Dışişleri Bakanı Sayın Çavuşoğlu’nun “turistleri karşılayan herkes aşılanacaktır” açıklaması kamuoyunda çok tartışıldı ve tepki çekti. Hiç kuşku yok ki sadece turistleri karşılayanların değil toplumun tamamının aşılanması çok önemli ve olması gereken bir durum. Bu somut olguya rağmen, aşının gündem olduğu ocak ayından bu yana iki doz aşıyı olanların sayısının bilim insanlarının ifade ettiği genel bağışıklığın oluşmasının çok uzağında olduğunu görmekteyiz. Aşının gecikmesi ve vaka sayılarının hızla artması nedeniyle 15 Nisan’da açıklanan tedbirler kapsamında öğrencilerin 8 ve 12.sınıflar hariç olmak üzere yüz yüze eğitimden yeniden uzaktan öğretime geçilmesine karar verildi. Bu süreçte aşılanması gereken öncelikli toplum kesimleri arasında öğretmenler öne çıktı. Sendikalar ve muhalif siyasi partiler eğitim ve öğretimin sürekliliği, istikrarı ve çocukların üstün yararı açısından öğretmenlerin aşılanması gerektiğini sürekli gündeme getirdiler. Bunun üzerine hem SB Sayın Koca hem de MEB Sayın Selçuk öğretmenlerin öncelikli olarak aşılanacak gruplar arasına alınacaklarını açıkladılar. Yapılan açıklamalarda, aşılamada önceliğin köy okulları, ilkokullar, okulöncesi ile özel eğitim kurumlarında görev yapan 425 bin öğretmene verileceği bilgisi yer aldı. Köy okullarında görev yapan öğretmenlere ilk aşı randevularının verilmeye başladığı 15 Şubat tarihinden bu yana 90 gün geçmesine rağmen birinci ve ikinci doz aşı yapılan öğretmen sayısının ne kadar olduğu henüz net olarak bilinmiyor. Bu bilinmezlikler ve belirsizlikler toplumun güven duygularını zedeliyor.

İki doz aşı yapılan öğretmen sayısı bilinmiyor

Milli Eğitim Bakanı Sayın Selçuk, 9 Nisan tarihinda Habertürk TV’de katıldğı açık oturumda sorulan bir soruya karşılık verdiği yanıtta “9 Nisan tarihine kadar aşılanan öğretmen sayısının 125 bin olduğunu,akabinde 125 bin öğretmenin daha aşılama kapsamına alımdığını” söyledi.Yarım yamalak kapanmanın ilan edildiği 29 Nisan tarihine kadar aşılanacağı söylenen 125 bin öğretmenin aşı olduğunu varsayarsak toplam aşılanan öğretmen sayısı 250 bin olmaktadır.Oysa MEB’e bağlı kamu özel eğitim öğretim kurumlarında 1 milyon 259 bin öğretmen görev yapmaktadır.Resmi eğitim öğretim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin yaklaşık %10’u 50 ve üzeri yaştaki öğretmenlerden oluşmaktadır. Üstelik aşı olduğunu varsaydığımız 250 bin öğretmenin kaçına birinci kaçına ikinci doz aşı yapıldığını da bilmiyoruz. Bütün bu hesaplamalardan yola çıkarak yaptığımız çıkarımlara göre, geride aşılanmayı bekleyen 1 milyon 9 bin öğretmen bulunmaktadır.Kaldı ki eğitim öğretim hizmeti verenler sadece öğretmenler değildir.Öğrencileri okul ve çevresinde karşılayan, temasta bulunan pek çok çalışan ve meslek grubu bulunmaktadır.

Eğitim hizmeti veren bütün bileşenler aşılanmalıdır

Eğitim öğretim hizmetler bir bütündür. Farklı meslek ve istihdam gruplarından pek çok emekçi bu bütünsel yapı içinde öğrencilerle muhatap olmakta temas kurmaktadır. Bu emekçi gruplar; öğrenci servislerinde, kantinlerde, temizlik, güvenlik, barınma, beslenme vb gibi hizmetler başta olmak üzere diğer okul hizmetleri ile okul aile birliklerinde çalışanlardan oluşmaktadır. Bunların yanı sıra okul çevresinde öğrencilerin ihtiyaçlarını gidermk için bir biçimde uğrak yeri olan mekanlarda çalışanlar.Görüldüğü gibi sınırı salt öğretmenlerden oluşmayan sayısı milyonları bulan insandan söz ediyoruz.Bir yandan bahsettiğimiz bu kesimler hızla aşılanırken diğer yandan çocukların büyük öğrenme yoksunluğu ve okul soğukluğu yaşamaması için köy okulları,okulöncesi eğitim ve özel eğitim kurumları ile ilkokullar 17 Mayıs-2 Temmuz tarihleri arasında aşamalı ve seyreltilmiş olarak yüz yüze eğitim yeniden başlanmalıdır.

