecikmiş alacak (yani batık) statüsüne alınır ve yasal takip süreci başlatılır.

“Batsın ….” Deyişi ile dile gelen kötü dua veya yakarış ise hayattan, sevgiden, dostluktan gol yemişlerin kullandıkları terim olup, kötü dua edilen olgunun, dile getirenin hayatından çıkması talebidir. Orhan Genç e-bay, “batsın bu dünya derken” ezik edebiyatını ezilmişlerin ağzına atarak, onlara sanki bir kurtuluş ümide göndermektedir.

Bazı mallar vardır, dükkanlarda satılamaz hale geldiğinde pazara çıkarılırlar ve sanki bedava imiş gibi, çok düşük bir fiyatmış gibi satıcısı tarafından isimlendirilirler: ”batan geminin malları”.

Batık kafa konusuna gelince; düşünebilme yeteneği olmayan veya kalmamış, yaşamın içine düşüşün sebebinin ne olduğunu hala anlamamış, toplumsal değerleri hiçe saymış, menfaatleri dışında bir iş yapmamış, kültürel gelişimini es geçmiş, dilinden yalan eksik olmayan insanlara bu deyimi layık görelim.

Batık ülke tarifi için ülkemiz bir örnektir. Örnek olmaktan öte artık dünya üniversitelerinde ders konusu olacak bir ülkedir. Kaynakları ve kültürel yapısı zengin; insan kaynakları kaynak olarak var da, eğitim öğrenim düzeninin geliştirilebileceği; coğrafi konumu ve yapısı mükemmel, iklim şartları iyi, su kaynakları bol (idi), toprağı bereketli gibi birçok yönden zenginleşmesi gereken bir ülke iken batık kafaların yönetiminde batırılan ve okyanuslar dibine itilen bir ülkeyi analiz etmekten çok ders çıkaracak nice akademisyenler bu sınıfa memnuniyet ile katılırlar.

Ülkeyi batıran marifetli çocuklar ise batırma süresince oturdukları makamlarda kalabilmeyi, yüzmeyi bilmeyenlere kendileri yüzme bilmedikleri halde yüzmeyi öğretmeye kalkarak ve yüzebilmenin temel şartının dua etmek olduğunu zerk ederek başarırlar. Ancak bir zaman sonra, tutmayan bu deyişlerin sonucu batık haline dönüşüm sürecinde beraberce dibe gitmek varken, müritleri dibe yolcudurlar ama kendileri gemileri, uçakları ve o denizin nimetlerini heybelerine (hey be, ne acayip büyük heybe) doldurup uzaklardaki ıssız adalara Robinson ( Robin’in oğlu) olmaya giderler. Robin kim mi? Hani fakirlere vermek için zenginlerden mano toplayan kahır amannn var ya; işte O. Ama bizim Robinler insanlardan çalıp, onları batık hale sokup zenginliğe erişenlerdir. Roro’su Bin’lerce olanlardan yani… Ülkenin tüm kredisini batıran o çok z-eki adamlardır.

Batık ile Batik karışmasın. Batik bir el sanatı…Kumaş baskı ve kumaş boyama tekniği olan batik, Doğu’da uzun yıllardır uygulanmaktadır. İlk defa XVII. yüzyılda Hollandalılar aracılığı ile Avrupa’ya getirilmiştir. Batik tekniği ile kumaş, deri ya da kağıt üzerinde kolaylıkla işlem yapılabilir. Bizim Batık Ülkeyi yaratanların böyle Batik sanatları ile işleri olmaz. Onlar için el sanatı, el çabukluğu marifet cinsinden olan ve Allah için de iyi becerdikleri Batık T Cetveli kullanımıdır.

Bir de Patik’ten bahis edelim. Yeni doğan çocuklarımıza giydirdiğimiz o el örgüsü, büyük anne, hala, teyze el emeği olan Patikler… Ne büyük umutlardır o patikler; bebekleri onları giyecek, üşümeyecekler ve hayata attıkları adımlarda güven duyacakları bir ülkenin topraklarında büyüyecekler. Hiç birinin isimleri açığa çıkmadan ayak izi toprakta belirlenmeyecek ki, ülkenin gelişiminde bireysel isim olunmasın, kolektif bir emek dünyasının bireyleri olarak omuz omuza yürünsün. Batmayacak bir ülkede doğmuş birbirlerine kardeş gözü ile bakan, öyle hisseden nice ayaklarda her renk patik olabilen bir toplumda özgür olacaklar. Keyif için, şakalaşmak için, doğanın engin denizinde bir yunusun sırtına binebilmek için suda olabilmek ne güzel değil mi?

Batmamak için yüzmek zorunda olmak acı gelmiyor mu?

Attila Turnaoğlu –1953 yılında İstanbul’da doğan Turnaoğlu, Lise öğrenimini Kadıköy Maarif Koleji’nde tamamlamıştır. ODTÜ Endüstri Mühendisliği’nde yüksek öğrenimini tamamlayarak 1979 yılında iş hayatına atılmıştır. İş hayatında sırasıyla STFA Grubu’nun çeşitli şirketlerinde (1979 – 1994) Yöneticilik yapmıştır. Daha sonra İntermak grubunda Genel Koordinatör olarak görev aldıktan sonra 1995 – 2001 yılları arasında Transtürk Holding Aş – Israel Jv ortaklığı şirketlerinde Gübre, Fide üretim ve pazarlaması konularında görev almıştır. Daha sonra bir müddet müşavirlik yapmış olup, 2005 -2014 yıllarında Koca Grup bünyesinde Çeşitli Yurt Dışı Projeler Koordinatörü olarak Endüstriyel Tesisler, çeşitli alt yapı inşaat işleri faaliyetlerini yürütmüştür. Ardından Bionas Tarım LTD Şirketinde Genel Müdür olarak Rusya’da Organik Tarım üretimi ve Avrupa Birliği Ülkeleri, USA ve Kanada’ya satışlar gerçekleştirilmiştir.Orta öğreniminden beri müzikle uğraşmış, şarkı sözleri ve şarkılar üretmiştir. Şiire meraklı olup üniversite döneminden bu yana şiirler yazmaktadır. Bir dönem roman yazma konusuna da eğilmiş ancak yazdıkları basılmamıştır.YouTube kanalında şarkılar, şiir okumaları, video yapımları mevcut olup ileriye dönük Şiir kitabı basmayı amaçlamaktadır. Denenmemiş çalışmalara meraklı olup Foto-Şiir çalışmaları yürütmektedir. Yaşama ait kısa yazılar yazmaya da çalışmaktadır.

1 YORUM

  1. Çok ironik ve mizah duygusuyla harmanlanmış bir yazı. Ülkenin söylenmeyenlerini yumuşak bir eldiven içinde dile getirmişsin, anlayan ve düşünenler için.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here