Yıldırım Kaya

Covid-19 virüsü ile birlikte bir yılı aşkındır yaşamaya çalışıyoruz. Bu süreçte birçok şey öğrendik, gündelik pratiklerimiz ve yaşam deneyimlerimiz değişti.

Buna bağlı olarak siyasal öğrenme deneyimlerimiz de şekilleniyor. Bu nedenle var olan siyasi deneyimlerimizin de gözden geçirilmesi gerekiyor. Zira olağanüstü koşullar olağanüstü mücadeleler gerektiriyor. Bunun için öncelikle pandeminin ortaya çıktığı koşulları doğru değerlendirmek gerekiyor. Her şeyden önce pandemi tek başına bir sağlık sorunu değil aynı zamanda bir sömürü düzeni olan kapitalizmin krizidir. Bu krizi doğru tanımlamadığımız müddetçe Covid-19’lar bitmeyecek 20’ler, 120’ler gelecektir.

Pandemilere yol açan temel sorun kapitalizmin insan sağlığını hiçe sayan sermaye hırsıdır. Uzun yıllardır uygulanan endüstriyel tarım politikaları, sağlıkta özelleştirme hamleleri, plansız kentleşme gibi bir yığın yanlış politikaların sonucudur pandemiyi ortaya çıkaran nedenler. Dolayısıyla kapitalist dünya düzenini sorgulamak ve onun insanlık dışı uygulamaları karşısında birlikte mücadele etmek hiç olmadığı kadar önemli bir hal almıştır.

Pandemiyi ortaya çıkaran nedenlerin yanı sıra, pandeminin ortaya çıkardığı durum yine mücadele zeminimizi şekillendirecektir. Burada da yine sistemin insanı ve dolayısıyla insan sağlığını hiçe sayan uygulamalarını görmek mümkün. Her şeyden önce sorgulanması gereken, her gün binlerce insanın öldüğü milyonlarca insanın hastalandığı ve bunun yanında insanların ölümünü engelleyebilecek aşıların bulunduğunu düşündüğümüzde normal şartlarda bu aşıların insanlara uygulanarak ölümlerin engellenmesi beklenir. Ancak ne yazık ki geldiğimiz noktada patent adı altında insanların ölümüne göz yumuluyor, insan hayatı paranın yerine konuluyor. Bu anlayıştan krize çözüm bulması beklenemez.

Oysa bundan 68 yıl önce 26 Mart 1953’te yine dünya genelinde binlerce insanın ölümünde yol açan çocuk felci aşısını bulan Dr. Jonas Salk’ın, katıldığı bir radyo programında sunucunun “Bu aşının patenti kimde?” sorusuna verdiği cevap hala akıllarda: “Halktadır diyebilirim. Patent falan yok. Güneşi patentleyebilir misiniz?” Dr. Salk’ın bulduğu ve tüm dünya halkalarına armağan ettiği aşısı sayesinde ölümler engellenmiş ve hastalık dünyadan silinmiştir. Bugün gelinen noktada güneşi patentleyenler tarafından yönetiliyoruz.

Özetle pandemiyi ortaya çıkaran nedenler ve pandeminin ortaya çıkardığı durumu böyle değerlendirdiğimizde bu durumda biz ne yapabiliriz üzerine konuşmamız gerekiyor. Yapılacak şey bu sömürüye karşı birleşmek, birleşerek mücadele etmektir. Peki nasıl ve hangi zeminde birleşeceğiz?

Bu sorunun cevabı yukarıda bahsi geçen insanlık dışı uygulamalar karşısında daha insani bir düzen talep eden, bunu arzulayan, bunun için mücadele eden kesimlerin birleşmesidir.

Peki kimdir bunlar? Pandemi koşullarında çalışmak zorunda bırakılan işçiler, dükkanları kapatılan esnaflar, güvencesiz çalıştırılan özel sektör emekçileri, öğrencilerinden koparılan öğretmenler, evlerine kapatılan emekliler, ürünü elinde kalan çiftçiler, eğitime erişemeyen öğrenciler, her gün katledilen kadınlar, beyaz yakalılar, mavi yakalılardır.

Bugün dünyanın birçok yerinde ve ülkemizde işçiler, emekçiler, çalışanlar, çiftçiler, öğrenciler, kadınlar mücadeleye devam ediyor. Pandeminin ortaya çıkardığı eşitsizliklere karşı seslerini yükseltiyor. Sesimizin daha gür çıkması için birleşmeliyiz.

Söz konusu birleşik mücadele bugün hiç olmadığı kadar hayatidir. Dolayısıyla bu mücadeleyi örgütlemek için Türkiye’deki emek örgütleri, Türk İş, Disk, Hak İş gibi işçi sendikaları ile KESK, Birleşik Kamu İş, Türkiye Kamu Sen gibi kamu çalışanları sendikaları artık ortak örgütlenmeyi gerçekleştirmelilerdir. İşçi memur ayrımına son verilmelidir.

Kapitalizmin ve sömürü çarkının karşısında emekçilerin birleşik mücadelesi için bu insanlık dışı uygulamalara karşı asgari düzeyde ortaklaşılacak zemin ortadadır. İnsanca bir yaşam talebi için birleşerek mücadeleyi büyütmeliyiz.

Birleşe birleşe kazanacağız!

Yıldırım Kaya: 1979’da Eğitim Enstitüsü Sınıf Öğretmenliğini bitirdi. 1990 yılında Eğit-Sen’in kurucuları arasında yer aldı. 1990-1994 yılları arasında Eğit-Sen Kırşehir Şube Başkanlığı yaptı. 23 Ocak 1995 yılında Eğitim İş ve Eğit-Sen’in birleşmesiyle kurulan Eğitim Sen’in kurucusu ve ilk Genel Başkanlığını yaptı. 1996 yılında ÖDP kurucuları arasında yer aldı. 1996-2001 yılları arasında ÖDP Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. ‘Birgün Gazetesi” kurucuları arasında yer aldı. Türkiye Barış Meclisi Kurucuları arasında yer alarak, barış çalışmaları yürüttü. 18 Ocak 2016’da CHP 35. Olağan Kurultayında Parti Meclisi Üyeliğine seçildi. 2016 yılında Örgütlenme Birimi ve Emek Bürolarında görev aldı. 3-4 Şubat 2018’de yapılan 36. Olağan Kurultayı’nda yeniden CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi. Şu an 27. dönem Antalya Milletvekilidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here