Mece, nedir.

“maca/-mece bir fiilden isim yapma ekidir. Bazı bilim adamları ekin işlek olmadığını söyleseler de,  bu ekle türemiş kelime sayısı, türettiği kelimelerdeki fonksiyonu ve bu ekle türemiş kelimelerin kullanım sıklığı dikkate alındığında görülecektir ki, bu ekle türeyen kelime sayısı “Fazla işlek değildir.” hükmünü yalanlayacak kadar fazla ve kullanılış sıklığı fazla bir ektir. Ekin –ma/-me fiilden isim türetme ekiyle –ca/-ce ekinden yapılmış olduğunu ve işlek bir ek olmadığı ; veya sadece ekin işlek olmadığı; veya ekin –ma/-me sıfatları üzerine gelen –ce görelik ekinden doğmuş bir birleşik olduğu gibi çeşitli tanımlar yapılmıştır”  (Sn. Hikmet KORAŞ)

Bazı örnekler:

atmaca: sapan;  salmaca: taneli ürünleri kabuğundan ayırmak için kullanılan iki parçalı değnek; germece: mengene, gergi; dönmece: ağaçtan yapılmış pulluk; çekmece: masa, dolap gibi şeylerin dışarıya çekilen gözü, çekme; içinde mücevher veya başka değerli şeyler saklanan küçük süslü sandık.

Çekmece…Çek fiili işlenmiş ve çekmece olmuş. Her gün elimiz bir çekmeceye gider, evde ofiste ve bir tür depodur, saklama bölgesidir, düzen ile yerleştirilmiş kullanılmayı bekleyen eşyaların durduğu yerdir. Herkes biliyor değil mi!

Ancak çok özel bir anlamı daha vardır. Resimlerimizi, albümlerimizi ve mektuplarımız saklarız. Yani saklama kabıdır. Hatta bazı durumlarda kilitli çekmeceleri kullanırız, kimse açıp karıştırmasın diye. Belki mahremimiz gizlidir, belki biraz para, kolye ve bir cumhuriyet.

Anılarımızı saklarız, eski günlerden gelen. Babamın bana Konya Koleji orta kısmına başladığımda yazdığı mektubu sakladığım gibi. “Oğlum, derslerin ne durumda, İngilizceyi çok iyi çalış… Annen merak ediyor çamaşırlarını yıkatabiliyor musun; yemekler nasıl…Bu arada harçlığına dikkat et. Göndereceğim aylıktan her haftaya eşit para ayır, sıkıntıya düşme…” Bir keresinde annem de eklemiş:” Attila, kış geliyor, çorapların ince gelirse haber ver daha kalın yün çorap gönderelim…”

Fotoğraflar var; mesela Nazilli’den. Babam Sümerbank Pamuklu Fabrikasında ilk işi, makine mühendisliği okumuş, planlama bölümünde uzman olarak çalışmakta. Fabrikanın havuz başı gazinosunda annem ile oturuyor ve masanın üstüne ağabeyim Ali’yi oturtmuşlar, kameraya bakıyorlar ve Ali el işareti yapıyor; “gel” diye. İlk gördüğümde merak ettim, acaba annem hamile de bana mı gel demekte diye…

Annem ile Babamın pasaportları duruyor, eskilerden, yeşilinden. Galiba hiç yurt dışına gidemediler. Babamın ömrü yetmedi, 52 yaşında kalp tuttu, yani tutamadı hayatta onu, gidiverdi. Annemin arkasından yazdığı bir iki not var, okuyunca ömür birlikteliğinin onlar için ne kadar önemli olduğunu kırbaçlıyor yüreğe.

