Düşmek, denge kaybının maruz bıraktığı bedenin ağırlık merkezinin yeryüzüne yapışmasını anlatır. Terimlere bakarsanız havadan aşağıya inmek, yere düşmek, bir işin birisine düşmesi, hızın düşmesi, para değerinin düşmesi, bir tarihe düşmesi, vs.

Epeyce gezgin ve kullanılan bir kelimedir bu. Tökezlemenin de sonucunda düşmelerin çok olduğu bilinir. Tökezlemek aslında bir uyarıdır, o anda aniden dengeni sağlamak için elini, vücudu kaslarını siper eder yere yapışmayı önlemeye çalışırsın. Merdivenlerden inerken bakar ve “aman düşmeyeyim” diye tırabzana tutunur veya yok ise adımlarını dikkatle atar, geniş tarafından inersin. Yola yağ dökülmüştür etrafından geçersin. Kışın buz tutar kaymamak için yol ararsın.

İnsan bilinci düşmemek için alert duruma geçer ve önlemler alır. Düştükleri zaman akıbetlerinin ne olacağını biraz bilirler, sürprizler istemezler. Hele ileri yaştakiler için epeyce tehlikelidir.

Çocuklarımızın düşmemesi için gözümüzü onlardan ayırmayız. Düşmeleri halinde ilk el uzatan anneler babalardır. Bir de şimdilerde bakıcılar var; Gürcü, Filipinli, Türkmen, Özbek, Moldov vs gibi ülkelerden gelenler, sokakta parkta ellerinde telefon çocukları pür dikkat izlemektelerdir. Düşmesinler diye.

Düşünce ne olur? Ayak veya el burkulur, zedelenir; diz parçalanır, çene burun yere çarpar kırılır, kanar; kafa yere vurur en kötüsü bayılırsın. 112 ne kadar çabuk yetişirse o kadar şansın yüksektir, bir bahar çiçeği koklamak için.

Düşenin dostu olur mu? Bir Atasözü der ki: Düşenin Dostu Olmaz

Manası:  Zenginliğini, makamını ve itibarını kaybeden ve bir felaket ile karşılaşan kişilerin etrafında olan iyi ve güzel gün dostlarının birer birer kaybolacağı anlamını taşır.

Aileler, akrabalar, çok yakınlar arasında bu durum böyle midir? Bazen evet; epey ender olarak zora düşenlere yakınları destek olurlar, ancak eski durumlarına erişmek imkânsızdır. Arkadaşlar arasında ise bu çok kısıtlı olarak gerçekleşir.

Bu anlatımlar maddi destek için belirlenmektedir. Ancak dostluk yakınlık, sevgi bağlarında eksiklik olmayacağını düşünmek gerek. Yardımlar imkan dahilinde olan destekler olup, manevi destekler dostlar arasında eksik olmaz.

Ancak, boyutlandıralım; siyaseten düşenler için bu durum çok farklıdır. Hızlı bir şekilde, koltuğunu, gücünü, yetkilerini kaybeden bir siyasetçinin etrafından menfaat erbapları kısa zamanda kaçarlar. Yalnızlığa giden yol hızlanır. Bu konuda örnekler çok olup herkesçe bilinmektedir.

Peki ya, güçlü ülkelerin politikaları nedeni ile hayattan düşmekte olan insanlar, kitleler neler yaşamaktadırlar? Elbette bu konuda ABD baş oyuncudur.

  1. ORTADOĞU

İkinci Dünya savaşı sonrasında bölgede egemen güç olarak ABD bu coğrafya da etkili olmuş, Fransa ve İngiltere’nin savaştan güçsüz çıkması ve SSCB’nin bölgedeki etkinliğinin artmasına engel olmak ve bölgedeki zengin enerji kaynaklarını kontrol etmek için stratejilerini geliştirmiştir. Afganistan 2001 tarihinde işgal edilmiş akabinde 2002 yılında Irak’a karşı harekete geçilmiş ve Saddam Hüseyin idam edilmiştir. Çıkan Arap isyanları ve sonrasında ABD Suriye’de ise istediğini pek bulamamıştır.  Irak ve Afganistan savaşından sonra çekilen tepkiler ve Suriye savaşında gelinen durum nedeni ile plan değişmiştir.

