etelgraf haber-

Diyanet İşleri Başkanlığı kısa bir süre önce 4-6 yaş grubu çocuklar için açtığı Kur’an kurslarının okul öncesi eğitim kapsamında ‘anaokulu’ olarak kabul edilmesi ve okul öncesi eğitime ‘din eğitimi” derslerinin eklenmesini dile getirilmişti. Siyasi İktidarla paralel düşünen Memur Sen de 2014 yılında yapılan 19. Milli Eğitim Şûrası’nda, çocuk haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelere, Anayasa’ya ve yasalara aykırı biçimde okul öncesi eğitim programına “zorunlu din dersi konulsun” talebini gündeme getirmişti. Bu konulara itiraz eden Eğitim Sen, 20 Eğitim Şurasına kurallara uygun örgütlenmediği için daha önce katılmayacağını açıklamıştı.

Konuya ilişkin Eğitim Sen Genel Başkanı Necla Kurul bir açıklama yaptı:

Eğitim biliminin ortaya koyduğu sonuçlara dayanarak, 20. Milli Eğitim Şûrası’na katılan kurum ve kişileri, okul öncesi eğitime ilişkin politikaların çocuğun üstün yararı ve laiklik ilkesi temelinde oluşturulmasının zorunluluğu konusunda uyarıyoruz. Sendikamız, çocuğun üstün yararını gözeterek öğretmenler, veliler ve çocuklarla birlikte eğitim hakkı mücadelesine devam edecektir.

OKUL ÖNCESİ EĞİTİM DÜZEYİNDE DİNİ EĞİTİM, ÇOCUKLARIN SAĞLIKLI GELİŞİMİ AÇISINDAN
UYGUN DEĞİLDİR!

itim Sen’den yapılan yazı açıklamanın tamamı şöyle:

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 4-6 yaş grubu çocuklara yönelik olarak açtığı Kur’an kursları fiilen
sübyan mektebi işlevi görerek mevcut iktidar döneminde okul öncesi eğitime alternatif bir model
haline getirilmiştir. Türkiye’de sadece Sünni İslam’ın resmi temsilcisi olan Diyanet İşleri Başkanlığı
kısa bir süre önce de 4-6 yaş grubu çocuklar için açtığı Kur’an kurslarının okul öncesi eğitim
kapsamında ‘anaokulu’ olarak kabul edilmesi ve okul öncesi eğitime ‘din eğitimi” derslerinin
eklenmesini dile getirmiştir.
Anımsanacağı gibi, Memur Sen, 2014 yılında yapılan 19. Milli Eğitim Şûrası’nda, çocuk
haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelere, Anayasa’ya ve yasalara aykırı biçimde okul öncesi eğitim
programına “zorunlu din dersi konulsun” talebini gündeme getirmişti. Bugün de bu talepte ısrarcı
olduklarını ifade eden Memur Sen Genel Başkanı, “Cumhurbaşkanının himayesinde” Saray’da
başlayan 20. Milli Eğitim Şûrası’nda konuyu yeniden gündeme getireceklerini belirtmiştir.
Eğitimde 4+4+4 dayatması ile kendi siyasal ideolojik hedeflerine uygun nesiller yetiştirmeyi
hedefleyen siyasi iktidarın, hedefini daha da büyüterek bilinçli ve programlı bir şekilde daha
kolayca ‘şekil verebileceği’ 4-6 yaş grubuna yönelmesi çocukların sağlıklı gelişimini sekteye
uğratmaktadır. Henüz oyun çağında olan, somut ve soyut düşünce yetileri gelişmemiş olan 4-6 yaş
grubu okul öncesi eğitim çağındaki öğrencilere, hangi neden ya da gerekçeyle olursa olsun, dini
eğitim verilmesi, Türkiye’nin de altında imzasının bulunduğu Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin
‘çocuğun üstün yararı’ ilkesi ile temelden çelişmektedir.
Her yaşın belli bir zihinsel olgunluk düzeyi, algılama düzeyi, muhakeme ve soyutlama düzeyi
vardır. Bu nedenle de bilgi çocuğa aktarılırken önce çocuğun bu bilgiyi anlayabilecek düzeyde zihin
ve duygu gelişimine sahip olması, ardından bu bilginin ağırlığı altında ezilmemesi, yanlış anlama
dolayısıyla zarar görme ihtimalinin bulunmaması gerekir. Türkiye’de ‘din eğitimi’ pratiklerinde
sıkça karşılaşıldığı gibi, çocuklarda korku, endişe, umutsuzluk, suçluluk duyguları yaratan, çocuğun
dini bilgiyi edinmeye hazır olmadığı bir dönemde dini eğitimle karşı karşıya bırakılmasının çocuk
üzerinde olumsuz etkilerinin olması kaçınılmazdır. Geçmişte ‘günahları çoğalmadan cennete
gitmek için ölmek isteyen’, ‘annesini kapanması için uyaran’ çocuklara ilişkin sayısız örnek
yaşanmıştır.
Pedagojik temele dayandırılmayan dini eğitimin en önemli sakıncası, çocuklara sürekli olarak
korkunun öğretilmesidir. Bir davranışa yönelmek ya da başka bir davranıştan kaçınmak için dinde
en önemli referans korkudur. En çok da günahtan korkmak öğretilir. Oysa çocukluk döneminde
çocuğun hatalar yapması, kendi doğrularını oluşturmadan önce içinden gelen her türlü sese kulak
vererek kendi kendine vicdan ve sosyal yargı geliştirmesi çok önemlidir.

