Telgraf Haber Merkezi

OPRE ROMA!

16 Mayıs Romanların Direniş Günü. İkinci Dünya savaşı süresince yaşadıkları ağır zulüme karşı umudun ve mücadelenin adı. 16 Mayıs Roman Direniş Gününde Romanların yaşadıkları ötekileştirmeyi ve süren inkar politikalarını Roman Hakları Derneğinden Göktan Yıldırım ile konuştuk.

16 Mayıs 1944 Romanlar ‘ın Nazi faşizmine karşı 17 ay süren direnişlerinin en etkili günü olması itibariyle tarihe geçmiş bir gün. Nazi işkenceleri insanlık suçu olarak kabul edilmiş olduğu halde Roman halkının uğradığı Nazi soykırımının ve işkencelerinin tüm dünyaca yeterince gündem olmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Baktığımız zaman Polonya’da Auschwitz-Birkenau’da dünya çapında bilinen bir ölüm kampı bulunuyor. Yine sadece Romanlar için ayrıca inşa edilen Zigeunerlager adında bir kampın olduğundan ise çok az insanın haberdar olduğunu görüyoruz..

Auschwitz-Birkenau’daki “Çingene Kampı” nda 17 ay boyunca 18.000 ila 23.000 arası Roman katledildiği biliniyor. Toplamda ise Nazi tarafında soykırım sürecinde 500.000’e yakın Romanın soykırıma uğradığı düşünülüyor. Bu sayının o dönemdeki Avrupa’daki Roman nüfusunun yaklaşık %80’i olduğu tahmin ediliyor.

Bu kadar büyük vahşetin tüm dünyada yeterince gündem olmadığı konusunda; baktığımız zaman karşımıza ilk çıkan gerçek eşit temsil sorunu olduğu söylenebilir. Devletler, Romanları karar alma sürecine dahil etmedikleri gibi eşit yurttaşlığın gerekliliklerini de sağlamamaktadır.

Bunun yanında Roman toplumunun temel haklara erişim sürecinde yaşadığı sorunlardan dolayı hak mücadelesinde yaşadığı kısıtlılıkların, örgütlenme noktasında sorunların yaşanmasına neden olduğunu söyleyebiliriz.

Benzer bir görünmez kılınma durumunu, ancak detaylı araştırmalarla veya az sayıda çekilmiş filmlerle öğrenebildiğimiz eşcinsellere uygulanan vahşette de görüyoruz..

Eğer karar mekanizmalarına yeteri kadar yer alamıyorsanız ve sermayeye dayalı sistem ile aranız yeterince iyi değilse ne yazık ki yaşadığınız acılar büyük bir görünmezlikte kayboluyor.

1944 ‘lerden bugüne inkarın sürdürülmesinde belirleyici olan cezasızlık politikalarında bir değişimden söz etmemiz mümkün mü?

Elbette Nazilerin yaşattığı soykırım süreci hiçbir şey ile kıyaslamaz büyüklükteki acılar barındırmaktadır. Ama çok yakın tarihlere baktığımız zaman Romanlara yönelik onlarca nefret temelli saldırının yaşandığını görebiliyoruz. Bütün nefrete dayalı suçlarda faillerin gereken cezaları almadığı ve cezasızlığın oluştuğu büyük bir gerçeklik oluşturmaktadır. Dünyanın farklı ülkelerinde benzer durumların yaşanıyor olması ise mevcut durumun ne kadar korkunç seviyede olduğunun göstergesidir.

Hızlı bir şekilde yaşadığımız betonlaşma sürecinde kentsel dönüşüm adı altında ranta açılan Roman mahallelerinde yerlerinden edinerek Romanlara yapılan ve bunun sonucu Romanların yaşamında olup biten nedir?

Yaşamın her alanında, kamusal bütün mekanlarda, temel hizmetlerin sağlanmasında karşımıza hep aynı durum çıkıyor: Öznenin görmezden gelinmesi.