Ortadoğu Bölgesinde on yıllarca süren varlığından ve uzun yıllar ağır askeri ve siyasi müdahalenin ardından ABD’nin Irak’ta “devlet inşa etme” hedefi boşa çıkmış ve sağlam bir hükümet kurulamadan Irak terk edilmiştir. Bugünlerde ise Afganistan’ın böylece terk edilmesi Taliban’a zafer getirmiştir.

Düşüş, en sert ve acımasız şekilde Saddam Hüseyin’e, Afgan ve Suriye yönetimlerine nasip olmuşken asıl olan bu ülkelerdeki ve bölgelerin tümünde halkların içine düştüğü felaketler, acılar, kayıplar ve umutsuzca yaşam arayışları acılar ile doludur. Bu ülkelerden göç etmeye çalışan insanlar çeşitli yol ve araçlar ile batıya doğru yol almaya başlamışlar, yıllar süren çabalar sonucu bir kısmı Türkiye, bir kısmı Avrupa Ülkeleri, bir kısmı diğer Arap ülkelerinde kendilerine yer bulurken, yollarda verdikleri sayısız kayıplar, acıları sonsuza dek sürecek ağıtlara dil edilmiştir.

  1. ORTA AMERİKA

“ABD yıllardır işgücü ihtiyacını güvencesiz ve kölelik ücretine çalıştırabildiği Latin Amerikalı göçmen işçilerle gideriyor. 2005 yılı rakamlarına göre ABD’de kayıt dışı yaşayan yabancı nüfusun yüzde 56’sını Meksikalılar, yüzde 22’sini diğer Latin Amerika ülkelerinden gelenler, yüzde 13’ünü Asyalılar oluşturuyor. Meksikalıların göçmen nüfustaki bu baskın payı Meksika’nın ABD ile sınır komşusu olmasından, topraklarının bir kısmının geçmişte ABD tarafından ilhak edilmiş olmasından ve ABD ile girdiği ekonomik ve politik ilişkilerin derinliğinden kaynaklanıyor.” (pewhispanic.org)

Ancak, Meksikalıların yanı sıra Honduras, Haiti ve Guatemala’dan göç etmiş nüfus da ABD Göç politikaları sonucu gelinen noktada epeyce zor duruma düşmüşlerdir. “Bu göçlerin başlıca sebebi ABD’nin kıtada yürüttüğü kirli savaş, ABD desteği ve paramiliter yöntemlerle iktidara gelen gerici iktidarların bu ülkelerin iktisadi ve toplumsal yapılarında yarattığı geniş ölçekli tahribattı.” (J.Petras)

“Bir yandan ABD sermayesine ucuz işgücü arzını sürdürmek diğer yandan da kamuoyunu fazlasıyla rahatsız eden yasadışı göç sorununu çözmek için ABD’li otoritelerin son yıllarda ortaya koyabildiği en somut çözüm, Konuk İşçi Programı. Bu programın özünde, ABD’ye geçici olarak kabul edilecek ve ülkede bulunabilecekleri azami yasal süre dolar dolmaz sınır dışı edilecek olan milyonlarca Latin Amerikalı emekçi var. “ (Gözde Kök)

Ancak halen göç etmiş ve ABD’de yaşayan milyonlarca Latin insanların ne olacağı meçhuldür. ABD’deki göçmen işçi hareketinin talebi ise tek seferde ve hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm göçmenlere yasal haklarının verilmesi ve insanca yaşam koşullarının yaratılmasıdır.

Bir örnek; Amerikan hükümetinin Amerika-Meksika sınırında ailelerinden zorla ayrılan 545 göçmen çocuğun anne ve babalarının izini kaybettiğine ilişkin haberler hala gündemdedir.