Gelişim çağının başında ve somut düşünme evresinde bulunan çocuklar açısından din eğitimi
söz konusu olduğunda, çocukların pedagojik olmaktan uzak ve korku temelli bir eğitimle
‘öğretilmeye’ çalışılan soyut kavramları anlaması ve içselleştirmekte güçlük çekmesi kaçınılmazdır.
Örneğin bu yaş grubundaki çocuklar, yaptıkları hatanın (günahın) cezası olduğunu öğrendiklerinde
bir şeyi akıllarından bile geçirdiklerinde suçlu olduklarına inanıp, olup biten kötü şeylerin kendi
hatalarından kaynaklandığına inanırlar. Bu suçluluk duygusu bir süre sonra çocukların içe
kapanmasına, depresif duygular geliştirmesine ve davranış bozuklukları yaşamasına neden
olabileceği gibi, ailesine ve çevresine karşı daha saldırgan tutumlar geliştirmesine neden olabilir.
Eğitim sisteminde ve genel olarak toplumsal yaşamda iktidarın kendi dünya görüşüne ve
yaşam tarzına uygun nesiller yetiştirme yönündeki uygulamaları tüm topluma yönelik fiili bir baskı
ve dayatma haline gelmiştir. Bu konuda özellikle eğitim sisteminin ‘tek din, tek mezhep’ anlayışına
uygun olarak dini kurallara göre biçimlendirilmek istenmesi kabul edilemez.
Devlet eğitimi ve toplumsal yaşamı örgütlerken bunu dini kurumlara, dini kurallara, söylemlere
ya da referanslara göre yapmamalıdır. Özellikle eğitim sistemi ve okullar, dini kurallara ya da
faaliyetlere göre değil, evrensel ve bilimsel gerçekler ile toplumsal ihtiyaçlara göre düzenlenmesi
gereken kurumlardır. MEB’in görevi, çocukları ve gençleri insanlığın ortak evrensel değerleri
doğrultusunda yetiştirmek, çocukların yararını gözetmek, çocuk ve gençlerin kendini
gerçekleştirebilmesi için mevcut bilgi birikimine ulaşmasına ve eleştirel düşünce becerisi
kazanabilmesine olanak sağlayacak somut adımlar atmak olmalıdır.
Laik bir ülkede devletin, zorunlu din dersi uygulamasıyla bireylerin kişisel inanç alanına girmesi
doğru değildir. Devletin belli bir dinin ya da inancın, Türkiye’de olduğu gibi belli bir mezhebin
savunucusu ve destekçisi durumuna getirmek yönündeki her türlü girişim ve uygulamaya sadece
okul öncesinde değil, eğitimin bütün kademelerinde son verilmelidir.
Eğitim biliminin ortaya koyduğu sonuçlara dayanarak, 20. Milli Eğitim Şûrası’na katılan
kurum ve kişileri, okul öncesi eğitime ilişkin politikaların çocuğun üstün yararı ve laiklik ilkesi
temelinde oluşturulmasının zorunluluğu konusunda uyarıyoruz. Sendikamız, çocuğun üstün
yararını gözeterek öğretmenler, veliler ve çocuklarla birlikte eğitim hakkı mücadelesine

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here