KESK’te kapsayıcılık yönetim ittifaklarından değil, milyonlarca örgütsüz kesimlere KESK’in kapısını açmaktan geçiyor. ‘’Memur’’ sendikacılığı döneminin bittiğini ilan etmesinden geçiyor. Emek hareketinin geleceğinde, işçi sınıfının niteliksel etkisini egemen kılmak istiyorsak, güvencesizlerin kent yoksullarının, kayıt dışı çalışanların, mültecilerin örgütü olma yolunda en radikal adımın atılması gerekiyor.

24-25 Haziran’da KESK Genel Kurulunu tamamladı. Genel Kurul pandemi nedeni ile bir yıl gecikmeli yapıldı. Kurul bulaşı nedeni ile tedirginlikler ve zaman zaman unutulan ‘’tedbirlerin’’ gölgesinde geçti. KESK’in  olumlu üretken bir genel kurul örgütlediğini söyleyemeyiz.

 KESK’in nasıl bu noktaya geldiğini konuşmak gerekiyor. Bu konu uzun zamandır konuşulamayan bir durum; çünkü sol- sosyalist kültürde yok edilen tartışamama-konuşmama hali bozulmadığı sürece de bu durum çözülemeyecek. Genel Kurulu mevcut görev başındaki MYK ve karar organları örgütler. Maalesef yönetime görev almayacağını ilan eden grupların bazı üyeleri seçildikten sonra bir kurumun yöneticileri olduklarını unutuyorlar. Genel Kurullarda yönetim kademelerinde görev yapanların faaliyet raporu aklanana kadar sorumlulukları vardır. Bu sorumluğu yerine getirmemek son yıllarda tekrarlanan ve izahı olmayan durumdur. Hiç bir sorumluluk duymadan ne olupbitti ise sanki kendi dışlarında olmuş gibi davranıyorlar. Genel kurula yaptıklarının ya da yapamadıklarının hesabını vermeden kenara çekiliyorlar. Bu durum ne siyasi kültüre, ne örgütsel sorumluluğa ne de KESK’in tarihi birikimine yakışan bir durumdur değildir. Yerel bir mahalli dernekte dahi ‘’devir teslim’’ kültürü vardır. Bundan bile imtina eden ‘’yöneticilerin’’ olduğu bir dönemden geçiyoruz.

KESK’TEKİ SENDİKAL DİNAMİKLER MUTLU DEĞİL

KESK ‘te örgütlenme çalışması yapan, yönetimde olsun veya olmasın seçilsin veya seçilemesin hiçbir grup mutlu değil. KESK’ te bulunan gruplar uzaydan gelmediler her birinin siyasal partisi, dergisi ya da genelde siyasi bir çizgisi var. Bu siyasi çizgilerin kendi sendikal dinamiklerine “bir arada durmayın, ortak çalışma yapmayın, dağınık durun, KESK’i güçsüz kılın” dediklerini, ya da bunu savunduklarını düşünmüyorum. Çünkü emekten yana siyaset yapan bütün örgütler kendi arkadaşlarının alanda yaşamın içinde doğru şeyler yapmasını ister.

Bu demektir ki grupların sadece başka gruplarla değil aynı zamanda kendi siyasetleriyle de aralarında ‘’çözülemeyen’’ sorunları var.

Kendi siyasetiyle dahi ‘’barışık olamayan’’ grupların örgütlediği KESK genel kurulundan daha fazlasını beklemek haksızlık olur.

Siyaset dediğimiz şeyi emekçilerin, doğanın, insanın, çocukların ve toplamda geleceğimizin mutluluğu için yapıyorsak emekten yana siyaset olur. Yapılan edilen pratiklerimiz buna hizmet etmiyorsa hangi gerekçemiz itirazımız, sahici olabilir?

Seçim odaklı genel kurullar önce grupların kendi içinde rekabeti, dolayısıyla siyasi olmayan bir saflaşmayı beraberinde getiriyor. Bu hastalık öyle bir virüstür ki siyaseti bile bölmeye götürdüğü görülmüştür.

KESK kurulduğu günden bugüne kadar DEMEP (Demokratik Emek Platformu) var. Şu anda en geniş tabana sahip, bu grubun sendikalar üzerindeki güçlü etkisinin, düşünsel bir hegemonyadan çok çözülemeyen Kürt sorunundan kaynaklandığını söylemekte yarar var. Bu siyasi çizginin demokrasi talebi önceliği her zaman öne çıkmıştır. Ayrıca bu talebin emek mücadelesini öteleyen yanı da yoktur. Emek meselesiyle ilgili yeni icat edilmiş görüşleri yok, görüşleri yıllardır söyledikleri düşüncelerin güncellenmiş halidir. KESK mücadelesinde etkin rolü olan grupların daha çok eleştiriye muhatap olması da doğaldır. Yeter ki bu eleştiriler KESK’in mücadelesini geliştirmeye hizmet etsin.