TTB’nin dikkat çektiği hususlar önemsenmelidir

TTB 7 Mayıs tarihinde yaptığı basın toplantısında okulların açılması gerektiğini alıntılanan saptamalar doğrultusunda önermektedir. Açıklamada yer alan görüş, öneri ve bulgulara göre,

*Okullarda bulaş azdır ve çocuklar halen COVID-19 için düşük risktedir. O halde okullar EN SON kapanan ve İLK açılan yerler olmalıdır.

*Eğitimden uzak kalmak çocuklarda bilişsel gelişimi aksatmaktadır. Yaş ne kadar küçükse bu etki o kadar fazla olmaktadır. Çocukların zihinsel, sosyal ve bedensel gelişimlerinde geri dönüşü olmayan kayıplar yaşanmaktadır. Kayıplar nüfusa eşit dağılmamakta, dezavantajlı çocuklar, yoksul aileler ve kadınlar okul kapatmalarından çok daha derinden ve kalıcı olarak etkilenmektedir. Okulların kapatılmasının ciddi toplumsal zararları vardır. Özellikle kırsal bölgede yaşayan, ana dili Türkçe olmayan ve orta-düşük sosyoekonomik düzeyden ailelerin çocukları ve özel eğitime ihtiyacı olan öğrenciler öğrenme ve eğitim kayıpları en fazla olanlardır.

*Evde kalmanın çocuklar için riskleri ağır ihmal, istismar, artan açlık, işçi olarak çalıştırılma, erken yaşta evlendirilme, örgün eğitimden tamamen kopma. Çocuk istismarı artmakta ve buna karşılık istismarı tespit olanağı azalmaktadır. Okuldan uzak kalmak kız çocuklarının okullaşma oranlarında ciddi azalmaya, kazanımların kaybedilmesine ve çocuk yaşta evliliklerin artmasına yol açmaktadır.

*Özellikle okul öncesi eğitime erişimin sınırlanması nörogelişimsel açıdan hali hazırda ‘gri bölgede’ olan çocukların durumu ağırlaşmasına sebep olmaktadır. Bu durum, kısa ve orta vadede öğrenme güçlükleri, gelişme gerilikleri, otizm, dikkat eksikliği ve hiperaktivite gibi sorunlar yaşayan çocukların sayısında ciddi artış getirecektir.

*Kapanma süresi uzadıkça okuldan kopan çocuk ve gençlerin okula bir daha dönmeme riskleri artmaktadır.

Sonuç olarak, TTB’nin, diğer bilim kurumlarının ve bilim insanlarının, sendikaların görüş ve önerilerini önemsemek gerekmektedir. O nedenle sağlıklı ve güvenli okul ortamlarını oluşturarak, öğretmenler dahil öğrencileri karşılayan yukarıda bahsettiğimiz diğer hizmet veren gruplara okulların açılacağı Eylül ayına kadar iki doz aşının yapılması eğitim ve öğretim sürecinin kesintiye uğramasını engelleyecektir. Bunların yanı sıra okulların açıldığı tarihten önce ve sonrasında öğrencilere büyük yaş gruplarından başlayarak sürekli test yapılması eğitim ve öğretim sürecinde oluşacak öğrenme ve eğitim kayıplarının daha da büyümesini önleyecektir.

Alaaddin Dinçer
Alaaddin Dinçer: 1956 yılında Trabzon Çaykara’da doğdu. Liseyi Ankara’da okudu. 2 yıllık eğitim enstitüsünü Kırklareli Lüleburgaz Kepirtepe Eğitim Enstitüsü’nde bitirdi. Uzun yıllar işçi ve kamu sendikalarında yöneticilik yaptı. En son 2008 yılında Eğitim-Sen Genel Başkanlığı’ndan ayrıldı. Eğitim ve bilim üzerine yazılar yazıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here