Amerika Birleşik Devletleri ile Honduras arasında yapılması düşünülen anlaşmaya göre Honduras, ABD’den gönderilen göçmenleri ülkesinde tutmakla yükümlü olacak. Göçmen haklarına aykırı, tek taraflı alınan bu anlaşma insanların güvenliğini tehlikeye atmaktadır, çünkü Honduras güvenli değil.

Haiti seçimlerinin sonucunda ABD’nin sonuçları etkileyerek istediği adayın seçildiği konusundaki tartışma sürerken, Başkan görevi bırakmamakta (Şubat 2021 de dolduğu iddia edilirken Başkan 2022 de bırakacağını beyan ediyor) halkın yaşadığı sefaletin sonucu göçmen hareketi devam etmektedir. Haiti’de çeşitli olayların sürmesi, ( yolsuzluk, kadınlara tacizler, depremler sonrası yaşanan kaos, siyasi gerginliğin çok artması…) yaşam şartlarındaki düşüş sürmektedir.  Bugünlerde ise özellikle Haiti’den yola çıkan göçmenler Texas’da sınırları geçebilmek için her yolu denemektedirler.

  • YÜKSEKLERDEN DÜŞME

İki kısa video hatırlayın. Birincisi, 11 Eylül’de Ticaret Kulelerinden çaresizlik ile kendini boşluğa bırakan ABD vatandaşları; diğeri ise Kabil’den kalkan uçağın tekerleklerine asılan ve havalandıktan sonra kaçınılmaz olarak gücünü yitirip boşluğa düşen Afgan vatandaşı. ABD li düşerken ne düşünmüştür, ya da Afganlı ne düşünmüştür? Derin düşünmeye vakitleri kalmış mıdır, yoksa can havli ile hayata tutunmak için yaptıkları son eylem sonucu o serbest düşüş anında sadece film şeridi gibi geçen yaşamlarının neden bu şekilde sonlanmakta olduğunu bir tek cümle ile mi anmışlardır. “Allah hepinizin belasını versin!” ( bu Afganca olan…ABD li tercümesi şöyle: “fuck you all!” Umarız bu dualar yerini bulur.

DÜŞÜŞLER

Düşmez kalkmaz bir İnsan vardır. O insanın inişli ve çıkışlı zamanları olacağı belirtilir. Bunun yanı sıra sağlıklı durumlardaki insanların hastalanabileceği ve yüksek görevdeki birinin de işsiz kalabileceği belirtilir.  Kimsenin kendisini üstün görmemesi gerektiği, herkesin bir gün yardıma ihtiyacı olabileceği üzerine yorumlanır. Bak sen!!!!!!!

Hey Çok bilen… bak düşersin kalkamazsın, hastalanırsın, saklarsın ama sonu gelir. Hele işsiz kalmak korkusu var ya seni yer bitirir. Bu dünya da edindiğin paraları, altınları, evleri, gemileri, uçakları, şirketleri, hisseleri, Katkat-Ar damar ortaklıklarını sığdıracak ne bir kefenin ne de bir tabutun olacak. Kefeninin de beyaz olmayacağı aşikâr.

Ve hatta (diğer kötülerin yanındaki bu “en” sonsuza varan matematik gücü olan bir “exponential/üstel” olsun) dostları yok diye sandığın “düşenler” var ya, hani fakirler, yoksullar, evsizler, işsizler, yetimler, yaşlılar, göçmenler, göç yollarında telef olanlar, haksızlığa hukuksuzluğa ermiş emekçiler, itilmiş-kakılmışlar, senin sayma yeteneğinin burada bittiği ancak bizim daha sayacak nicelerimiz var, ve biz onları “düşmüş” kabul etmiyoruz, henüz dik iken sarılıyor ve sahip çıkıyoruz, işte onlar senin korkulu rüyanlar… sen düştüğünde altında bu topraklardan bir avuç olmayacak ve kara taşa serileceksin.

AYLAN

Aylan Bebek, bir gönül parçası, bir göz bebeği, bir yaşam ağıtının kahramanıdır.