Demokratik Emek Platformuna genelde yapılan eleştirilerin çoğu kimlik siyaseti yaptıkları, sınıf siyasetinden uzaklaştıkları eleştirisidir. Kürt sorunu sorun olmaktan çıkmadığı sürece siyasette, sendikada, mahallede sokakta, kendini ‘’yurtsever’’ olarak tanımlayan siyasi çizgiler hep olacaktır. Aynı şekilde bunun karşıtı olarak ulusalcı, ötekileştirişi, sorunu çözmek istemeyen egemen güçlerin farklı kimlik ve kültürleri yok sayma siyaseti de var olacaktır. Bu konuda yapılacak eleştirilerde egemen siyasetin argümanlarıyla buluşmamaya dikkat etmek çok önemlidir. Ancak bu noktadan uzak duran eleştiriler sınıfsal mücadeleyi geliştirir.

Yapılan ve tüketilemeyen başka bir tartışma da sendikaların seçim sistemiyle ilgili. Örgütlerde seçim sistemlerinin demokratik işleyiş açısından önemli olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Demokrasi mücadelesi veren bir örgütün doğrudan demokrasi yöntemine ulaşması için kendini sürekli yenilemesi gerekiyor.

Ancak KESK’teki sorun çok daha farklı. En demokratik seçim sistemi her zaman var olan sorunları çözmeye yetmez. Seçim sistemi sadece grupları yönetime taşımayı garanti eden bir meseleye de indirgenemez.

Ortada tuhaf bir durum var. Bütün sorun alanları üzerine yapılan tartışmalar bütünün bağlamından, diyalektik düşünme biçiminden uzaklaşılarak yapılıyor. İnsanlarımız düşünmeyi sevmiyor. Sendikalarda olup biteni sorgulamaya, araştırma yapmaya, okumaya, bilgilenmeye, yeni gelişmeleri değerlendirmeye, öğrenmeye açık değiller. Küresel kapitalist sistemin üretim ilişkilerinde ortaya çıkardığı  dijitalleşme süreci işçi sınıfının, KESK’in, DİSK’in ilerici sendikaların  geleceğini nasıl etkileyecek? Örgütlenmede kapsama alanımızı ne zaman konuşacağız? Ekolojik kırım olarak tanımlanan bu dönemde ‘’Ekolojik Toplu Sözleşmeler’’ üzerine ne düşünüyoruz? Bunları örgütlü olarak tartışmayan genel kurulların üreteceği yönetsel organlar her zaman sürecin gerisinde kalmaya mahkûmdur.

Tartışma, konuşma ve dinleme önemli bir meziyettir. Bu meziyeti bir yol yöntem bulup yeniden kazanmamız lazım. Değişmeyen sabit fikirleri ve düşünceleri, her fırsatta, her platformda ‘’tavizsiz’’ savunmak ve bunu da ‘’ilke’’ düzeyinde sahiplenmek çok kötü sonuçlar üretiyor.

Bu hatalı tutumla ‘’karşı’’ taraf ‘’İPTAL’’ ettirilmek isteniyor. Bu aynı zamanda bir şiddet biçimidir. Siyasetle ilişkisi olmayan bu durumun yarattığı  ‘’İptal etme kültürü’’ Mobbing ’den daha fazla şiddet içerir. Geleneksel sosyalist hareketin kültüründe bu etkiler var. Bu yöntemi uygulayanların kısa vadede başarılı olduklarını da söyleyebilirim. Fakat bunu uzun vadede ortaya çıkardığı tahribat çok ağır oluyor.

KESK’in 25 yıllık tarihinde sendikal ‘’dinamik’’ olarak tanımlanan grupların siyasetlerinde geçirdikleri evrimi hatırlamakta yarar var.

SOSYALİSTLER:

Örneğin KESK’in kuruluşunda etkili ve aktif olan Devrimci Öğretmen grubu daha sonra genişletilerek devam eden Devrimci Kamu çalışanları grubuna dönüştü. ÖDP süreci ile sosyalist hareket içinde birleşme gerçekleşince alan örgütü içindeki birlikteliklerde doğal olarak DSD (Devrimci Sendikal Dayanışma) kendini yeniden tanımladı.

DSD, ÖDP ye katılan bütün siyasi grupların alan örgütü idi. Bu büyük buluşma KESK’ içinde önemli bir etki yarattı.

ÖDP’de ortaya çıkan ayrılma süreçleri DSD’nin çoğulcu yapısını ortadan kaldırdı.

HDP’nin kurulmasından sonra geçmişte ÖDP içinde yer alan birçok siyaset HDP’nin bileşeni oldu. HDP her ne kadar ÖDP sürecinde olduğu gibi bir sendikal alan örgütü yaratamasa da KESK içinde eski dizilim değişti.