Şehirler daha küçük olduğu dönemlerde, rant açısından değerli olmayan ve gecekondulardan oluşan bölgeler; şehirlerin büyümesi ile şehirlerin merkezi noktaları haline gelmektedir. Düne kadar temel hizmetlerin eksik sağlandığı, insanların şehre dahil olmasının kısıtlı olduğu bölgelerinin bir kısmının Roman mahalleleri olduğunu görüyoruz. Bugün ranta açık olan ve şehrin merkezleri haline gelen bu bölgelerde Romanların yaşamasından rahatsız oluyorlar çünkü yaşanan derin yoksulluğu görmekten çekiniyorlar.

Söz konusu kentsel dönüşüm politikaları maalesef Roman mahallelerindeki kültürün ve tarihin de yok olmasına neden olmaktadır. Ayrıca söz konusu kentsel dönüşüm çalışmaları insanları görmezden gelen bir şekilde yürütüldüğü için insanların geleneksel olarak yürüttükleri veya yoğun olarak çalıştıkları iş alanlarından uzaklaşmasına neden olmaktadır ve durum derinleşen bir yoksulluğu karşımıza çıkarmaktadır.


Gettolaştırma mantığı Roman çocukları aynı okul hatta aynı okul içerisinde aynı sınıfta toplama uygulamaları ile eğitim alanında da kendini gösteriyor. Bütün kültürlerin, dillerin iç içe yaşayarak kendini de var edebileceği ortamlar olması ve bu anlamıyla örnek olabilecek yerler olması gerekmez mi eğitim mekanlarının?

Eğer birlikte yaşamdan ve eşit yurttaşlıktan bahsediyor isek her alanda ve mekanda birlikte olmaktan bahsetmemiz gerekmektedir. Eğitim kurumlarında Roman çocukların ayrı tutum ve davranışlara maruz bırakıldığını, eşit bir eğitim alamadıklarını söyleyebiliriz. Bu durum Roman çocukların kendilerini özgür bir şekilde var edememelerine ve ileriye yönelik sosyal içerme sorunları yaşamalarına neden olmaktadır.

Dediğiniz gibi eğitim kurumları bütün kültürlerin ve dillerin bir arada var olabilecekleri ve yaşam bulabilecekleri alanlar olmalıdır. Eğer eşit yurttaşlıktan bahsediliyorsa ilk adım eğitim hakkına eşit erişim olmalıdır. Eğitim kurumlarında Roman çocukların yaşadığı sorunları veya eğitim hakkına erişim sürecinde yaşanan sorunları konuşmayı çok önemli görüyorum. Çünkü pandemi sürecinden sonra bizleri bekleyen ciddi sorunlar olduğunu düşünüyorum. Roman çocuklar uzaktan eğitime dahil olamadı ve sonraki süreçte eğitime ne kadar dahil olabilecekleri sorusu beni çok çekindiriyor.

 Tahakküm ve ötekileştirme toplum içinde katmanlı olarak gücünü konsolide ederken en büyük zorluklar çocukların payına düşüyor sanırım..

Roman çocukları temel haklarına erişim sürecinde ciddi hak ihlallerine maruz kalmaktadır. Bu başlı başına konuşulması gereken onlarca bileşen barındırıyor. Ama benim gözlemlediğim temel sorun çocukların hayal kurma hakkı ellerinde çalınıyor.

Çocuklar bu güne veya geleceğe yönelik hayal kuramıyor; ciddi özgüven sorunları yaşıyorlar. Son üç senedir Roman çocuklarla çalışma yürüten biri olarak şunu söylemek isterim; çocuklar yaşadıkları ayrımcılığın farkındalar ve kimseye güvenemiyorlar. Ayrıca daha çocukluktan çıkmadan yetişkinlere ait sorumlulukları hissetmeye başlıyorlar.

Roman çocuklarının çalınan bir çocuklukları var ne yazık ki. Çocuk yaşta evlilikler, çocuk işçiliği, akran zorbalığı, oyun hakkına erişim… gerçekten karşımızda çok uzun bir liste var.

Öyleyse bu söyleşiyi Roman çocukları konuşmak üzere sözleşerek sonlandıralım.

Elbette..

Si elpin ando ustipe thai solidariteto! Direnişte ve dayanışmada umut var!

Söyleşi – Arzunur Şimşek

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here