Çekmeceler çeşitli ağaçlardan yapılmış dolap, masa, sandık, vs içinde duruyorlar. Çekip açmak ve itip (itmece) kapamak için iki yanda kızakları var. Bazen bu kızaklar eskiyince yerlerinden oynarlar ve hatları bozulur. O zaman çekmece zor açılır veya açılmaz, çok zorlamak gerekebilir. Eğer içinde anılar var ise açana kadar sizi bekler, duacıdır açılsın da beni görsün hatırlasın, anıları yaşayalım derler. Düşünün ki, masa eskimiş, dökülmeye başlamış, siz emekli olmuşsunuz ve çalışma odanızdaki masayı kullanmayalı yıllar geçmiş. O akşam eski dostlar toplanmışsınız, Ayşen Hanım dönmüş demiş ki, “Cemal hatırlar mısın bize arada bir mızıkan ile çalardır biz de şarkılar söylerdik..haydi yine çal.” Tabii herkes de tempo tutup anıların canlanmasını talep eder. Cemal bakar karısı Muallaya, “hanım mızıka neredeydi” diye. Mualla da kafa ve göz aynı yönü işaret ederken dile getirir:”masadaki çekmecende olmasın”..Hatırlar o an ve kalkar gider odaya. Çekmeceye uzanır eli ama nafile, tıkanmış sıkışmıştır. Zorlar ama açılmaz. Kilidini bir o yana bir bu yana çevirir ve olmaz. Gidip bir tornavida filan alayım der ve salondan geçerken yardım da ister:”Mukbil, gelsene sen de açamadım çekmeceyi”  Avukat Mukbil beyi de yanına alıp odaya giderler; uğraşırlar, nafile. Cemal bey sinirlenir, Mukbil bey “ne yapalım başka zaman” der ama o an Mualla hanım gelir. Bakışları ile sorgular, Cemal bey de açılamadığını söyler. Mualla hanım masaya gider, “nasıl açılmıyor, ver anahtarı” diyerek kilide tekrar sokar ve çekmece açılır. Cemal ve Mukbil beyler bakışırlar ve kafalarını oraya yöneltirler, bakarlar ki en alt çekmece de açık. Mualla hanım anlar; “yahu Cemal kullanmaya kullanmaya unutmuşsun, kilidi çevirince önce en alt çekmeceyi çekeceksin ki üstteki iki çekmeceyi arkadaki pim salsın.” Cemal bey mahcup elini uzatıp mızıkayı üst çekmeceden alır. Mukbil bey ise kıs kıs gülerek salona gider. Masada oturulur ve Cemal bey çalmaya başlar, nihaventten. “Şarkılar seni söyler, dillerde nağme adın…” Babam, Cemal bey Nazilli, Denizli, Kayseri, Adana, Konya Ereğli, Ankara, Malatya Fabrikalarında çalıştı, Genel Müdürlük yaptı. 52 Yaşında el salladı.

Şarkılar nice aşkları dile getirir, ayrılıkları buluşmaları kıskançlıkları anlatır. Çekmecelerde nice şarkıların kaldığı gibi, nice saz ve ses sanatçıları da bir yerlerde kilidin açılmasını ve eskimiş hayatların hatırlanmasını beklerler. Eskilerin bizleri büyüttükleri, bizi hayata hazırladıkları günümüzde çabuk mu unutuluyor artık, bilemiyorum. Bu günleri borçlu olduğumuz nice büyüklerimizin olduğu gibi toplumun gelişmesine, sanatın bizleri insan olma yolundaki etkisine, felsefenin iyi bir dünyada var olmak için nasıl düşüneceğimiz ve nasıl toplumsal etkileşimi en paylaşımcı bir şekilde geliştirip kimsenin kimseye muhtaç olmayacağı birer yaşamı sürdürebilmemize katkı vereceğine inanmak durumundayız. Siyasi sahneye göndereceğimiz temsilcilerin bizlere ihanet edip etmeyeceklerini izleyerek gereken önlemleri almamıza yön vermenin yollarını artık bulmalıyız. Engeller hep var. Kilitler bizlerde de alt çekmeceyi açmayı öncelikle unutmamalıyız. Alt çekmece, bu anlatımda alt kelimesi nedeni ile sınıfsal bir kavram gibi gözükse de, öyle değil, asıl kilit çekmecedir.