SOSYAL DEMOKRATLAR:

Bir başka gerçek, Türkiye’de sosyal demokratların hiçbir zaman kendi taban gücünü etkileyecek sendikal faaliyette bulunamamış olmalarıdır. Sendikal Birlik grubu her ne kadar CHP çizgisinde olsa da bir bütün olarak CHP’yi temsil ettiği söylenemez. Buradan maalesef içi boşalmış kişiselleşmiş siyasi ilişkiler ortaya çıkıyor.

Geldiğimiz noktada ÖDP sürecindeki DSD yok. Yine diğer taraftan söylersek kurulduğu günden bugüne kadar var olan DEMEP de hiç değişmeden yoluna devam ediyor.

Her iki durumun da siyasetin ve hayatın gerçekleriyle bağdaştığını söyleyemeyiz. ÖDP kapatılmış başka bir partiye dönüşmüş hala DSD aynı yerde duruyor.

HDP kurulmuş birçok bileşeni var hala DEMEP aynı çizgide devam ediyor. Bu devamlılık hallerinin KESK’in bugünkü durumunda sorumluluk payını ölçecek bir alet elimizde yok. Bildiğimiz tek şey bilimsel olarak siyasetteki değişimin alan ilişkilerinde bulması gereken karşılığın ortada görünmediğidir.

KESK bir eylem birliği örgütü olarak doğdu. Eylemler KESK’e ait emekçi militanlar yarattı. Barikatları aşmalar, yürüyüşler, yol kesmeler, grevler, iş bırakmalar, bu militan kamu emekçileri sayesinde gerçekleşti.

Muhalif emekten yana siyasetteki olumsuz gelişmeler ve 4688 sayılı yasa önce KESK’in militanlarını tasfiye etti.

Bir “eksen kaydı” tartışması yapılacaksa önce grupların kendi eksenlerini bir kontrol etmesi gerekiyor.

Türkiye sosyalist siyasetinde garip bir durum var. Genelde muhaliflerin çoğaldığı bir dönem yaşıyoruz. AKP-MHP Bloğu zayıflıyor. Yerel seçimlerde bu durum test edildi. Ancak sosyalist hareketler güçlenmiyor, partileri büyümüyor. Böylesi bir durumda onların etkilediği KESK’in büyümesi de elbette mümkün olmayacaktır.

Sonuçta emekten yana siyasetin durumu ne ise KESK Genel Kurulun’ da o olmuştur. Batı cephesinde yeni bir durum yoktur.

KESK’in geleceğini kurtarmanın yolu, bütün grupların yönetimlerde temsil edilmesinden geçmiyor. Bütün gruplar yönetimde olsa iyi olurdu ancak zihniyet değişmeyince bunun niteliksel bir değişime yol açması çok zor.

Bu nedenle KESK’te kapsayıcılık yönetim ittifaklarından değil,  milyonlarca örgütsüz kesimlere KESK’in kapısını açmaktan geçiyor. ‘’Memur’’ sendikacılığı döneminin bittiğini ilan etmesinden geçiyor. Emek hareketinin geleceğinde, işçi sınıfının niteliksel etkisini egemen kılmak istiyorsak, güvencesizlerin kent yoksullarının, kayıt dışı çalışanların, mültecilerin örgütü olma yolunda en radikal adımın atılması gerekiyor. Bu cesaret sınıfın doğal militanlarını tekrar üretir. Burada tereddüt etmeye devam edilirse tam tersi olur ve KESK kadroları, düşüncelerinden siyasi görüşlerinden bağımsız olarak sınıfın var olan bürokratlarına eklemlenirler. Tercih başta KESK genel kurulunda sorumluluk alanlarda olmak üzere bütün KESK üyelerindedir.

Sami Evren

Konya Selçuk Eğitim Enstitüsü Fen Bölümü mezunu. TÖB-Der üyesi, 90’lı yıllarda Devrimci Öğretmenlerin örgütlenmesinde aktif görev aldı. Kamu çalışanlarının sendikal mücadelesinde önemli yeri olan Eğit-Sen’in kurucusu oldu. Siyami Erdem ve Cafer Yıldırım’la birlikte hazırladığı Eğitim Emekçileri Tarihi (Encümen-i Muallimin’den  Eğitim-Sen’e) kitabı 1995’te yayınlandı. 2.ve 4. Dönem KESK genel Başkanlığı yaptı. Kasım 2010’da KESK’de çalışan kadına yönelik taciz iddiasında kadının beyanı doğrultusunda örgütsel hukukun işletilmesini talep etti. Talebin yönetim kurulunca ret edilmesi üzerine KESK genel başkanlığından istifa etti. Özgürlükçü Sol haber sitesini kurdu. Site mahkeme kararı ile kapatıldı. Demokrat haber ve bianet’te ve Telgraf’da yazıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here