Bodrum‘da, 2 Eylül 2015’te Yunanistan‘a geçmek isterken bindikleri lastik botun batması sonucu Suriyeli 3 yaşındaki Aylan Kurdi’nin yanı sıra ağabeyi ve annesinin de aralarında bulunduğu 5 kişi yaşamını yitirmişti. Aylan bebeğin sahile vuran cansız bedeninin görüntüleri, Suriye‘deki savaşın korkunç yüzünü bir kez daha ortaya koymuş, uluslararası toplumun da mülteci sorununa dikkatini çekmişti

O göçtüğünde, yanındaki annesine gökyüzünden seslenmiş idi, ne olduğunu henüz anlayamadan….

Aylan’dan

Neredesin Anne

Neden ıslağım

Saçlarım karışmış

Dilim şişmiş tuz içinde

Yanağım kuma batmış

Gözlerim kapalı

Neden yalnızım Anne

Neredeyim Anne

Etraf karanlık

Uzaklarda bir ışık

Bu Avrupa güneşi mi

Varıyor muyuz Anne

Kurtulduk mu

Neler oluyor Anne

Galip nerede

Babam neden yok

Neden göremiyorum

Neden senin kucağında değilim

Neden bu asker

Düşman mı dost mu

Bu ne şimdi Anne

Uğultular var

Hiç görmediğim kadar çok insan

Sesleniyor adımı

Gözyaşları var üzerime gelen

Sanki boğulacağım ilgiden

Hiç olmadığı kadar

Hiç bilmediğim kadar

Hiç sevilmediğim kadar

Hiç acınmadığım kadar

Şimdi ben neyim Anne

“Hiç sayıldığımız” anlardan kurtulduk mu Anne

Şimdi ben büyüdüm mü Anne

“Düşüş”, insanların yaşamlarına müdahale ederek, onları aciz bırakarak, yerlerinden yurtlarından etmek sureti ile menfaat sağlayarak, yaşam haklarını ellerinden alarak zulüm eden zümrelerin bugün için izledikleri bir metraj da olsa bu filmin uzun metrajı da yazılmakta ve ümit ediyoruz ki, onların kaçınılmaz sonlarının nasıl olacağı hikayeyi yazanlar tarafından bitirilmek üzeredir.

Attila Turnaoğlu –1953 yılında İstanbul’da doğan Turnaoğlu, Lise öğrenimini Kadıköy Maarif Koleji’ndetamamlamıştır. ODTÜ Endüstri Mühendisliği’nde yüksek öğrenimini tamamlayarak 1979 yılında iş hayatına atılmıştır.İş hayatında sırasıyla STFA Grubu’nun çeşitli şirketlerinde (1979 – 1994) Yöneticilik yapmıştır. Daha sonra İntermak grubunda Genel Koordinatör olarak görev aldıktan sonra 1995 – 2001 yılları arasında Transtürk Holding Aş – Israel Jv ortaklığı şirketlerinde Gübre, Fide üretim ve pazarlaması konularında görev almıştır. Daha sonra bir müddet müşavirlik yapmış olup, 2005 -2014 yıllarında Koca Grup bünyesinde Çeşitli Yurt Dışı Projeler Koordinatörü olarak Endüstriyel Tesisler, çeşitli alt yapı inşaat işleri faaliyetlerini yürütmüştür. Ardından Bionas Tarım LTD Şirketinde Genel Müdür olarak Rusya’da Organik Tarım üretimi ve Avrupa Birliği Ülkeleri, USA ve Kanada’ya satışlar gerçekleştirilmiştir.Orta öğreniminden beri müzikle uğraşmış, şarkı sözleri ve şarkılar üretmiştir. Şiire meraklı olup üniversite döneminden bu yana şiirler yazmaktadır. Bir dönem roman yazma konusuna da eğilmiş ancak yazdıkları basılmamıştır.YouTube kanalında şarkılar, şiir okumaları, video yapımları mevcut olup ileriye dönük Şiir kitabı basmayı amaçlamaktadır. Denenmemiş çalışmalara meraklı olup Foto-Şiir çalışmaları yürütmektedir. Yaşama ait kısa yazılar yazmaya da çalışmaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here