İhanetçilerin çekmecelerinde anıları yoktur,  onların çok eskide kalmış masum yaşamları kaybolmuştur ve ihanetlerinin başladığı günlerden bu yana sadece korku biriktirirler. Tabii bir de kutuları vardır, onlar çekmecelerde değildir, başka kilitler altında yerin Qatmer altında altınların yanında, Manadalının karınlarında, Melez yarda vesaire bilinen bilinmeyen yerlerde kutularda saklanan alın terlerinin paraya tahvil edilmiş halleridir.  Günümüzde yüzlerce örneği olan, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana emekçilerin yeşertip büyüttüğü ve de bu ülkeye değer kattığı nice kuruluşun peşkeş çekilip mano alınıp satıldığı gerçeğine bir ışık Sümerbanktır.

ÇEKMECEDEN SÜMERBANK ÇIKTI:

1 Temmuz 1933 tarihinde “Sümerbank” adı verilerek kurulmuş olup, 17 Haziran 1938 tarihinde Kamu İktisadi Devlet Teşekkülü (KİT) haline getirilmiştir.

Daha önce Devlet Sanayi Ofisi tarafından işletilen;

– Feshane (Defterdar) Fabrikası,

– Basmahane (Bakırköy) Fabrikası,

– Hereke Fabrikası,

– Beykoz Fabrikası,

Sümerbank’a devredilmiştir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye’nin sanayileşme girişiminin ürünü olan birçok ortaklık devralınmış, Sümerbank tarafından birçok şirkete ortak olunarak kendi faaliyet alanı dışında kalan sanayileşme çabalarına destek sağlanmıştır.

Bu çerçevede Sümerbank, sanayi planları ile kendisine verilen görev gereği; Pamuklu Dokuma, Yünlü Dokuma, Deri ve Ayakkabı, Kimya, Toprak ve Seramik, Kağıt ve Demir-Çelik Sanayii sektörlerinde birçok üretim tesisini faaliyete geçirerek her yöreye ekonomik ve sosyal canlılık, bilgi, görgü, iş ve aş götürmüştür Sümerbank, Kalkınma Planı ve Yıllık Programları ile Devlet Planlama Teşkilatı tarafından kendisine verilen görevler çerçevesinde, yurt sathında yaptığı; yeni tesis kurma, kapasite artırma, tevsii, reorganizasyon ve modernizasyon, idame-yenileme yatırımları, araştırma-geliştirme, eğitim, pazarlama ve bankacılık faaliyetlerini başarıyla sürdürmüş olup, sanayileşen Cumhuriyet Türkiye’sinin belkemiğini oluşturan temel üretim birimleri yine Sümerbank tarafından faaliyete sokulmuştur.

Özetle Sümerbank, Pamuklu Sektöründe 20, Yünlü ve Halı Sektöründe 10, Deri ve Kundura Sektöründe 4, Kimya Sektöründe 6, Toprak ve Seramik Sektöründe 6, Ticaret Sektöründe 4, Araştırma ve Geliştirme sektöründe 1, Çimento Sektöründe 1, Kağıt Sektöründe 3 ve Demir-Çelik Sektöründe 1 İşletme olmak üzere toplam 56 İşletme ve Bankacılık Sektöründe 49 banka şubesiyle hizmet veren bankacılık birimi ile Türkiye’de özel kesimin gerek sermaye gerekse teknik bilgi ve beceriden yoksun olduğu dönemlerde Devletin tüm yükünü omuzlamış ve Türkiye’de sanayileşmenin öncülüğünü yapmıştır.

