Telgraf haber:

”İktisat Literatürü ekonomik büyümenin en önemli kaynakları arasında insan sermayesi ve teknolojik gelişmenin yer aldığını ortaya koydu. Teknolojik gelişmenin motoru olarak da yeni fikir üretimini ön plana çıkardı. Yeni fikir üretiminin kurumsal altyapısı ise koşulsuz bir düşünce ve ifade özgürlüğüdür. Bunun için gerçek anlamda hukuk ve adalet reformu ve yargı bağımsızlığına ihtiyaç var. Oysa bizde Osmanlı’dan miras kalan kul zihniyetinin yansımalarını hala gözleyebilirsiniz. Toplumsal belleğimizde, “İcat çıkarma!” ya da “Eski köye yeni adet getirme!” gibi atasözleri vardır. Yeniliğe ve farklılığa açık olmayan ve yurttaşı temel haklarından yoksun toplumların var olanın ötesine geçmesi, içinde bulunduğu sınırların ardında daha iyi fırsatların bulunabileceğini düşünmesi zordur.”

Prof. Dr. Aykut Lenger

Ege Üniversitesi İktisat Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Aykut Lenger, “Artan işsizlikle birlikte yoksulluğun çok daha fazla artacağını vurgulayarak “Yazık ki vatandaşı çok zor günler bekliyor. Yaz döneminde kapanmanın sona ermesiyle iş bulma olanakları artsa da salgın henüz sona ermediği için önümüzdeki dönemde büyük bir belirsizlik var. Yeni bir kapanmada bu insanların iş bulması çok zor” dedi.Faizin idari kararla değil, ancak sermaye birikimini güçlendirerek düşürülebileceğine dikkat çeken Lenger, Merkez Bankası net rezervlerinin negatif düzeylere düşmesiyle, Türkiye ekonomisine güvenin azaldığını ve kırılganlığın arttığını vurguladı.

İşsizlik, gelir dağılımındaki bozukluk ve yoksulluk ilk sıralarda gelir. İyi kötü bir gelire sahip olan insanlarımızın bile açlıkla karşı karşıya kalabildiklerine tanık oluyoruz. İthal girdi bağımlı üretim yapısı, dış kaynak bağımlılığı, düşük katma değer ve bazı alanlardaki üretimsizlik nedeniyle yüksek döviz kurunun neden olduğu yüksek enflasyonu da unutulmamalı. Dışarıya verdiğimiz nitelikli beyin göçü ve kayıt dışı ekonomi diğer önemli sorunlar. 

Çözüm önerilerini, kısa ve uzun vadede yapılacaklar olarak ayırmak gerekir. Kısa vadede dengesizlikleri ortadan kaldırarak, istikrarlı bir ekonomik ortam sağlanmalıdır. Uzun vadede ise, bağımlı üretim yapısının ortaya koyduğu kısıtları aşarak, yüksek katma değer üretimi sağlayacak adımlar önerilebilir. İthal girdi bağımlılığını azaltmak için yeni yatırımlar, Ar&Ge’ye önemli kaynak ayrılması yoluyla teknoloji açığının kapatılması akla ilk gelen önlemler. Diğer yandan, üretimde imalat ve montaj artık 1970’lerin aksine, katma değerin çok azını oluşturuyor. Bu nedenle, güçlü üretim ve ihracat yapısı için markalaşma ve Ar&Ge büyük önem taşıyor. Ancak, markalaşma için, dünyanın büyük bölümündeki Türkiye imgesi iyileştirilmeli. Ekonomide ucuz işgücüne dayalı düşük verimli sektörlerden, yüksek verimliliğe sahip sektörlere doğru bir yeniden yapılanma için kaynakların yeniden dağıtımı gerekiyor. Özellikle yüksek teknoloji ve bilişim sektörlerinde rekabet gücümüzü arttırabilirsek, ekonomiye katkısı büyük olur. Yüksek teknoloji alanındaki bazı küresel firmaların cirolarının çoğu ülkenin gayri safi hasılasından daha fazla olduğunu anımsarsak, bu alanda uluslararası bir marka çıkarabilmek, başlı başına bir sıçrama demektir. Taşıdığı yüksek risk ve belirsizlik, gereken yüksek bilgi birikimi ve buna bağlı olarak, yüksek yatırım maliyeti gibi nedenlerle özel sektör yüksek teknolojiye yeterli yatırım yapmıyor. Risk ve belirsizlikleri azaltmaya yönelik olarak, belki de özel sektörle ortaklık halinde, kamunun yüksek teknoloji yatırımları yapması, bu alanda insan kaynağının yetişmesini ve bu yatırımlardan yeni teknoloji firmaları doğmasını sağlayarak, uzun dönemde ekonomide yapısal bir dönüşüm sağlayabilir. 

Cumhuriyet‘ten Şehriban Kıraç’ın haberine göre: En önemli reformu, eğitim reformunu, sona bıraktım. Eğitim insan sermayesinin niteliğini belirliyor. Peki, eğitim reformu nasıl olmalı? Teknolojik işsizlik sorunu, eğitimin bireylerin bilgi ve becerilerini bugünkünden çok farklı bir düzeye taşımasını zorunlu kılıyor. Reform öncelikle bunu hedeflemeli. Daha önemlisi, önce toplumsal zihin yapısını değiştirerek, ekonominin yapısını dönüştürmede bir araç olarak kullanılmalıdır. Bakınız, İktisat Literatürü ekonomik büyümenin en önemli kaynakları arasında insan sermayesi ve teknolojik gelişmenin yer aldığını ortaya koydu. Teknolojik gelişmenin motoru olarak da yeni fikir üretimini ön plana çıkardı. Yeni fikir üretiminin kurumsal altyapısı ise koşulsuz bir düşünce ve ifade özgürlüğüdür. Bunun için gerçek anlamda hukuk ve adalet reformu ve yargı bağımsızlığına ihtiyaç var. Oysa bizde Osmanlı’dan miras kalan kul zihniyetinin yansımalarını hala gözleyebilirsiniz. Toplumsal belleğimizde, “İcat çıkarma!” ya da “Eski köye yeni adet getirme!” gibi atasözleri vardır. Yeniliğe ve farklılığa açık olmayan ve yurttaşı temel haklarından yoksun toplumların var olanın ötesine geçmesi, içinde bulunduğu sınırların ardında daha iyi fırsatların bulunabileceğini düşünmesi zordur. Böyle toplumlar kalıplar içinde düşünür, üretimi başkalarının ürettiklerinin adaptasyonudur. Ezbere dayalı bütün eğitim hayatını, neredeyse askeri bir disiplinle tamamlayan biri, var olanın ötesine geçme, onu temelinden sarsma, çok çarpıcı şekilde yeni ve farklı bir fikir üretme konusunda yeterli kapasitede olamaz. İnsan sermayesinin gelişmesi ve teknolojinin üretilmesi için, farklı olanın dışlanıp aykırılaştırılmadığı; sorgulamanın temel kural olduğu, ezber yerine anlamanın; taklit yerine, özgün ve farklı olanın yüceltildiği bir eğitim anlayışı gerekiyor. Toplumdaki bireylerin Osmanlı’dan miras kalan kul geleneğindeki rollerinden sıyrılıp kendilerini değerli ve önemli hissedebildikleri bireylere dönüştürülmesi için önce felsefi arka planda bir reform, aslında bir devrim gerekiyor. Bu devrim yalnızca ekonominin düze çıkması için değil; bu ülkenin insanı bunu koşulsuz hak ettiği için yapılmalı.  

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here