Sümerbank’ın bünyesinde birer işletme olarak kurulan ve gelişen;

1- Karabük Demir ve Çelik İşletmeleri,

2- Selüloz  ve Kağıt İşletmesi (SEKA),

Mayıs 1955’te müstakil birer müessese olarak yeniden yapılandırılarak,

1- Sivas Çimento,

2- Kütahya Seramik,

3- Filyos Ateş Tuğlası,

4- Konya Krom Magnezit Tuğla,

5- Yarımca Porselen ve

6- Bozüyük Seramik Sanayii Müesseseleri,

Kasım 1983’te Türkiye Çimento ve Toprak Sanayii Kurumu’na devredilerek, Bolu Lamine ve Lif Levha Sanayii Müessesesi Kasım 1983’te SEKA’ya, devredilerek ve Ordu Soya Sanayii Müessesesi de Aralık 1986’da Ordu Soya Sanayii A.Ş.’ye devredilmek suretiyle toplam 10 işletme Sümerbank bünyesinden ayrılmıştır.

Yaptığı yatırımları, işletmeciliği, bankacılığı, pazarlamacılığı ile hizmetlerini sunduğu her yöreye ekonomik ve sosyal canlılık götüren Sümerbank’ın; KİT’lerin Özelleştirilmesi Hakkındaki Kanun çerçevesinde Bakanlar Kurulu’nun 11 Eylül 1987 tarih ve 12184 sayılı kararı gereğince özelleştirilmesine karar verilmiştir.

Bilahare, bu milyar dolarlık Sümerbank, 24 Ekim 1995’te Garipoğlu Şirketler Topluluğuna 103.4 milyon dolara satılarak özelleştirildi.

Sonra ne mi oldu….bakınız internet çekmeceleri…

Attila Turnaoğlu –1953 yılında İstanbul’da doğan Turnaoğlu, Lise öğrenimini Kadıköy Maarif Koleji’ndetamamlamıştır. ODTÜ Endüstri Mühendisliği’nde yüksek öğrenimini tamamlayarak 1979 yılında iş hayatına atılmıştır.İş hayatında sırasıyla STFA Grubu’nun çeşitli şirketlerinde (1979 – 1994) Yöneticilik yapmıştır. Daha sonra İntermak grubunda Genel Koordinatör olarak görev aldıktan sonra 1995 – 2001 yılları arasında Transtürk Holding Aş – Israel Jv ortaklığı şirketlerinde Gübre, Fide üretim ve pazarlaması konularında görev almıştır. Daha sonra bir müddet müşavirlik yapmış olup, 2005 -2014 yıllarında Koca Grup bünyesinde Çeşitli Yurt Dışı Projeler Koordinatörü olarak Endüstriyel Tesisler, çeşitli alt yapı inşaat işleri faaliyetlerini yürütmüştür. Ardından Bionas Tarım LTD Şirketinde Genel Müdür olarak Rusya’da Organik Tarım üretimi ve Avrupa Birliği Ülkeleri, USA ve Kanada’ya satışlar gerçekleştirilmiştir.Orta öğreniminden beri müzikle uğraşmış, şarkı sözleri ve şarkılar üretmiştir. Şiire meraklı olup üniversite döneminden bu yana şiirler yazmaktadır. Bir dönem roman yazma konusuna da eğilmiş ancak yazdıkları basılmamıştır.YouTube kanalında şarkılar, şiir okumaları, video yapımları mevcut olup ileriye dönük Şiir kitabı basmayı amaçlamaktadır. Denenmemiş çalışmalara meraklı olup Foto-Şiir çalışmaları yürütmektedir. Yaşama ait kısa yazılar yazmaya da çalışmaktadır.

1 YORUM

  1. Çok güzel anlatmışsın. İbretlik. Ama insanlar hatalardan öğrenmeyi çoktan bıraktı. Vatan ve millet kavramları vicdansızlıkla susturuldu. Yazık ki tüm kayıplarımız bilerek ve hınçla gerçekleşti, gerçekleşiyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here